TEKNE YAPIMCISI CEMİL KAYA
Yaşayan İnsan Hazinelerimiz...
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi tarafından yayımlanan “Zonguldak Yöresinde yaşayan insan hazineleri” isimli kitabın editörü Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi İnsan Bilimleri Fk. Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyesi Dr. Hasan Özer’dir.
Kitapta yer alan tüm fotoğraflar, Zonguldak Fotoğraf Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve fotoğrafçı, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu Öğretim Görevlisi İ. Kerem Öztürk tarafından çekilmiştir.
Özgür Halkın Sesi, insana kıymet, kitaba emek veren akademisyenlerden izin alarak her gün ne insan hikayesini sizlerle paylaşacak.
İşte yeni hikayemiz:
CEMiL KAYA
İlginç ve çok yönlü kişiliği ile hemen dikkat çeken Cemil Kaya, el yapımı tekne yapımı ile projemize misafir oluyor. Aslında kendisi tarihi Filyos Ateş Tuğla Fabrikasının Yönetim kurulunda bir makine mühendisi. Kapanma noktasına gelen fabrikayı, kendisinin yapıp tasarladığı modern makinelerle zarar eden bir kurumdan, kâr eden, yurtdışından aldıkları siparişlere artık yetişemeyecek kadar çok sipariş alan bir fabrikaya dönüşmesindeki rolü, fabrikanın kadın istihdamındaki önemi gibi konularda uzun uzun sohbet ediyoruz. Tabii olarak fabrikanın yeniden toparlanmasındaki kendisinin tasarladığı makinelerin katkısıyla gurur duyuyor ve tekne yapımından daha çok onun makine mühendisliği yönünün öne çıktığını söylüyor. Aslına bakılacak olursa kendisinin pek de üzerinde durmadığı, belki de meziyet olarak görmediği, sıfırdan el yapımı modern tekneler yapmak hiç de öyle sıradan, küçümsenecek bir meziyet degil. Kendi yapımı tekneleri, kendisi kullanmakla kalmıyor, ani zamanda sipariş alırsa dışarıya da yapıp satıyor. Torunlarının adını verdiği Bodrum limanında demirli teknesi de onun bir diğer övünç kaynağı. Karısının sağlığında yapmaya başladığı teknesini, eşinin ölümüyle basta tamamlamak istememiş. Eşi ile birlikte binmeyi hayal ettiği tekne, eşinin kaybı ile birlikte bir müddet anlamsız ve değersiz gelmiş Cemil Bey'e. Belki de eşiyle kurduğu güzel hayallerin sonu geldiğini, gerçekleşmeyeceğini harlattığı için bırakmış teknenin yapımını. Doktor olan kızının ısrarı ile yeniden geçmiş teknenin başına. iyi ki öyle de yapmış, bitirmiş teknesini. Eşinin sağlığında yaptığı el yapımı malzemelerle de döşemiş içini. İç dekorasyonunda kullandığı mobilyalar için özel ahşaplar kullanmış.
Projemizin konusu daha çok zanaat.
Benim o yeteneklerim var. Mesela ben çocukken ahşap yontardım. İşte zaman bulamıyorum simdi. Ama o yapının yansımasını simdi fabrikada göreceksiniz.
Anladığım kadarıyla, tekne yapımından çok makine mühendisi olarak yaptığınız tasarımlarla anılmayı tercih ediyorsunuz. Bu fabrikayı da çok önemsiyorsunuz.
Fabrika 1948'de kuruluyor; ama 1935'te Atatürk Karar veriyor. Karabük Demir Çelik Fabrikası ile ayni anda; çünkü bu fabrika olmadan demir-çelik olamaz. Biz demir-çeliklere malzeme yapıyoruz. Ateş-tuğla. Sonra alüminyum silikat denen bir madde var. Bunun bilimsel adi refrakter.
Refrakte eden ısıyı geri veren bir sistem. Bu fabrika kuruluyor yıllarca tüm Türkiye'nin bütün ihtiyacını karşılıyor.Sonra özelleştiriliyor. Özelleştirilirken Ticaret Odaları alıyor. Sonra burayı har vurup harman savuruyorlar. Son dönemde de bizim Ticaret Odası Başkanı Salih Demir, buranın yönetim kurulu başkanıyken, Çaycuma Süt'ün başkanı buranın yönetim kurulu başkanıyken iflas ediyor. Bize anahtar verdiler. Salih de burayı arsasından dolay değerlenir büyük Filyos Projesini de bildiği için bunun hisselerini toplamaya başladı, o sırada da kapatmaya karar verdiler. Ben de dedim ki "Ben de yönetim kurulu üyesi olduğum yerde, Atatürk’ün kurduğu fabrikanın kapanmasına imza atmam."-Ee, ne yapacağız? Dedim ki altı ay bana zaman tanıyacaksınız, sonra satıyorsanız satın. İzmir’de Dirinler diye bir fabrika var. Dünya çapında bir fabrika. Bunlar pres üretiyorlar. Yani otomobil yapımı filan Makineleri üretiyorlar. Fransa'ya gidiyorlar, döküm fuarına; orada genç bir mühendisle tanışıyorlar. Metalurji Mühendisi çocuk. Çok beğeniyorlar çocuğu. Çocuk bunları gezdiriyor, ağırlıyor filan. Bir ay kadar sonra çocuğa transfer teklifinde bulunuyorlar ve İzmir’e götürüyorlar Dirinler Fabrikası’na. Çocuk fabrikaya geliyor diyor ki "ilk insanlar da böyle döküyordu." diyor. O kadar ilkelmiş bizim fabrika.
Bu tabi modern hale getiriyor filan sonunda da "yolluklar" getiriyor. Yolluk dediğimiz şey değişik geometrik şekillerde borular. Bunların içine eritilmiş metali döküyorsun ve döküm çok kalite çıkıyor. Ama bir sefer kullanabiliyorsun. Diyor ki patron "çok para veriyoruz." diyor. "Sen de Eskişehirlisin. Git Eskişehir’e. Eskişehir seramikçilerle dolu. Onlarla konuş bunu üretebilirler mi? Üretebilirlerse biz Türkiye'de üretelim." Bu da geliyor Eskişehir’e. Söğütlü bu çocuk. Orada görüşüyor milletle. Diyorlar ki "Bu seramik değil. Bu refrakter. Onun okulu da Zonguldak Filyos'ta. Diyorlar. Bu da getiriyor kayınpederine telefonu, diyor ben Zonguldak'a geleceğim. Bu "Tuğla Ateş" denen bir yer varmış. Oranın müdüründen bana randevu al diyor.
Kayınpederi Devrekli. Aynı Aziz Nesin hikayesi değil Mİ? Kayınpederi de diyor ki; Ateş tuğlanın müdürü yedi yıldır bizim evde kiracı”. Çocuk geldi, tanıştık. Bana bunu bir gösterdi. Dedim ben bunu yaparım. Hiç sorun değil ama bunu yapan Makineların fotoğrafını görmem lazım. Bana bunun 3-5 kare fotoğrafını çekin. Genç bir mühendis yanına kattım.Hemen Uçak parasını verdim. Yolladım Fransa’ya. Beş kare getirdiler. Şimdi o fabrika burada çalışıyor. Şu anda da Almanya'ya ihracat yapıyoruz. Benim bu tarafım tekne yapımcılığımdan daha özel.
Peki, tekne bunun neresinde? Hobi boyutunda mı kalıyor? Ama bir yandan da sipariş alıyorum, tekne tasarlayıp satıyorum da diyorsunuz.
Şöyle oldu. Şimdi Demir Madencilik var. Bu madencilik firması. Eşimin babası Alzheimer oldu. Ben de babamı üniversitede kaybetmiştim. Annem. yaşlıydı.. Ailevi sebeplerden Zonguldak'a döndük. Eşim Sosyal Sigortada hemen işe başladı. Ben işsiz kaldım. Sanayi yok, hiçbir şey yok. Bu sırada bu kömür işi başladı. Salih dedi ki Cemil abi illa birlikte çalışalım. Ben de“kabul ettim. Zaten yapacak bir iş yok ki. Ama ne oldu biliyor musun? Kömür zenginleştirme tesisleri var. Lavuar diyorlar. O tesislerden 500 ton saat 750 kişi çalışıyor. Aynisini yaptım. 300 ton saat 5 kişi çalışıyor. Müthiş bir başarı elde ettim. Sonra Yurt madencilik, Türkiye Madencilik Vakfi. beni onurlandırdı; Afrika'ya bir hafta tatil verdi. Plaket filan da verdiler; ama ben uçaktan korktuğum için gitmedim.
Peki, ilk teknenizi ne zaman yaptınız?
Hatırlamıyorum. İlk teknemi şeyden yaptım ama. Şu 20 kiloluk yağ tenekeleri var ya. Yalnız ilk teknemiz Kurucaşile yapımı abimin aldığı iki başlı bir teknemiz vardı.
O mu biraz da teşvik etti sizi, yoksa öncesi de mi vardı?
Yok hocam. Öncesi de vardı. Öncesi büyüdüğümüz Kilimli'de, Kozlu'da zamanından kalma su sporları var kitleri var ve yelkenliler var, Ben o yelkenliyle açıldım. Ben hala rüyamda o yelkenliyi görüyorum. Oradan o denizcilik sevdası bende hâsıl oldu. Ben de büyüyünce tekne yapacağım, ille tekneye bineceğim. Sonra küçük küçük yapmaya başladım. Tekne maketleri yaptim. Sonra sanat enstitüsü mezunuyum. Çırak okulu daha doğrusu önce. Sanat enstitüsündeyken-artık gezebileceğim botlar yelkenliler yapmaya başladım.
Teneke kutularından ilk ne zaman yaptınız?
İlk yaptığım zaman.. O zaman ağaç yok, bir şey yok.Tenekeden yaptım. Çiviyle çakarak, lehimleyerek.
Yüzdü değil mi?
Yüzdü tabii. Ben balık tutuyordum, ne güzel. Çocukken ben tekne yaptırıyorlardı.. Göz terbiyesi denen bir şey var. Beni sandalyeye oturttururlardı. Teknenin omurgasını koyarlardı. Baş doslamayı koyarlardı. Arka bodoslamayı. Sonra daendaze dediğimiz postaları koyarlardı. Endaze çıkarmak diyorlardı buna. Bu geleneksel bir tekne yapımı. Endaze yaparken sorarlardı işte- o zaman da Cemil demezlerdi de, Cemo derlerdi.- Cemo, nasıl? Azıcık şöyle çek, azıcık böyle çek deyip yön verirdim. Şimdi bu - teknenin kaburgalarını, postalarını dizerler. Onu iki tane tahtaya birleştirirler. Küpeçtesini oluştururlar. Sonra da tahta sarmaya başlarlar.
Cemil Bey, tekne yapımıyla ilgili söylediğiniz bu terimler. O kadar önemli ki. Bu zanaat kayboldukça, bu terimler de kayboluyor. Ayrıntılı bu tekne yapımını,terimleri nasıl kayıt altına alırız.?
Tekne yapımından bahsediyorsak, mutlaka Kurucaşile'yi görmek lazım.Bunu tanımlamayla olmaz. Nadir Hoca, Şafak Hoca, ben Kuruçaşileye defalarca gittik. Ben çok giderim.Çünkü oradavgeleneksel tekne yapımı. Bir hafta önce bir tekne peşindeydim. Yalova'ya gittim. “Çekirme” Bir ekol.Yalnız dünyada Bartın'da yapılıyor. Yapanlar öldü.Şimdi ben çektirmeyi alıp modernize edip yat yapacağım kendime. Aytaç'la Bodrum'da duracak. Teknemi de buraya getireceğim.Burada balık tutacağız. Çünkü Gökoava’da 250 koy var, ben iki senede ancak 20 gezebildim. Ömür yetmez ona. Hayran kaldım.Orada yaşamak istiyorum. Laftan lafa atlıyorum da ben bir adamla tanıştım. Adı Teoman. Adanalı kendisi. Bu adam Ereğli’de bir tane sac tekne yaptırdı. Bu adam Hint Okyanusunu 7 kere geçti, bu yaptığı tekneyle. Bu adam bu kadar büyük denizci ki. Ben Sadun Boro Hocayla da tanışıyorum. Ölmeden önce fotoğraf çektirdim hatta.
Bodrumdaki teknenizi hobi olarak mı yaptınız?
Hobi olarak yaptım ama yaptığım tekne sayısını bilmiyorum.
Ben soracaktım kaç tekne yaptınız şimdiye kadar diye; çünkü sayılabilecek bir miktarda olduğunu düşünmüyorum.
Müthiş şeyler var mesela. Türkiye’de Almanlara alüminyum tekne yapıp satan tek adamım.
Eklemek İstediğiniz bir şey var mı?
Öyle şeyler yaşıyorum ki aynı Aziz Nesin hikayeleri. İlginiz için teşekkür ederim.
Biz teşekkür ederiz.
(Baskı:2019)