ADD Zonguldak Şube Başkanı Zeynep Ünal, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın açıklaması ve sonrasında örgütün fesih kararı bildirisine dair dernek binasında bir basın açıklaması yaptı.Ünal, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:"Hain terör örgütü PKK, ABD gözetiminde teröristlerini ve silahlarını çoktan Suriye'nin kuzeyindeki PYD (YPG)'ye aktardığı, ortada sadece adının kaldığı ve çatı örgüt KCK'nin bölge ülkelerindeki uzantılarıyla devam ettiği bilinmiyormuş gibi, bir sözde 'silah bırakma', 'örgütü feshetme' bildirisi yayımladı. Yandaş ekran bülbülleri 'Terörsüz Türkiye' nameleriyle mutlu mesut barış türküleri söyler, AKP sözcüsü yeni bir dönem başladığını müjdeler, bakanlar sıra sıra başarı nutukları atar, Cumhur İttifakı liderleri 'milletimiz ve memleketimiz kazanacak' buyururken; Atatürkçü Düşünce Derneği ve Millî Merkez, milletimizle birlikte süreç başlatıldığında durduğu yerde durmakta ve gelişmeleri kaygıyla izlemektedir.BAHÇELİ'YE 'ÖNDER' GÖNDERMESİMeğer, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ve dünyanın on yıllardır 'terör örgütü' listelerine aldığı PKK 'Özgürlük Hareketi', müebbet hapis mahkûmu elebaşı 'önder', devletimiz de soykırımcı ve asimilasyoncu imiş...LOZAN'I HATIRLATTI Meğer PKK, Türkiye Cumhuriyeti'nin tapu senedi Lozan’a ve Cumhuriyet’i kökleştirip kurumsallaştıran 1924 Anayasası’na (ki Cumhuriyet’in ilk anayasasıdır) karşı tarih sahnesine çıkmış, isyanlarla büyüyüp savaşı Kürdistan’a (!) ve Türkiye’ye yaymış...
Meğer, Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasası —tabii ikisi arasında 29 Ekim 1923’te ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti de— inkârcı, imhacı, soykırımcı ve asimilasyoncu imiş...
Meğer, yıllardır öğretmen, hemşire, doktor, teknisyen, işçi ve bebek 50 bin yurttaşımızı katleden alçak teröristler özgürlük savaşçısı 'gerillalar' imiş; ne zaman kurdularsa 'Kürdistan' diye bir devletleri varmış, yaptıkları 'her iki taraf' (Kürdistan ve Türkiye) açısından temel seçenek (!) hâline getirdikleri 'savaş'mış ve 'iki devlet arasındaki bu savaşı' kazanmışlar, PKK galip gelmiş, Türkiye mağlup olmuş. Bu nedenle; 'Ortak Vatan'da (demek vatanımız da ortak değilmiş) Kürt ve Türk halklarının 'kurucu öğe' olduğu (yıllardır Anayasa'nın 10. maddesine rağmen sürekli çiğnedikleri mikromilliyetçi-etnikçi 'Eşit Yurttaşlık' sakızı) 'Demokratik Türkiye Cumhuriyeti' perspektifi ve 'Demokratik Ulus' anlayışı dikte edilerek iki uluslu yeni bir devlet isteyecek, terörist başına tanınacak 'demokratik siyaset hakkı'nı da hukuki güvence ön şartıyla talep edecek konuma gelmişler..."HEDEFLERİ SEVR ANTLAŞMASI"Meğer, PKK 'Önder Apo' dediği terörist başının ya da okyanus ötesindeki sahibinin ağzından, öteden beri bir türlü tarif etmeye yanaşmadığı, esasen tarif de edilemeyen 'Kürt Sorunu' derken kastının; Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasası öncesine, yani Türkiye Cumhuriyeti öncesine, yani emperyalizmin işbirlikçisi Osmanlı Saray düzenine ve 'Sevr Barışı'na (!) dönmek olduğunu açık edivermiştir."
Meğer, Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasası —tabii ikisi arasında 29 Ekim 1923’te ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti de— inkârcı, imhacı, soykırımcı ve asimilasyoncu imiş...
Meğer, yıllardır öğretmen, hemşire, doktor, teknisyen, işçi ve bebek 50 bin yurttaşımızı katleden alçak teröristler özgürlük savaşçısı 'gerillalar' imiş; ne zaman kurdularsa 'Kürdistan' diye bir devletleri varmış, yaptıkları 'her iki taraf' (Kürdistan ve Türkiye) açısından temel seçenek (!) hâline getirdikleri 'savaş'mış ve 'iki devlet arasındaki bu savaşı' kazanmışlar, PKK galip gelmiş, Türkiye mağlup olmuş. Bu nedenle; 'Ortak Vatan'da (demek vatanımız da ortak değilmiş) Kürt ve Türk halklarının 'kurucu öğe' olduğu (yıllardır Anayasa'nın 10. maddesine rağmen sürekli çiğnedikleri mikromilliyetçi-etnikçi 'Eşit Yurttaşlık' sakızı) 'Demokratik Türkiye Cumhuriyeti' perspektifi ve 'Demokratik Ulus' anlayışı dikte edilerek iki uluslu yeni bir devlet isteyecek, terörist başına tanınacak 'demokratik siyaset hakkı'nı da hukuki güvence ön şartıyla talep edecek konuma gelmişler..."HEDEFLERİ SEVR ANTLAŞMASI"Meğer, PKK 'Önder Apo' dediği terörist başının ya da okyanus ötesindeki sahibinin ağzından, öteden beri bir türlü tarif etmeye yanaşmadığı, esasen tarif de edilemeyen 'Kürt Sorunu' derken kastının; Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasası öncesine, yani Türkiye Cumhuriyeti öncesine, yani emperyalizmin işbirlikçisi Osmanlı Saray düzenine ve 'Sevr Barışı'na (!) dönmek olduğunu açık edivermiştir."














