TMMOB Maden Mühendisleri Odası Şube Başkanı Doç. Dr. Erdoğan Kaymakçı, 23. Uluslararası Kömür Kongresi'nin sonuç bildirgesine dair oda binasında bir basın açıklaması düzenledi. Şube Başkanı Doç. Dr. Erdoğan Kaymakçı, açıklamasında 23. Uluslararası Kömür Kongresinde alınan kararlar ve değinilen sorunlardan bahsetti. Maden Mühendisleri Odası Şube Başkanı Doç. Dr. Kaymakçı, 15’i yurt dışından olmak üzere toplam 375 delegenin katılımıyla 12-13 Eylül 2024 tarihlerinde Zonguldak’ta gerçekleştirilen Türkiye 23. Uluslararası Kömür Kongresi ve Sergisi'nde kömür madenciliğinin bilimsel yöntemlerle geliştirilmesi ve uygulanmasının yanı sıra işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin de tartışıldığı bilgisini paylaştı.
Şube Başkanı Kaymakçı, şöyle konuştu:“Kongrenin temel amacı; kömür sektöründe ulaşılan güncel teknolojik ve bilimsel gelişmeleri yakından tanımak, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla sektörün yaşadığı sorunları ve bunlara ilişkin çözüm önerilerini tartışmaktır. Ayrıca; ülkemiz kömür madenciliğinin bilimsel yöntemlerle gelişmesine ve uygulanmasına katkı koymak, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinden taviz vermeden, öz kaynaklarımızın ülke ekonomisine ve ekonomik refahın arttırılmasına katkı sağlanmasının yollarını aramaktır. Kongrede; 'Kömür Madenciliğinin Bilim ve Teknolojisi' ve 'Kömür Madenciliğinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği' ana temaları işlenmiştir. Son dönemlerde ortaya çıkan enerji krizi ve özellikle arz güvenliğine ilişkin mevcut sorunlar; başta kömür olmak üzere, enerji gereksiniminin yerli kaynaklarımızdan yararlanma önceliğini tüm kamuoyunun gündemine taşımış bulunmaktadır. Bu kapsamda başta kömür olmak üzere, ülkemiz enerji gereksiniminin yerli kaynaklarımızdan karşılanması önceliğine yapılan vurgular, 23. Kömür Kongresi’nde öne çıkan konular olmuştur.”'TARAFLARIN DENEYİMLERİ VE BİLGİ BİRİKİMLERİ PAYLAŞILDI'Kongrede alanında uzman akademisyenler ve maden mühendisleri tarafından üretilen çalışmaların en geniş kesimlerce paylaşılmasını ve tartışılmasını amaçlandığını söyleyen Kaymakçı, “Kongre; sektörde çalışanları, makine ve teçhizat üretenleri, akademisyenleri, denetim sürecinde yer alanlar ile mevzuat yapıcıları bir araya getirerek tarafların deneyimlerini, bilgi birikimlerini, yeni düzenlemeleri, ürünleri, sorunları ve çözümleri paylaşmalarını hedeflemiştir” ifadelerini kullandı.'12 EYLÜL ASKERİ DARBESİNİN ETKİLERİNİN GÜNÜMÜZDE DE DEVAM ETTİĞİNDEN BAHSEDİLDİ'Kaymakçı, sözlerine şöyle devam etti:“Açılış konuşmalarında; 12 Eylül askeri darbesinin etkilerinin günümüzde de devam ettiği, iktidar partisinin Anayasa Mahkemesinin kararlarını dahi tanımadığı, ülkemizin yasaklar, yoksulluklar ve yolsuzluklarla anılır olduğu, dış politikadaki tutarsızlıklar nedeniyle göçmen sorunuyla hem ekonomik hem de demografik bir çıkmaza girildiği, laikliğin ortadan kaldırıldığı, eğitimin bilimsellikten uzak gerici ve dinci bir anlayışla yapıldığı, sağlık sisteminde hastaların müşteri, hastanelerin ticarethaneye dönüştüğü, kamusal üretim yok edilerek üretim kültüründen uzaklaşılıp hizmet sektörünün yaygınlaştırıldığı, tarımın, hayvancılığın yok edildiği, TÜİK verileri de kullanılarak yoksullaştırılan halkımıza yapılan yardımlarla sadaka ve biat etme kültürünün bir yaşam biçimine dönüştüğü belirtilmiştir.
Ekonomik çöküntünün yanında ahlaki açıdan da bir yozlaşma yaşandığı, tarikat ve cemaat yuvalarındaki iğrençlikler ve son olarak 8 yaşındaki Narin’in öldürülmesinde iktidarın olayı örtbas etme çabaları, kadın cinayetleri, sokak hayvanlarının öldürülmesine göz yumulması ve bunun gibi konular dile getirilmiştir.”MADEN FACİALARINDAN BAHSEDİLDİKongrede geçmişten bugüne Armutçuk’tan Kozlu’ya, Soma’dan Ermenek’e kadar her birinde yüzlerce madencinin hayatını kaybettiği pek çok faciadan bahsedildiğini belirten Kaymakçı, “Tüm paydaşların katılımı ile insanı ve doğayı korumayı öncelikli hedef olarak benimseyen bir çalışma yaşamının yeniden düzenlenmesi ve madencilik sektörünün benzer facialarla anılmaması Kongrede ortak bir görüş olarak vurgulanmıştır” dedi.Kaymakçı, son olarak şunları söyledi:'KAMU YARARINI GÖZETEN BİR MADENCİLİK POLİTİKASI TÜRKİYE'DE YOK'"Madenciliğin uzun erimli yatırım ve projeler gerektiren bir sektör olduğu, günü birlik karar ve uygulamalarla, yönetilemeyeceği belirtilmiştir. Ülkemizde 'yerli ve milli madencilik politikası', 'yerli ve milli enerji politikası' olduğu iddia edilse de, katılımcılar tarafından kamu yararını gözeten bir madencilik politikasının olmadığı ifade edilmiştir.'HAVZA MADENCİLİĞİ UYGULANMALI'Ülkemizin kömür madenciliği yapılan bölgelerinde 'havza madenciliği' sistemi uygulanmalıdır. Havza madenciliği uygulaması; kaynakların verimli kullanımı, maden sahalarının koordineli ve uzun vadeli planlanmasıyla büyük ölçekli üretime imkân tanıması, madencilik faaliyetlerinin belirli bir havza içinde planlanması ve yönetilmesiyle çevre üzerindeki etkilerinin kontrol edilmesi, uzun vadeli planlamayı sağlaması, yerel ekonomiyi canlandırması gibi birçok önemli sebepten dolayı madencilik sektöründe öne çıkmaktadır. 'MEVCUT REZERVLERLER HARİTALANDIRALARAK MADENCİLİK FAALİYETLERİ DEĞERLENDİRİLMELİ'Aynı zamanda havzaların bölünüp parçalanması, bütüncül plânlamanın yapılamamasına ve iş kazalarına neden olmaktadır. Bu nedenlerle, havza madenciliği işçi sağlığı iş güvenliği açısından da olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Dolayısıyla havza madenciliği uygulaması, hem madenlerin sürdürülebilir ve etkin bir şekilde çıkarılması, hem bölgesel kalkınmayı sağlaması ve hem de işçi sağlığı iş güvenliği açısından gerekli olan bir madencilik yöntemidir. Bu anlamda ülkemizdeki maden bölgeleri tanımlanmalı, mevcut rezervler haritalanarak madencilik faaliyetlerinin hangi alanlarda yoğunlaşacağına ve ekonomik olarak nasıl değerlendirileceğine karar verilerek üretim yöntemleri de belirlenmelidir.Bütüncül bir enerji ve madencilik politikamızın olmaması, kaynakların etkin ve verimli üretiminin yanı sıra, kullanılmasını da engellemektedir. Enerji üretimimizde doğal gaz ve ithal kömürün payı dışa bağımlılığımız açısından önemini sürdürmektedir. Enerjide, yerli ve yenilenebilir kaynakların kullanımını artıracak bir madencilik politikası belirlenmelidir. Ülkenin enerji potansiyeli net bir biçimde ortaya konulmalı ve bu potansiyelin kullanılmasına yönelik yol haritaları çıkarılarak gerekli düzenlemeler kamu eliyle yapılmalıdır.MADENCİLİĞİN ÖZELLEŞTİRİLME, RÖDOVANS VE TAŞERONLAŞTIRILMASI HAKKINDA
Özelleştirme, taşeronlaşma, rödovans ve ruhsat devri gibi uygulamalar; kamu madenciliğini küçültmüş, kamu kurum ve kuruluşlarında uzun yıllar sonucu elde edilmiş olan madencilik bilgi ve birikiminde önemli kayıplara neden olmuştur. Önemli birikime ve deneyime sahip olan kamu kurum ve kuruluşlarının yerini, teknik eleman ve alt yapı olarak yetersiz şirketler almıştır. Türkiye Taşkömürü Kurumu, Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu ve ETİMADEN, kamu işletmeciliği anlayışından uzaklaştırılmış, sahalar ruhsat devri, rödovans ve taşeronlaştırma gibi yöntemlerle özel sektöre aracılık eder hale getirilmiştir. Rödovans sözleşmeleriyle firmalara verilen birçok sahada, firmaların sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmediği görülmesine rağmen bu yöntemde ısrar edilmektedir.'KAMU İŞLETMECİLİĞİ SÜRDÜRÜLMELİ'Madenlerde kamu işletmeciliğinin sürdürülmesi, ekonomik ve sosyal açıdan olduğu kadar işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından da yaşamsaldır. Bu nedenle kamu kurumları üretim ve istihdam hedeflerini havza ölçeğinde planlayarak ülke madenciliğinde lokomotif görevini üstlenmelidir. Özel sektörün gizli ajandalarına terkedilmiş bulunan Amasra-B sahası ve Bağlık–İnağzı projeleri de bu kapsamda değerlendirilmelidir.
Zonguldak Havzası bütünlüğü adına, TTK’nın imtiyaz ve üretim sahaları korunmalı, ruhsat bütünlüğü muhafaza edilmelidir.'MADENLER PİYASA ŞARTLARINA TESLİM EDİLMEMELİ' Taşkömürünün Zonguldak Havzası’ndaki en büyük üreticisi konumunda olan TTK’nın çeşitli yetersizliklere mahkûm edilerek her geçen gün biraz daha küçültülmesi ve ruhsat sahasının parçalanarak Kurumun dar bir alana sıkıştırılması politikasından vazgeçilmelidir. 'KİT Yönetişim Reformu' olarak Orta Vadeli Programda da yer verilen düzenleme ile 19 KİT’in yönetim yapısında ve yasal statüsünde önemli değişiklikler yapılması planlanmaktadır. ETİMADEN, TKİ ve TTK yönetimlerinin, hazine bürokratlarına teslim edilerek, sadece ticari birer işletme gibi değerlendirilip 'piyasa' şartlarına teslim edilmelerinin hedeflendiği görülmektedir. Ülkenin ve madencilik sektörünün ihtiyaçlarına hiçbir katkı koymayacak bu düzenlemeden vazgeçilmelidir. Kamu kurumlarında yaşanan mühendis ve işçi açıkları en kısa sürede giderilmelidir. Türkiye 23. Kömür Kongresi’nde sunulan bildirilerin ülkemiz kömür madenciliğine katkı sağlaması en büyük dileğimizdir. Kongrede üretilen görüş ve düşüncelerin, ilgililer tarafından değerlendirilerek hayata geçirilmesinin takipçisi olacağımızı kamuoyuna bir kez daha saygıyla duyuruyoruz.”
Haber: Cevat Baran ÇAYDAŞ
Şube Başkanı Kaymakçı, şöyle konuştu:“Kongrenin temel amacı; kömür sektöründe ulaşılan güncel teknolojik ve bilimsel gelişmeleri yakından tanımak, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla sektörün yaşadığı sorunları ve bunlara ilişkin çözüm önerilerini tartışmaktır. Ayrıca; ülkemiz kömür madenciliğinin bilimsel yöntemlerle gelişmesine ve uygulanmasına katkı koymak, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinden taviz vermeden, öz kaynaklarımızın ülke ekonomisine ve ekonomik refahın arttırılmasına katkı sağlanmasının yollarını aramaktır. Kongrede; 'Kömür Madenciliğinin Bilim ve Teknolojisi' ve 'Kömür Madenciliğinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği' ana temaları işlenmiştir. Son dönemlerde ortaya çıkan enerji krizi ve özellikle arz güvenliğine ilişkin mevcut sorunlar; başta kömür olmak üzere, enerji gereksiniminin yerli kaynaklarımızdan yararlanma önceliğini tüm kamuoyunun gündemine taşımış bulunmaktadır. Bu kapsamda başta kömür olmak üzere, ülkemiz enerji gereksiniminin yerli kaynaklarımızdan karşılanması önceliğine yapılan vurgular, 23. Kömür Kongresi’nde öne çıkan konular olmuştur.”'TARAFLARIN DENEYİMLERİ VE BİLGİ BİRİKİMLERİ PAYLAŞILDI'Kongrede alanında uzman akademisyenler ve maden mühendisleri tarafından üretilen çalışmaların en geniş kesimlerce paylaşılmasını ve tartışılmasını amaçlandığını söyleyen Kaymakçı, “Kongre; sektörde çalışanları, makine ve teçhizat üretenleri, akademisyenleri, denetim sürecinde yer alanlar ile mevzuat yapıcıları bir araya getirerek tarafların deneyimlerini, bilgi birikimlerini, yeni düzenlemeleri, ürünleri, sorunları ve çözümleri paylaşmalarını hedeflemiştir” ifadelerini kullandı.'12 EYLÜL ASKERİ DARBESİNİN ETKİLERİNİN GÜNÜMÜZDE DE DEVAM ETTİĞİNDEN BAHSEDİLDİ'Kaymakçı, sözlerine şöyle devam etti:“Açılış konuşmalarında; 12 Eylül askeri darbesinin etkilerinin günümüzde de devam ettiği, iktidar partisinin Anayasa Mahkemesinin kararlarını dahi tanımadığı, ülkemizin yasaklar, yoksulluklar ve yolsuzluklarla anılır olduğu, dış politikadaki tutarsızlıklar nedeniyle göçmen sorunuyla hem ekonomik hem de demografik bir çıkmaza girildiği, laikliğin ortadan kaldırıldığı, eğitimin bilimsellikten uzak gerici ve dinci bir anlayışla yapıldığı, sağlık sisteminde hastaların müşteri, hastanelerin ticarethaneye dönüştüğü, kamusal üretim yok edilerek üretim kültüründen uzaklaşılıp hizmet sektörünün yaygınlaştırıldığı, tarımın, hayvancılığın yok edildiği, TÜİK verileri de kullanılarak yoksullaştırılan halkımıza yapılan yardımlarla sadaka ve biat etme kültürünün bir yaşam biçimine dönüştüğü belirtilmiştir.
Ekonomik çöküntünün yanında ahlaki açıdan da bir yozlaşma yaşandığı, tarikat ve cemaat yuvalarındaki iğrençlikler ve son olarak 8 yaşındaki Narin’in öldürülmesinde iktidarın olayı örtbas etme çabaları, kadın cinayetleri, sokak hayvanlarının öldürülmesine göz yumulması ve bunun gibi konular dile getirilmiştir.”MADEN FACİALARINDAN BAHSEDİLDİKongrede geçmişten bugüne Armutçuk’tan Kozlu’ya, Soma’dan Ermenek’e kadar her birinde yüzlerce madencinin hayatını kaybettiği pek çok faciadan bahsedildiğini belirten Kaymakçı, “Tüm paydaşların katılımı ile insanı ve doğayı korumayı öncelikli hedef olarak benimseyen bir çalışma yaşamının yeniden düzenlenmesi ve madencilik sektörünün benzer facialarla anılmaması Kongrede ortak bir görüş olarak vurgulanmıştır” dedi.Kaymakçı, son olarak şunları söyledi:'KAMU YARARINI GÖZETEN BİR MADENCİLİK POLİTİKASI TÜRKİYE'DE YOK'"Madenciliğin uzun erimli yatırım ve projeler gerektiren bir sektör olduğu, günü birlik karar ve uygulamalarla, yönetilemeyeceği belirtilmiştir. Ülkemizde 'yerli ve milli madencilik politikası', 'yerli ve milli enerji politikası' olduğu iddia edilse de, katılımcılar tarafından kamu yararını gözeten bir madencilik politikasının olmadığı ifade edilmiştir.'HAVZA MADENCİLİĞİ UYGULANMALI'Ülkemizin kömür madenciliği yapılan bölgelerinde 'havza madenciliği' sistemi uygulanmalıdır. Havza madenciliği uygulaması; kaynakların verimli kullanımı, maden sahalarının koordineli ve uzun vadeli planlanmasıyla büyük ölçekli üretime imkân tanıması, madencilik faaliyetlerinin belirli bir havza içinde planlanması ve yönetilmesiyle çevre üzerindeki etkilerinin kontrol edilmesi, uzun vadeli planlamayı sağlaması, yerel ekonomiyi canlandırması gibi birçok önemli sebepten dolayı madencilik sektöründe öne çıkmaktadır. 'MEVCUT REZERVLERLER HARİTALANDIRALARAK MADENCİLİK FAALİYETLERİ DEĞERLENDİRİLMELİ'Aynı zamanda havzaların bölünüp parçalanması, bütüncül plânlamanın yapılamamasına ve iş kazalarına neden olmaktadır. Bu nedenlerle, havza madenciliği işçi sağlığı iş güvenliği açısından da olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Dolayısıyla havza madenciliği uygulaması, hem madenlerin sürdürülebilir ve etkin bir şekilde çıkarılması, hem bölgesel kalkınmayı sağlaması ve hem de işçi sağlığı iş güvenliği açısından gerekli olan bir madencilik yöntemidir. Bu anlamda ülkemizdeki maden bölgeleri tanımlanmalı, mevcut rezervler haritalanarak madencilik faaliyetlerinin hangi alanlarda yoğunlaşacağına ve ekonomik olarak nasıl değerlendirileceğine karar verilerek üretim yöntemleri de belirlenmelidir.Bütüncül bir enerji ve madencilik politikamızın olmaması, kaynakların etkin ve verimli üretiminin yanı sıra, kullanılmasını da engellemektedir. Enerji üretimimizde doğal gaz ve ithal kömürün payı dışa bağımlılığımız açısından önemini sürdürmektedir. Enerjide, yerli ve yenilenebilir kaynakların kullanımını artıracak bir madencilik politikası belirlenmelidir. Ülkenin enerji potansiyeli net bir biçimde ortaya konulmalı ve bu potansiyelin kullanılmasına yönelik yol haritaları çıkarılarak gerekli düzenlemeler kamu eliyle yapılmalıdır.MADENCİLİĞİN ÖZELLEŞTİRİLME, RÖDOVANS VE TAŞERONLAŞTIRILMASI HAKKINDA
Özelleştirme, taşeronlaşma, rödovans ve ruhsat devri gibi uygulamalar; kamu madenciliğini küçültmüş, kamu kurum ve kuruluşlarında uzun yıllar sonucu elde edilmiş olan madencilik bilgi ve birikiminde önemli kayıplara neden olmuştur. Önemli birikime ve deneyime sahip olan kamu kurum ve kuruluşlarının yerini, teknik eleman ve alt yapı olarak yetersiz şirketler almıştır. Türkiye Taşkömürü Kurumu, Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu ve ETİMADEN, kamu işletmeciliği anlayışından uzaklaştırılmış, sahalar ruhsat devri, rödovans ve taşeronlaştırma gibi yöntemlerle özel sektöre aracılık eder hale getirilmiştir. Rödovans sözleşmeleriyle firmalara verilen birçok sahada, firmaların sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmediği görülmesine rağmen bu yöntemde ısrar edilmektedir.'KAMU İŞLETMECİLİĞİ SÜRDÜRÜLMELİ'Madenlerde kamu işletmeciliğinin sürdürülmesi, ekonomik ve sosyal açıdan olduğu kadar işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından da yaşamsaldır. Bu nedenle kamu kurumları üretim ve istihdam hedeflerini havza ölçeğinde planlayarak ülke madenciliğinde lokomotif görevini üstlenmelidir. Özel sektörün gizli ajandalarına terkedilmiş bulunan Amasra-B sahası ve Bağlık–İnağzı projeleri de bu kapsamda değerlendirilmelidir.
Zonguldak Havzası bütünlüğü adına, TTK’nın imtiyaz ve üretim sahaları korunmalı, ruhsat bütünlüğü muhafaza edilmelidir.'MADENLER PİYASA ŞARTLARINA TESLİM EDİLMEMELİ' Taşkömürünün Zonguldak Havzası’ndaki en büyük üreticisi konumunda olan TTK’nın çeşitli yetersizliklere mahkûm edilerek her geçen gün biraz daha küçültülmesi ve ruhsat sahasının parçalanarak Kurumun dar bir alana sıkıştırılması politikasından vazgeçilmelidir. 'KİT Yönetişim Reformu' olarak Orta Vadeli Programda da yer verilen düzenleme ile 19 KİT’in yönetim yapısında ve yasal statüsünde önemli değişiklikler yapılması planlanmaktadır. ETİMADEN, TKİ ve TTK yönetimlerinin, hazine bürokratlarına teslim edilerek, sadece ticari birer işletme gibi değerlendirilip 'piyasa' şartlarına teslim edilmelerinin hedeflendiği görülmektedir. Ülkenin ve madencilik sektörünün ihtiyaçlarına hiçbir katkı koymayacak bu düzenlemeden vazgeçilmelidir. Kamu kurumlarında yaşanan mühendis ve işçi açıkları en kısa sürede giderilmelidir. Türkiye 23. Kömür Kongresi’nde sunulan bildirilerin ülkemiz kömür madenciliğine katkı sağlaması en büyük dileğimizdir. Kongrede üretilen görüş ve düşüncelerin, ilgililer tarafından değerlendirilerek hayata geçirilmesinin takipçisi olacağımızı kamuoyuna bir kez daha saygıyla duyuruyoruz.”
Haber: Cevat Baran ÇAYDAŞ














