AK PARTİ BELEDİYELERİNDE SOSYAL VE KÜLTÜREL SORUNLAR
Zonguldak'ta sosyal ve kültürel faaliyetler aslında Türk ocakları ile başladı. Cumhuriyetin kurulması ile Türklük faaliyetleri ile Türk gençlerinin eğitiminin yanında, kültürel , sosyal ve spor faaliyetlerine yönetilmesi için Türk Ocağı çatısı altında etkinlikler düzenleniyordu. Sonra bu işi Halkevleri yapmaya başladı.
1932'de Türkiye'de kurulan halkevleri ile eş zamanlı, Zonguldak'ta kurulan halkevi oldukça geniş kapsamlı faaliyet yürütmeye başladı. Zonguldak Belediyesinden hariç böyle bir kurum olması, sosyal ve kültürel, aynı zamanda spor faaliyetleri ile neredeyse eşit bir kurum haline gelmişti. Haliyle halkevinin başında, protokol düzeyinde neredeyse belediye başkanı gibi şehirde söz sahibi olan bir isim oturuyordu. Yönetim anlayışı aynı amaç uğruna olunca ; şehrin valisi, belediye başkanı ve halkevi başkanı uyumlu şekilde işleri yürütüyordu. Buradaki amaç Cumhuriyet rejiminin halka yayılması ve Cumhuriyetin getirdiği yeni anlayışın halka indirgenmesinden kaynaklanıyordu.
1950 yılında Demokrat Partisinin seçimleri kazanmasından bir sene sonra Türkiye’deki tüm halkevleri gibi Zonguldak ve Kilimli Halkevi de kapatıldı.
1960 tarihinde askeri darbe sonrası halkevleri dernek statüsünde yeniden kuruldu.
Bu tarihten itibaren Halkevleri toplumsal muhalefetin yuvası haline geldi. Başta şehrin sanatçıları, halkoyunları eğitmenleri ressamlar gibi şehir içinde sosyal kültürel faaliyet yapanlar genelde sol görüşlü kişilerden oluştu. Zaten ince, hassas kişilikler sol kişilerden oluşuyordu. Sağ kesim genelde toplumsal faaliyetleri sadece ideoloji birliktelik olarak görüyordu.
Özellikle 1970’lerde gençler siyasi görüş olarak iki zıt kutba ayrılmıştı. Sağcı gençler Türk ocaklarında, solcu gençlerde halkevlerinde toplumsal faaliyetlerde bulunuyordu. Türk ocakları artık sosyal ve kültürel faaliyetlerden uzaklaştı.
Şehirde kurulan ZOFOD gibi dernekler genelde solcu gençlerin takıldıkları bir yer haline geldi.
1980 askeri darbesi ile; yine başta halkevleri gibi bazı derneklerin faaliyetleri yasaklandı.
1990’lara gelindiğinde , Zonguldak’ta diğer şehirlere nazaran oldukça sayısı fazla dernekler açılmaya başlandı. Bunun nedenlerden biri de ; Zonguldak’a atanan öğretmenlerin halkoyunları gibi gösteri sanatlarını şehirde faaliyete geçirmesinden kaynaklanmıştı. O yıllarda ; mesela ‘çayda çıra’ oyunu şehirde oynanan oyunlar arasındadır. Hem yerel hem de dışarıdan şehre atanan öğretmenler sayesinde okullarda halkoyunları ve resim gibi sanatsal faaliyetler arttı. Örneğin Halkoyunları yarışmaları oldukça rağbet gören bir faaliyet haline geldi.
Zonguldak’taki belediyeler ise kendini yetiştiren bu insanlardan faydalandı. 1990 ‘larda Zonguldak belediyeleri genelde sosyal demokrat belediyelerden oluştuğu için festivallerin de yaşandığı yıllar oldu. Kozlu’da , Kozlu Folklor Derneği’nin başında Hikmet Sinan , Zonguldak’ta Zonguldak Folklor derneği (ZOFOD)’in başında Mehmet Yıldız. Çağdaş Hasad Derneği başında Engin Çöl Çatalağzı’nda ise Çatalağzı Folklor derneği başında Metin Özçelik vardı. Bu dernekler çocukların ve gençlerin sosyal faaliyetlere katılımı sağlıyor ve şehirdeki kültürel faaliyetleri besliyordu. Belediyelerin yaptıkları tüm festivallere karşılıksız katılım sağlayarak, ortaya görsel şölen çıkartıyorlardı.
Örneğin, ben de 1990 yıllarında Çatalağzı Folklor Derneği’nde (ÇAFDER) tiyatro kolunun başındaydım. Aynı zamanda derneğin yönetimindeydim. Çatalağzı Belediyesi SHP ve sonrasında CHP’li belediye idi. Ben aynı zamanda (belediyenin böyle bir birimi olmamasına ramen) Fen İşlerinde çalışır gözükerek , aslında şimdiki belediye kültür İşleri görevini yürütüyordum.. Zafer Haftası Şenlikleri ile Barış ve Dostluk şenlikleri düzenliyor , aynı zamanda da belediyenin gazetesini çıkarıyordum. Derneğimizin müzik bölümünde de Süleyman Abay, Remzi Demirci gibi yetenekli insanlar vardı. Derneğimizin başında da olmaz ise olmaz Sebahattin Yılmaz bulunuyordu. Bize abilik yapıyordu.
Dernekler bir birilerine yardım ederdi. Örneğin bir yörenin oyunu için kıyafet noksanlığında diğer dernek kıyafetlerini verebiliyordu. Ya da bir birlerine eğiticilerini yolluyorlardı. Kozlu’da yapılan festivale Çatalağzı, Çatalağzı’nda yapılan etkinliklere ise Kozlu derneği katılarak destek verebiliyordu.
2000’li yıllardan sonra bu faaliyetler zayıfladı.
Zonguldak’ta bu İsmail Eşref ile 2004’e kadar sürmesine ramen 2004 seçimlerinde merkezde AKP’li Şecaattin Gonca’nın başkan olması ile birlikte zayıflamaya başladı. Hatta Zonguldak’ta halkoyunları yarışması dahi bir ara yapılmamaya başlandı.
Bugün bakıyoruz başta Çaycuma’da , Devrek’te, Ereğli’de Festivaller yaz şenliklerine dönüşüyor. Özelikle Çaycuma’da bir bir üzerine etkinliklerde hem yöresel hem de ülke içinde değerli sanatçı ve yazarların katılımı ile gerçekleşiyor. Fakat Zonguldak Belediyesi'nin öncülüğünde ne bir festival görüyoruz ne kültürel etkinlik, ne de sanatsal faaliyetler. Şehirdeki faaliyetler belediyenin dışında gerçekleşen etkinlilerden oluşuyor. AKP’li başkanın olduğu Filyos bu konuda sönük. Oysa Filyos Zonguldak’ın Turizm kentlerinden biri olmaya aday. Eskiden sosyal kültürel etkinliklerin başını çeken ve halkevi bulunan Kilimli’de zaten uzun süredir yaprak kımıldamıyor.
Bunun nedeni işte tam da budur. Sağ parti belediye başkanları ile sosyal faaliyet yapan sol insanların uyuşamaması. Uyuşmama iki tarafta da gerçekleşse de , bana göre tamamen belediye başkanın hoşgörüsü ile atlatılabilecek bir durum
Bu faaliyetlerde bulunan insanlara çağrıda bulunacak olan belediye başkanıdır. Bu faaliyetleri düzenleyip, komiteye derneklerin başkanlarına bıraksalar hiçbir sorun kalmayacak. Ben hiçbir dernek başkanının bu belediye AKP’li deyip ,katılmayacağını sanmıyorum. AKP belediyeleri genelde belediyelerin kültür müdürlüklerine yandaş ,taraflı, aynı zamanda liyakatsiz insanları aldığı için ortaya bambaşka durumun çıkmasına neden oluyorlar. Bu durum aslında belediyelerin turizmini de engelliyor. Belediyenin tanıtımı zayıf bırakıyor.
Başkanın önüne gelen tarihi yapıyı hiç düşünmeden yıkılmasının nedeni de bu zaten. Zira AKP’li belediye başkanların yanında değer yargıları yüksek olan , belde sevdalısı, gönüllüsü birisinin olmaması.
Uzun lafın kısası;
Cumhuriyet tarihinin başlarında bizzat devlet kurumu olarak faaliyet gösteren halkevleri , zamanla dernek düzeyine inmiş ve sonrasında belediyelerin kültür merkezleri kurularak yokluğu kapatılmıştır. Lakin bu birimler, belediye başkanının vasıfları ve siyasi görüşleri ile farklılık göstermiştir.
Belediye başkanlarının anlayışı ve yönetim tarzının, şehrin sosyal kültürel faaliyetlerinin yapılmasında büyük katkısı var. Bunlardan en başarılı olanı Çaycuma Belediye Başkanı Bülent Kantarcı olduğunu görüyorum. Kurucaşile’den Zonguldak’a kadar bu alanda kim varsa iletişimde, onları zaman zaman etkinliklere davet ediyor.
Ne tuhaf Zonguldaklılar sadece yerel sanatçıları, ressamları, müzisyenleri yazarları Çaycuma’daki etkinliklerde görebiliyor. Bu da Kantarcı’nın kültürel sosyal anlamda ne kadar geniş bir vizyona sahip olduğunu gösteriyor.
(Almanya’da olmama rağmen benle bile iletişim kuran bir belediye başkanıdır.)
Bildiğim kadarı ile Çaycuma’da Ahmet Öztürk, Devrek’te İbrahim Tığ, belediye başkanlarının bu alanlarda danışmanlığını yapıyorlar. Gökçebey’de, (her ne kadar farklı partiden de olsa ) CHP ilçe Başkanı Ali Rıza Yılmaztürk ,Tarih Araştırmacı Nail Yurtaçan yaptıkları etkinliklerle bu açığı kapatıyorlar. Ereğli belediyesinde bu durum daha da yüksek. Ben de Çatalağzı Belediye Başkanı ile bazı konularda iletişim halindeyim.
Bu skalaya baktığınız zaman Zonguldak Belediye Başkanının danışmanı , Ankara’dan arkadaşı değil, Zonguldak tarih araştırmaları yapan Yüksel Yıldırım olmalı, değil mi ?
Bu insanlara sahip çıkan belediye başkanları Zonguldak!a bu alanda büyük hizmet yapmış olur.
İleri de bu insanların yerine başka insanların geçmesi bir öncekilerin itibarına bakar.
Farkındaysanız , Zonguldak Şehir Merkezi, giderek sevimsiz, kuru kuru yaşanan bir yer haline geliyor.
Hayati Yılmaz ile
Zonguldak Tarih