ABDÜLHAMİD ZONGULDAKLI MADENCİLER İÇİN GENELEV AÇMIŞ

2. Abdülhamid'in "Emraz-ı Zühreviye (Sariye) Nizamnamesi" ile temelleri atılan ve pavyonlarda ailesinden uzak yaşayan maden işçilerinin sosyal kontrolü amacıyla açılan Acılık Genelevi, tümden yıkılarak yüz yılı aşan öyküsünü tamamladı.

Osmanlı İmparatorluğu’nun, Sanayi Devrimi’nin bir halden başka bir hale çevirdiği dünyaya ayak uydurmaya çalışırken modernleşme yolunda adımlar da attığı zor yıllardı. Savaşlar, kırımlar, kıtlıklar her yanı kasıp kavururken salgın hastalıklar toplum sağlığı için en büyük tehditlerden birini oluşturuyordu. Kamu imkânlarıyla hizmet sunacak kurumların son derece kısıtlı olduğu o yıllarda tıp da birçok konuda acizdi. "Daül'efrenc" ya da "Maraz-ı efrenci" gibi isimlerle kayıtlara geçen frengi, özellikle Kırım Savaşı sonrası yaygınlaşmış ve imparatorluğun dört bir yanında salgına dönüşmüştü. Orduyu ve genç nüfusu etkileyip devletin askeri gücünü zayıflatan salgın eriştiği boyutla bir "beka meselesi" haline gelmişti. Zührevi yollardan bulaşan hastalık, özellikle Anadolu'nun iç kesimlerinde ciddi nüfus kayıplarına ve sosyal bunalımlara neden oluyor; toplumda hem fiziksel hem de psikolojik yıkıma yol açıyordu.

O DÜZENLEMELER CUMHURİYETE DE MİRAS KALDI
Mülkün Sultanı II. Abdülhamid tehlikeyi bertaraf etmek için harekete geçti ve 1884’te Beyoğlu'ndaki Bazı Özel Hanelerin Hıdemat-ı Sıhhiyesine Dair Nizamname”yi çıkardı. O zamanki adıyla “umumhane” olan genelevlere ilk kez resmi bir statü kazandıran nizamname ile frengiyi kontrol altına almaya çalışan Abdülhamid; Galata ve Pera bölgelerinde yoğunlaşan işletmelere resmi kimlik kazandırdı. Oralarda çalışan kadınlar zorunlu olarak sağlık muayenesinden geçecek, kurulan muayenehanelerde düzenli kontrolleri yapılacaktı. 1915’te bir adım daha ileri giden “Sultan Hamid”, bu kez, tüm Osmanlı ülkesine şamil olacak "Emraz-ı Zühreviye (Sariye) Nizamnamesi"ni (Cinsel ve Bulaşıcı Hastalıklar Yönetmeliği) çıkardı. Bu düzenlemeler, Osmanlı’daki fuhşu tümden yasaklayan kadim devlet politikasının değişmesi anlamına da geliyordu. O zaman kadar ahlaki kaygılarla hareket eden İmparatorluk bunu bir kenara bırakıp sıhhi bir yaklaşım sergiliyor, gizli fuhşun salgını daha çok yayacağı gerçeğinden hareketle "denetimli serbestlik ve sağlık kontrolü" modelini seçiyordu. Kamu sağlığını korumak için fuhşu yasal bir çerçeveye oturtan düzenleme, ufak tefek değişikliklerle Cumhuriyet’e de miras kaldı. 1930’da Umum Hıfzıssıhha Kanunu ile sağlık denetimi merkezi hükümete verildi, 1961 tarihli "Genel Kadınlar ve Genelevlerin Tabi Olacakları Hükümler" tüzüğü ile bugün halen geçerli olan mevzuat oluşturuldu.

MADENCİLİĞİN ALTIN ÇAĞININ YAŞANDIĞI 1950-1980 YILLARI ARASINDA EN YOĞUN DÖNEMİNİ GEÇİRDİ
Kömürün bulunmasıyla bir “şirket kasabası” hüviyeti kazanan Zonguldak'ta Anadolu’daki bazı iller gibi bir umumhane açıldı. Hangi tarihte kurulduğuna dair kesin bir kayıt ya da resmi bir belge bulunmasa da bazı anlatımlarda, yüzyılın hemen başında ilk kez Rumlar tarafından açıldığı yazıldı. 1900’lerin ilk on yılında işçi sayısı 10 binlere ulaşan Zonguldak, kalabalık bir maden kentine dönüşmüştü. Konuyla ilgili yapılan bilimsel çalışmalarda; Acılık’taki genelevin, çoğunluğu bekâr ve ailesinden uzakta çalışmak zorunda kalan maden işçilerinin sosyal kontrolünü sağlamak amacıyla devlet denetiminde bir bölge olarak kurgulandığı dile getirildi. 1940'lı yılların başındaki maden havzasının genişleme sürecine bağlı olarak büyüyüp çalışan kadın sayısı artan Acılık Genelevi, madenciliğin altın çağının yaşandığı 1950-1980 yılları arasında en yoğun dönemini geçirdi.

“ŞAHİNAZ’IN EVİ” OLARAK DA BİLİNİYORDU
İşletmeciliğini uzun yıllar Şahinaz K.’nin yapması nedeniyle halk arasında “Şahinaz’ın Evi” olarak da bilinen umumhane; 1980’lerden sonra, kömür üretiminin düşmesi, şehrin değişen demografik yapısı ve farklılaşan yaşam biçimleri nedeniyle popülaritesini yitirmeye başladı. 1990’larda işleri iyice azalan Acılık Genelevi, 2008’de Şahinaz K.’nin vefatından sonra hızla sönümlendi. 2017 yılı, Zonguldak genelevi için sonun başlangıcı oldu. O dönemin yerel yönetimi ve mülki idaresi "asayiş ve kentsel dönüşüm" gerekçeleriyle ruhsatını iptal ederek genelevi resmen kapattı. Yıllarca metruk kalan binalar Acılık Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında yıkılınca 100 yılı aşan bir hikâye de son buldu. 

HAVZANIN YÖNETİMİ İÇİN GEREKLİ GÖRÜLEN SOSYAL DONATILARIN BİR PARÇASIYDI
Bazı araştırmacılar, bir "şirket kasabası" (Company Town) modeli olan Zonguldak’ta sinema, hastane ve işçi pavyonları gibi yapıları, havzanın yönetimi için gerekli görülen sosyal donatıların bir parçası olduğunu belirtti. Maden işçilerinin sadece iş gücünü değil, sosyal hayatını da disipline etmek için kurgulanmış birer "sosyal mühendislik aracı" olarak da kullanılan genelev, içinde yüzlerce kadının sessiz çığlığını, umudunu ve dramını barındıran toplumsal bir laboratuvar olarak da işlev gördü.  Bugün Alpaslan Sokak’ta kentin görünmeyen bir tarihini anlatan yıkıntı, aslında Sultan Abdülhamid’den bugüne uzanan müthiş bir öyküyü anlatıyor. İçinde yaşanan insan öyküleri ise tabii ki bambaşka anlamlar taşıyor…