PROF.DR. KALAYCIOĞLU'NU DUYGULANDIRAN BULUŞMA

Zonguldaklı Tarihçi Yazar ve Emekli Maden Mühendisi Ekrem Murat Zaman, imzası ile yayınlanan 'MADENCİLİK EĞİTİMİNDE' çalışması tarihsel bir buluşmaya neden oldu.

BABASI  “ MADEN MEKTEBİ”NİN İLK MEZUNUYDU

 

Ekrem Zaman’ın çalışmasında yer alan Maden Mektebi’nin ilk mezunlarından 62 numaralı Maden Mühendisi adayı Ahmet Reşit Kalaycı, Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu’nun babası olduğu öğrenildi.

Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nda görev yapan Ali Ayaroğlu ve Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, bir sohbette Kalaycıoğlu’nun “Benim babam Zonguldak Maden Mektebinin ilk mezunlarından” dedi.

Ali Ayaroğlu söz konusu “Madencilik Eğitiminde” kitabı geçtiğimiz hafta Basın Konseyi toplantı öncesi kendisine teslim etti. Duayen siyaset bilimci Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu duygularını şu sözlerle ifade etti:

“Türkiye’de Madencilik Eğitimi’nin son Yüzyılı Sayın Ekrem Murat Zaman’ın Madencilik Eğitiminde 100 Yıl adlı kitabı piyasaya çıkalı üç yıl oluyor. Bu madencilik eğitimi konusunda yazılmış kapsamlı. özenli ve ayrıntılı bir çalışma. Belki de bugüne kadar yapılmış olanlar içinde en kapsamlı olanı. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne ihtiyacı olan Maden mühendislerini yetiştirmek için Zonguldak’ta 1924 yılında İktisat Vekaleti tarafından yatılı ve parasız eğitim vermek üzere açılan Yüksek Maden Mühendisi Mektebi, Kurtuluş Savaşı yıllarından beri Millet Meclisi’nin önceliklerinden birisi olan sanayileşmenin en önemli yapı taşlarından ve mütemmim cüzlerindendir. Yüksek Maden Mektebinin 1924 yılında kurulmasından 5 yıl sonra, 1929 yılından itibaren Büyük Dünya İktisadi Buhranı (Depresyon) ile başlamış ve 1931 yılında İktisat Vekaleti’nin mali imkanlarının yetersizliği nedeniyle kapatılmıştır. O yıllarda, bir tanesi birinci Cihan Harbi olmak üzere 1911’den 1922’ye kadar süren savaşlar dolayısıyla, büyük bir çalışabilir nüfus ve nitelikli işgücü fıktanı içinde olan Anadolu’dan gelen, Ekrem Murat Zaman’ın ifadesiyle “...fakir, fakat okuma istek ve azmiyle yanıp tutuşan öğrenciler...” (s. 52) için Maden Mühendisi Yüksek Okulu (Mektebi) benzersiz bir fırsat olmuştur. Sadece mühendislik mesleğinin gelişimine kritik bir katkıda bulunmakla kalmamış, ülkenin ilk kuşak girişimcilerinin de yetişmesine de önemli bir katkıda bulunmuştur. Bu mezunları sadece Mühendis olmakla yetinmemiş, örneğin 1929 mezunlarından olan Behçet Kemal (Çağlar) aynı zamanda Cumhuriyet’in ilk ulusal şairlerinden olmuştur. Bu nedenle 1930’lu yılların her türlü olumsuz iktisadi koşullarına rağmen Yüksek Okul’un Cumhuriyet Türkiye’sine katkısı maden mühendisliği alanının ötesine geçerek sanayileşmesinin çap ve hacim kazanmasında da etkisini göstermiştir. Başlangıçta otuz öğrenci almayı hedefleyen Yüksek Maden Mektebi, Eylül 1928’de sadece 16, Eylül 1929’da ise 12 mezun verebilmiştir. Behçet Kemal Çağlar da ikinci yıl mezunlarından biridir. Aslen Kayserili olan Behçet Kemal Çağlar, rahmetli babam Ahmet Raşit Kalaycıoğlu’nun Kayseri’den komşusu ve ilkokuldan itibaren yakın arkadaşıydı. 1969 yılının Ekim’inde bir kalp krizi sonucunda ölmeden sadece iki gün önce evimizde akşam yemeğindeydi. Babam Ahmet Raşit Kalaycıoğlu ile birlikte Kayseri Lisesi’nden mezun olduktan sonra kendi ifadeleriyle “Zonguldak Maden Mektebi”ne kaydolmuşlardı. Babam’ın anlattığına göre kendisi Fen dersleri iyi olan bir öğrenci olarak liseden mezun olmaya hazılanırken, okul müdürü tarafından çağırıldığında, biraz da “acaba bir yanlışımı mı gördü?” diye ürkerek müdürün makamına gitmiş. Müdür bu iyi öğrencisine henüz bir yıl önce tedrisata başlayan Zonguldak’taki maden mühendisliği eğitimi veren Yüksek Okul’dan bahsederek, leyli meccani (yatılı, parasız) eğitim veren bu kurumun Kayseri Lisesi’nden de öğrenci talep ettiğini, lise müdürü olarak kendisinin de babamı önereceğini bildirmiş. Babam Ahmet Raşit Kalaycıoğlu babasını, yani dedemi henüz dört yaşındayken kaybetmiş. Bu nedenle babasını hayal meyal hatırladığını, annesi ve kendisinden yaşça çok büyük olan ağabeylerinin yardımlarıyla büyüyen bir yetim olduğunu söylerdi. Maddi açıdan bir hayli zorlanan bir ailenin okuma isteği güçlü bir çocuğu olarak karşısına çıkan bu fırsatı değerlendirmekten geri durmamış. Komşu evde yaşayan ve ilkokuldan beri arkadaşı olan Behçet Kemal Çağlar’ın da bu yolu seçmiş olmasının onda bir etkisi veya teşviki olduğu muhakkattır. Nitekim sadece Maden Mektebi’nde değil, mezuniyet sonrasında da Yüksek Mühendislik eğitimi almak için iki arkadaş hükümet tarafından verilen bir bursla Grenoble, Fransa’ya gönderilmişler ve orada yine birlikte kömür madeninde staj yapmışlar. Sadece yurda dönüşlerinde babam Ahmet Raşit Kalaycıoğlu Fethiye’de krom madeninde, Balya Karaaydın adında bir Fransız maden şirketinde, sahada mühendis olarak çalışmaya başlarken, Behçet Kemal Çağlar İktisat Vekaleti’nde mühendis olarak işe girdiğinden yolları bir süreliğine ayrılmıştır. Behçet Kemal Çağlar daha sonraki yıllarda Cumhuriyet Halk Partisi içinde milletvekilliğine kadar süren bir siyasi kariyere sahip olurken, babam Ahmet Raşit Kalaycıoğlu 1940’lardan itibaren arkadaşlarıyla kendi şirketlerini kurararak, bir kısmı madencilikle de iştigal eden çeşitli alanlarda müteşebbis olarak çalışmıştır. Ancak, 1950’lerden itibaren Behçet Kemal’le yine yakın ilişki içine girebilmişler. Nitekim o yıllardan sonra Behçet Kemal Çağlar sık sık evimize gelmiş, bir çok kez akşam yemeğini bizlerle yemiştir. 1969 yılında bir sonbahar akşamı ağabeyim Dr. Ertem Kalaycıoğlu eve gelip babama Behçet Kemal Çağlar’ın ağır bir kalp krizi sonucunda Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kardiyoloji Kliniği’ne getirildiğini söyleyene kadar hayatımızın bir parçası olmuştu. Rahmetli Behçet Kemal bizim için adeta bir “amca” ydı. Zonguldak Maden Mühendisliği Yüksek Okulu’nun ilk mezunları vefat edinceye kadar aralarındaki bağları sürdürmüşlerdir. Her yıl 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’nü bir balo ile kutlamışlar; zaman zaman da İhsan Soyak, Sıtkı Koçman gibi arkadaşlarının da girişim ve destekleriyle çeşitli etkinliklerde buluşarak eski günlerini yad etmiş, birlikte yolculuklar yapmışlar, hatta mezun oldukları o Cumhuriyet okulunu gururla ziyaret etmişlerdir. Yaşadıkları sürece dostlukları da yaşamış, birlikte olduklarında ülkedeki gelişmeleri, yeni koşulları tartışmış ve değerlendirmeye devam etmişlerdir. Onlar Cumhuriyet’in yokluk yıllarında kısıtlı olanaklarla oluşturduğu fırsatların yarattığı bir öncü kuşaktı. O günün mütevazi koşulları içinde Fransız ve Alman hocalardan çağdaş mühendislik, doğa bilimi, matematik, felsefe eğitimi almışlar; muasır medeniyete ulaşma ve geçme olarak bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından tanımlanan o amaca ulaşmak için gayret eden çağdaş insanlar olarak yaşamış ve gelecek kuşakların yetiştişmesine iyi örnek olmaya çalışmışlardır. Sayın Murat Ekrem Zaman’ın bu değerli kitabı, Cumhuriyet Türkiye’sinin bu ilk kuşağına olduğu kadar onları yetiştiren hocalara, yönlendiren koşullara ve yapılara dair de değerli bilgilerle doludur. Türkiye’de sanayileşme, çağdaşlaşma, kurumları, gençleri, eğitimi ve eğitim kalitesini değişen ekonomik ve teknolojik koşullara uyarlamak için mutlaka okunması gereken bu değerli çalışma, aynı zamanda, benim gibi, babası veya akrabaları bu süreçte yer almış kişiler için de önemli bir kaynak ve korunması gereken bir değer işlevi görmektedir. Sayın Murat Ekrem beye de, bu vesileyle bu çalışması için teşekkür ve tebriklerimi sunarım”