BU DA "ZONGULDAK" SÖZLÜĞÜ!

Oğuz, Türkmen ve Kıpçak Türkçesiyle ortak bir ağız özelliği taşıyan Zonguldak ağzı unutulmaya, kaybolmaya yüz tutuyor. Bir kaç akademik araştırma dışında yıllara yenik düşen 'Zonguldak' sözlüğü 70 yaş üstü silik hafızalarda hayat bulmaya, köklerini korumaya çalışıyor.

Akademisyen Duygu Çamurcu tarafından 2010-2011 yılları arasında Zonguldak Merkez İlçesine bağlı 50 köyde yapılan ortalama 13 saatlik ses kayıtlarından oluşan “Zonguldak Ağzı” konulu tez çalışmasında Kıpçak Türkçesinden etkilenen Zonguldak’ta “g” ve “ğ” kaymalarının dildeki en karakteristik özelliği olduğuna dikkat çekiliyor.

 

İşte Zonguldak ağzıyla konuşulan kelimeler:

-abi : Ağabey (23-38)

accuḳ : Azıcık (34-80)

aġıl : Akıl (28-251)

ağnat- : Anlatmak (28-241)

al bürü- : Geline kırmızı başörtüsü örtmek (41-14)

aŋat- : Anlatmak (19-139)

āşam : Akşam (1-40)

avaç : Ağaç (18-21)

avıllıḳ : Ağırlık; başlık parası (19-55)

avır : Ağır (16-16)

ayle : Aile (3-52)

-bbā : Bana (8-108)

çe : (Far. baġçe) Bahçe (16-125)

bağ bağla- : Biçilmiş odun demet haline getirmek (26-9)

vu : Baklava (39-32)

balduz : Baldız (29-61)

bárábár : (Far.) Beraber (46-29)

bėber : Biber (33-96)

ceg : Böcek (18-55)

bek : Beklenen yer, pusu (48-128)

bėrek : Börek (18-15)

lek döşe- :Tepsiye börek döşemek (19-60)

beren beri : Sıra sıra (36-36)

beyazlık : Gelinlik (30-40)

beyimgil : Beyim ve yakınları (40-125)

bıcır bıcır : Çok ıslak, su gibi (13-30)

bıldır : Geçen sene (2-11)

gidimde : Bir gidişte ( 3-48)

verimde : Bir verişte (3-51)

yol : Bir kez, bir süre (17-88)

billik : Birlik (44-47)

bindürvē- : Bindirivemek (28-218)

bȫ le : Böyle (29-31)

böygen : Böyle (48-95)

boḥ ça : Çeyiz (47-45)

boynu ġalın : Söz sahibi, sözü dinlenen insan (43-28)

bóyúg : Büyük (44-33)

böğün, ün : Bu gün (3-78), (35-59)

buba : Baba (19-25)

búğdey : Buğday (3-98)

burġur : Bulgur (23-47)

büydey : Buğday (23-40)

-cceryan : Elektrik akımı (29-22)

cimcik : Hamur kızartmasına şerbet dökülerek yapılan tatlı (43-65)

cizleme : Yağda veya sacta sulu hamurdan yapılan ekmek (36-39)

-ççanaḳ : Tabak (34-127)

çavır- : Çağırmak (18-45)

çenber : Çember; başörtüsü, yemeni, yazma (39-44)

çeŋiz : Çeyiz (32-55)

çılbır : Mısır unu ve peynirle yapılan katı bir yemek (9-76)

çif sür- : Toprağı sürüp işlemek (26-9)

çiḳ lata : Çikolata (47-12)

çüf : (Far. cuft) Çift (12-66)

çükündür : Kırmızı pancar (MDD)

çoġgen : Çokça (46-30)

-ddana : Tane (41-10)

ġı ġur : Yüksek ses (10-40)

darı : Ispanağa benzeyen bir tür bitki (31-20)

dav : Dağ (28-155)

davúnuḳ : Dağınık (29-31)

değėl : Değil (33-82)

değüşük : Değişik (29-70)

dene : Tane (34-96)

deŋiş : Değiş (6-13)

deŋişiklik : Değişiklik (3-87)

deyi : Diye (16-27)

deymen : Değirmen (4-30)

dibek : İçinde bulgur ve benzeri şeylerin dövüldüğü büyük

havan (23-47)

diğne- : Dinlemek (45-5)

doġdor : Doktor (20-7)

doğrugen : Doğru dürüst (46-7)

doŋuz : Domuz (3-11)

dov- : Doğmak (35-5)

únü : Gerdek gecesinin ertesi günü gelin ve damadın evine

gidilip, gelinin çeyizlerinin görüldüğü ve eğlencenin

yapıldığı gün (17-26)

düvún : Düğün (1-38)

-eeccük : Azıcık (33-129)

edüvör- : Edivermek (11-51)

eḳ aye : Türkiye Taş Kömürü (1-70)

ekleş- : Sataşmak (MDD)

eleg : Elek (17-25)

ėlet- : İletmek (1-12)

ender- : İndirmek (43-31)

ri : Elbise (20-27)

epey : Bir hayli (11-41)

esger : (Ar.) Asker (1-96)

esgi çamlā barda ol- : Devrin değişmesiyle, eskilerin değeri kalmamak (31-52)

eteği : Öteye (11-47)

ever- : Evlendirmek (25-20)

ėyi : İyi (17-103)

ezcük : Azıcık (8-28)

-ffur patlasın çal kütlesin : Gönlünce eğlenmek (17-26)

fur- : Vurmak (38-11)

-gġ : Kadar (40-16)

ġadan : Kadar (16-19)

ġadefi : Kadife (42-33)

ġalaba : Kalabalık (34-106)

ġalan : Artık (31-12)

ġuru başınan ġal- : Bir başına kalmak (46-41) (ġ ġuru başumuznan)

ġandil : Lamba (19-162)

ġara mancar : Kara lahana, yaprakları koyu yeşil olan kış sebzesi

ġāri : Artık, bundan böyle (17-52)

ġarşu : Karşı (34-72)

ġartlaç : Mısırdan yapılan yufka ekmeği (9-77)

ġaruḳ lu : Buğday ve arpa karışımı (9-61)

ġasnaġ : Başa takılan çember (41-26)

ġatık : Bir şeye karıştırılan katık (29-36)

ġāve : Kahve (10-12)

ġaynı- : Kaynamak (23-126)

ġayri : Artık, bundan böyle (9-75)

gebedek : Annesi babası olmayan kimse (21-10)

genşlik : Gençlik (21-26)

gezip kert- : Çok gezmek (8-185)

ġına ekmē : Kına günü (9-20)

ġırmızılıḳ : Kına elbisesi (30-18)

ġısacuğ : Kısacık (48-49)

ġıy : Kıyı (39-28)

ġıyġaşla- : Kapıyı aralık bırakmak (MDD)

ġıZcuvaz : Kızcağız (3-28)

ġızıl ġızıl uğraş- : Özveri ile uğraşmak (48-166)

gibice : Gibi (23-123)

gine : Yine (22-29)

ġo- : Koymak (22-34)

ġoca- : İhtiyarlamak (44-41)

ózel : Güzel (8-34)

ózet- : Korumak, kollamak (48-114)

ózetle- : Gözetlemek (19-36)

göğer- : Ağarmak, renk atmak (MDD)

ġredė : Kredi (34-120)

úlbe : Kulübe (28-56)

ún aḥ çuluğu : Düğünlerde, bayramlarda, özel günlerde yemek yapan kişiler (4-35)

ún : Gün (33-70)

ġuy- : Koymak (8-16)

-hḥ anḳ ı, ḥ anki : Hangi (9-79), (22-46)

ḥ apsí : Hepsi (34-76)

ḥ arman dóv- : Tahılların sap ve tane kısımlarını birbirinden ayırmak

için yapılan işlem. (6-6)

ḥ armanıy ġaşı : Harmanın üstü (9-60)

ḥ asdabaş : Hastalıklı (5-32)

ḥ aşlıḳ : Harçlık (34-42)

ḥ ayın in) Kötü (48-179)

heber : (Ar.) haber (6-85)

ḥ ınzıl : (Ar. hınzır) Domuz (20-97)

hinci : Şimdi (6-31)

hincik : Şimdi (12-17)

hindi : Şimdi (9-74)

ḥ om ḥ om et- : Söylenmek (48-139)

ḥ orata : Eğlence (9-22)

-ıılazım : Lazım (12-45)

Isdanbȯ l : İstanbul (35-45)

ıslaḳ semeri sırtına sármá- : Bir başkasının suçunu, cezasını, sorumluluğunu üstüne almamak (14-7)

-iİbram : İbrahim (28-67)

ibrik : Sürahi (47-150)

úvey : Karısının ailesinin evinde oturan damat (32-47)

imza çak- : İmza atmak (8-75)

irezil : Rezil (48-178)

işde : İşte (11-34)

-kḳ sı : Kimisi (32-11)

keri : Sonra (6-40)

ún : Kırdığı kırdık biçtiği biçtik kişi, sert mizaçlı kimse (48-57)

óm- : Gömmek (46-40)

ḳontul : Kontör (34-92)

óy : Köy (33-70)

köllen- : Körlenmek, verimsizleşmek (44-15)

köpür : Tahtadan yapılan merdiven (48-125)

-llüpçü : Hazır yiyici, bedavacı (14-27)

-mmabere : (Ar. muha:bere) Muhabere (5-81)

malay : Mısır unu ile yapılan yemek (MDD)

mamele : (Ar. mua:mele)Muamele (8-66)

ter dóv- : Mehter çalmak (20-26)

mektip : (Ar.) M b (28-224)

merḥ aba verme- : Konuşmamak (23-127)

mertmen : merdiven (9-59)

mevra ) Suyun aktığı yol kanal (8-97)

misir : Mısır (1-78)

muḳ Ttar, muḳ dar : Muhtar (18-63), (33-125)

mühüm : (Ar.) mühim (2-25)

-nnetceŋ : Ne edeceksin (34-95)

nira : Lira (40-27)

nodul : Üvendirenin (değnek) ucundaki sivri demir (36-12)

-oólle- : Öküzler işe yaramayacak duruma gelmek (13-20)

ondan keri / keli : Ondan sonra (34-28), (34-62)

oturtma : Yufkanın üstüne et döküp, yufka sarılarak yapılan et

yemeği ( 3- 67)

-öögelen : Önceden (43-61)

öğder : Köylerde para toplayan kimse (16-64)

öğeŋ : Önce (6-34)

öğünce : Önceden (9-8)

re- : Öğrenmek (34-77)

ȫ retmen : Öğretmen (20-9)

ötdü : Ötede (12-11)

övdül : Düğünde damada verilen para ( 17-71)

övüdüvö- : Öğütüvermek (19-48)

öy : Ön (19-56)

-ppartal : Tarla, taşınmaz mal (13-36)

 partal at- : Abartarak, yalan konuşmak (MDD)

patıra- : Söylenmek (48-159)

patitis : Patates (8-20)

penez : Gelinin başındaki başörtüye ya da kasnağa takılan dizi

dizi altın ya da liralar (47-132)

pov : Başörtü (32-57)

-ssā : Sana (12-48)

sac : Üzerinde ekmek pişirilen metal levha (29-39)

sada : Sadece (42-54)

sam fur- : Bitkilerin, meyvelerin olgunlaşmadan dökülmesi (3-93)

sav : Sağ (11-49)

savdúç : Düğünde gelin veya damada eşlik eden, sağduç (12- 32)

savluġ ocağu : Sağlık ocağı (20-6)

sayvan : Kulübe (13-38)

seḲ isen : Seksen (19-144)

müz : Besili, büyük hayvan, semiz (1-36)

sifta : (Ar.) Siftah, ilk (42-96)

sini : (Far. sînî ) Tepsi (9-76)

sirkeli baḳ la : Fasulyeden yapılan sirkeli yemek (43-68)

soFra çekil- : Sofra kurulmak (19-53)

soŋa : Sonra (7-7)

sovra : Sofra (12-57)

-şşinci : Şimdi (16-55)

da : Şuralarda (23-180)

şüfer : Şoför (34-123)

tāla : Tarla (21-16)

tanġur tunġur : Kaba ve çınlayıcı ses (17-76)

taratollu : Patates, yoğurt ve sarımsakla yapılan yemek (30-50)

tåvug : Tavuk (19-61)

teneke ġınası : Teneke çalınarak yapılan kına (11-6)

tınma- : Dokunmamak, yanaşmamak (48-97)

tomatis : Domates (8-34)

tüllü : Türlü (29-70)

türkü çağır- : Türkü söylemek (12-27)

-uúnleme : Düğünün üç gün sürmesi, kına, düğün ve duvak günü (2-34)

urba : Elbise (30-20)

uşaḳ : Erkek ve kız çocuk m “uşağım”) (17-66)

uşagen : Uşak (48-19)

-vvö- : Vermek (19-49)

-yyanġın ol- : Aşık olmak, sevdalanmak (42-30)

ún : Ertesi gün (19-41)

yav- : Yağmak (1-50)

yav : Yahu (8-42)

ún : Ertesi gün (17-55)

yeşilgen : Yeşil gibi (10-27)

yetüklük : Yetecek kadar (16-78)

yıvın : Yığın (36-33)

yi- : Yemek (28-262)

yimek çek- : Yemek vermek (25-7)

yivör- : Yiyivermek (48-71)

yolcu çek- : Yolcu götürmek (34-124)

yuFḳ a yaz- : Yufka açmak (9-75)

ḳ a çek- : Yufka açmak (34-50)

ḳ á : Yufka (18-47)

yuvan- : Üstüne gelmek, sıkıştırmak (48-37)

-zzatı, zaTTı ten (19-38), (32-60)

zavallık vēme- : (Ar.) Zeval vermemek, korumak (5-65)

zencir : Zincir (36-26)

net net, ziynet (47-38)

zoba: Soba

zolla: Zorlamak

zonguldakağzı zonguldaksözlüğü şive zonguldakşivesi