Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi tarafından yayımlanan “Zonguldak Yöresinde yaşayan insan hazineleri” isimli kitabın editörü Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi İnsan Bilimleri Fk. Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyesi Dr. Hasan Özer’dir.
Kitapta yer alan tüm fotoğraflar, Zonguldak Fotoğraf Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve fotoğrafçı, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu Öğretim Görevlisi İ. Kerem Öztürk tarafından çekilmiştir.
Özgür Halkın Sesi, insana kıymet, kitaba emek veren akademisyenlerden izin alarak her gün ne insan hikayesini sizlerle paylaşacak.
İşte üçüncü insan hikayemiz:
Bahri AKMAN
"Eskiden Sanat Kıymetliydi'
1961 yılında dünyaya gelen Bahri Usta geçimini ayakkabı yapımı ve tamirciliği yaparak sağlamaktadır. Evli ve üç çocuk babası olan Bahri Usta bu mesleği babasından öğrenmiştir.
Okuldan çıktıktan sonra doğruca babasının yanına giden Bahri Usta orada kalfalık yapmış, babasına yardımcı olmuştur. Şu an kullandığı makinelerin ilk defa babası tarafından Almanya'dan getirildiğini söyleyen Bahri Usta, bu makinelerin özelliklerini bize aktarır. Bu makineler; fora, pres ve örs makineleridir. Bahri Usta eski yaşam tarzı ile yeni yaşam tarzı arasındaki farklılığa da dikkat sekmektedir.
Bahri Usta için geçmişte ayakkabı ustası çoktur ama günümüzde her şey hazır hale geldiği için bu mesleğin talebi azalmıştır. Bunu şu sözlerle dile getirir: "Sanatın bir değeri vardır. Önceden buna dikkat edilirdi ama simdi her şey makineleşmeye başladı. Önceden güzel işlerimiz ve müşterilerimiz olurdu. Şimdi büyük alışveriş merkezlerinde ayakkabıcılar çıktı, onlarla rekabet edemeyiz." Bu mesleği öğrenmek isteyen gençlerin olmadığını da derin üzüntüyle belirtir. Eski günlerin daha güzel ve verimli olduğunu, insanların ayakkabı almak için kuyruklara girdiğini, aldıkları ya da yaptırdıkları ürünü beğenmeme durumunun olmadığını söyleyen Bahri Usta günümüzde küçücük bir çocuğa ayakkabıyı beğendiremediğini acı bir tebessümle dile getirir.
Bahri Usta bize kendinizden bahseder misiniz?
10.12.1961 yılında Kozlu’da doğdum. Üç çocuğum var.
Üçü de evli. Bu mesleği önce dedem daha sonra da babam öğrenmiş. Bu mesleği babamdan öğrendim. Okul çıkışlarında babamızın yanına gelirdik, onun yanında bir şeyler öğrenirdik, yaptıklarını yapardık. Askere gidene kadar babamın yanında kalfalık yaptım. 12-13 yaşımdan beri bu isi yapmaktayım. Babam disiplinli ve otoriter bir ustamdı. Dedemin dükkânı İhsaniye Mahallesindeydi.
Babam Almanya'da çalışırken para biriktirmiş ve memlekete gelirken bu gördüğünüz makineleri almış. Bu makinelerden Zonguldak'ta kimsede yoktu. Hatta bu makineleri görmeye gelenler olurdu. Baba bu makineleri 1969 yılında Almanya'dan getirdi. Baba beş yıl Almanya'da kaldı. Orada maden isinde çalıştı. Babam Almanya'da kalmayı kendine uygun görmeyince kendi memleketinde kendi isini yapmayı tercih etmiş. Babam makineleri kullanmayı kendi kendine öğrendi. Babam ara sıra arkadaşlarının ona yardımcı olduğunu söylerdi. Arkadaşları ona ayakkabının kenarlarını düzeltmek için frezenin nasıl kullanılacağını anlatırlarmış.
Burada çeşitli makineler var. Fora makinesi, topuklar ve ökçeler için kullanılıyor. Kalın ayakkabıları yandan dikebilmek için kullandığımız bir makine var. Pres makinesi, ayakkabının alt tabanlarının sağlam yapışması için kullanılan bir makine.
Yanlardan ayakkabı sıktığı zaman açmak için kullandığımız açma makinemiz var. Örs makinesi adında bir makinemiz daha var.
Eski ayakkabılar ile yeni ayakkabılar arasındaki farklar nelerdir?
Önceden ayakkabılar kat kat yapardık. Vardela, fiyapa denilen kenarlar ve kenar döngüleri yapardık. Kösele hayvanın sırt derisinden yapılıver. Simdi köselenin kilosu 100 TLyi geçti. Almamızın imkanı yok. Şimdi hazır tabanlar çıktı. O yüzden kösele ayakkabı yok. Çünkü talep yok. Kösele ayakkabı almak su zamanda ok zor. Daha maliyetli oluyor bu ayakkabılar. Eskiden ayakkabı ustalar çoktu. Ayakkabıdan resim yapan sanatkâr ayakkabıcılar vardı. Önceden suni malzeme yoktu. Ayakkabıyı yapmak, onu frezede islemek bir sanat. Simdi her şey hazır. Bir fabrika şimdilerde günde 1000 çift ayakkabı yaptığını söylüyor. Eskiden 6-7 çift ayakkabı yapabilirdik.
Size göre mesleğinizin zor ve kolay tarafları nelerdir?
Sanatın bir değeri vardır. Önceden buna dikkat edilirdi ama simdi her şey makineleşmeye başladı. Önceden güzel islerimiz ve müşterilerimiz olurdu. Simdi büyük alışveriş merkezlerinde ayakkabıcılar çıktı, onlarla rekabet edemeyiz.
Onların aldığı malzemenin kalitesiyle bizim aldığımız malzemenin kalitesi ayni değil. Herhangi bir dükkânda 100 TL've satılamayan bir ayakkabı alışveriş merkezinde 300 TLye satılabiliyor. Marka bir ayakkabı olduğu için müşteri o tarz ayakkabılar tercih ediyor. Bu yüzden küçük esnaflar ilerleyen zamanlarda kapanacak.
Bu mesleği sizden sonra da devam ettirecek birileri var mi? (Çırak ya da usta yetiştirdiniz mi?
Önceden aileler okullar tatil olunca çocuğunu bir ustanın yanına veriyordu. "Eti senin, kemiği benim." derdi. Aileler "Bu çocuğu yetiştir, hatta gerekirse harçlık verme. Çocuğum bir meslek öğrensin." derlerdi. Simdi böyle bir şey yok. Yanıma gelip ben bu mesleği öğrenmek istiyorum diyen gençler de yok.
Bu mesleği ne zamandan beri yapıyorsunuz?
Bu dükkân 1969 yılılının son aylarında kuruldu. Yaklaşık 50 yıldır çalışıyoruz. Babamla birlikte çalıştık. Madende çalışan işçi sayısı eskiden çoktu. İnsanlar ayakkabı almak için sıraya girerdi. Neredeyse 20-30 metre kuyruk olurdu. Çocuğuna, esine hediye alırlardı ya da kendisi ayakkabı bakmaya gelirdi.
O zamanlar sanat kıymetliydi. Bu isi yapan fazla kişi yoktu.
Günümüzde her şey fabrikalaştı, bir ürünün modeli çoğaldı.
Önceleri orta yas grubu insanlar özel sipariş veriyordu, simdi veren yok. Hala imal etmeye devam ediyorum. Artık insanlar spor ayakkabı giyiyor. Bizi tercih eden grup daha çok yaslı insanlar. Eskiden epa dediğimiz tabanlar vardı.
1970-801i yıllarda bu tabanlar gündemdeydi. Bu tabanların ömrü uzun oluyordu. Hala ayakkabı imal ediyorum, ayni zamanda ayakkabı tamircisiyim.
Son olarak eklemek istediğiniz bir İey var mi?
Eski günler daha tatlı ve güzeldi. Müşteri bizi nerede olursak olalım buluyordu. Çünkü başka alternatifi yoktu.
Beğenmemezlik gibi bir durum söz konusu değildi. Gelmişken de ayakkabısının tamirini yaptırıyordu. Müşteri bir sipariş verirdi ama ayakkabının sadece rengini ve numarasını söylerdi. Geri kalan hiçbir şeyine karışmazdı. Ayağına uyması için ölçü alıp ona göre istediği ayakkabıyı yapardık. Yeter ki ayağına olsun ve ayakkabı sağlam olsun diye düşünürdük.
Şimdi beş yaşındaki çocuğa bile ayakkabı beğendiremiyoruz.
Teşekkürler.
(Baskı: 2019)














