Bir fikrin oluşturularak fırsatları görüp değerlendirmek ve bu fikri uygulayabilmek adına yapılan girişimcilik yaşanılan yere bir değer katmış, etki oluşturmuş ve gelir düzeyini yükselterek yaşam kalitesini artırmış. Kırsal bir alan olan köylerde daha çok tarımsal faaliyetler gerçekleşmekte. Yani insanoğlunu en temel ve vazgeçilmez ihtiyacı olan beslenmesindeki en önemli etken. Çeşitli sebeplerle köylerdeki tarımın terkedilmesi ile yaşam kaynağımız olan mahsullerle birlikte gelir kaynağı da azalabilmekte. Tarımın terkedilmesinin sebeplerini hem coğrafi koşullar hem de köylerden daha iyi imkanlara sahip olabilmek için ayrılanlar oluşturabilmekte. Tarım faaliyetlerinin azalmasıyla yeni bir gelir kaynağı aramaya başlama çabaları onlara girişimciliğin kapısını açtırmış. Bazen de bu girişimciliğin bir amacı bulunmakta. Ayrıca o yörenin ulusal ve uluslararası bazda tanınmasını sağlamış.
Böyle bir köy tanıma fırsatı yakaladım. Girişimci olarak gördüğüm şirin mi şirin bir köy. İyi ki tanıdığım bir köy Barbaros Köyü. Burada, tarımsal üretimin önemine dikkat çekmek, tarımsal, kültürel ve geleneksel değerlerini yaşatmak amacıyla bir etkinlik düzenlenmekte. Bu etkinliğin adı Barbaros Oyuk Festivali. Bu yörede korkuluklara oyuk denilmekte. Bu girişimciliğin fikrini Demet Hanım oluşturmuş. Köy sakinlerinin desteği ve iş birliği ile korkuluklar hazırlanmış. Bir de amaçları arasında köyden kente göç edenleri köylerine geri getirmek, el emeğinin önemi, yöresel tat ve lezzetleri tanıtmak, geleneklerini korumak ve bunları genç nesillere aktarmak yer almış. Ayrıca sanatsal faaliyetler de desteklenmekte.
Sanatsal faaliyetler, hem bireysel hem de toplumsal olarak gelişime, değişime açılan kapı. Yaşam tarzındaki hareketlilik. Yöre sakinlerinin bir araya gelerek bir gelişim platformunda buluşmakta. Kültürel sanatsal etkinliklere katılmanın getirdiği potansiyeller sosyal, kültürel, ekonomik değerler sağlamakta. Mevcut kültürel değerlerin korunması, değerlerin sürdürülebilirliğine katkısı bulunmakta. Bir taraftan geçmişin değerlerini koruma misyonu. Tarımla geçinen insanlara farklı bir gelir kaynağı, tarımın azaldığı yöreye yeniden hayat ve kırsal turizm olanağı. Kırsal göçün önlenmesi ve yeni bir geçim kaynağının sağlanması. Korkuluklarla sağlanan bir girişimcilikle. Bir köyün korkuluklarla sembolik haline gelmesine bir örnek teşkil eden köyümüz burası.
Korkuluklar tarlalarda bulunmakta ve tarımsal ürünlere zarar verecek olan kuşlara karşı önlem almanın güzel bir yolu. Dekoratif ve eğlenceli yönüyle de renk katmakta. Tarımsal üretim terk edilmeye başlamasıyla bir görevinin artık olmadığını ima eder gibi korkulukların üzerinde
yöresel kelimeleriyle bir yazı yer almakta “Boş tarlalarıda beklemekten sıkıldık”. Bu mesaj köylüyü tarımsal üretime davet ettiriyor.
Barbaros Köyü Urla ilçesine bağlı renkli bir hayata sahip çoğunlukla Türkmen yörüklerinin yaşadığı güzel bir mahalle. Bu renklilik mahallenin her bir köşesinde bulunan çeşit çeşit korkulukların renkli dünyası ile bütünleşmiş. Girişte de sizi ion tabelasıyla karşılayan güler yüzlü bayan korkuluk renklendiriyor dünyanızı ilk. İletişime geçiyorsunuz sanki.

Diğer korkulukları ve korkuluklarla sarıp sarmalanan bu köyü merak ediyorsunuz. Farklı bir dünyaya açılan kapı gibi. Korkuluklar sanki farklı konular ele alıyor, duyularınızı harekete geçiriyor. Hatta bir senaryo yazıyorsunuz hikayeleri farklı farklı.
Köy meydanına gelmeden önce devasa korkuluğa ve duvar yazısına sessizce cevap veriyorsunuz; “Hoş buldum güzeller güzeli köyünüze. Sizlerle, sizi oluşturanlarla tanışmak, farklı bir atmosfer oluşturduğunuz mekânı görmek ve hikayesini öğrenmek istiyor insan. Bu tekrar hayat veren girişimciliği bir de.”

Köy meydanına gelmeden sağ tarafında köy yaşam merkezi bulunuyor. Okullardaki uygun alanların sosyal faaliyetlerde kullanılmasını sağlamak, yaygın eğitim faaliyetlerini gerçekleştirmek için önemli köy yaşam merkezleri.


Sol tarafında parkın içinde, bayrakların arasında Mehmetçik Anıtını ve altında Çanakkale Savaşında bu köyden şehit olanların isimlerini görüyorsunuz. Köy meydanında da yer alıyor şehit olan Mehmetçiklerimizim ismi.



Köy meydanına doğru ilerlerken rengarenk ve bir o kadar farklı korkulukların seyrinde oluyorsunuz. Gidip inceliyor, göz göze bakışıyorsunuz.








Bazı korkuluklar sosyal mesajları iletiyor üzerindeki yazılarla. Bazılarında açıklamalarıyla birlikte yöresel kelimeleri yer almakta.
“Sayın Misafirlerimiz tezgahlarımızı dolaşırken sakın sapıştırmayın eyi mi? Enem gonam gezinin.” Sapıştırmak; yarı yolda bırakıp kaçmak, enem gonam; aheste aheste anlamına geliyor.
“Valla köylüm deye demeyom insanlamız pek eşbahtır.” Eşbah; neşeli anlamına geliyor. Evet gerçekten köyün sakinleri çok cana yakın, neşeli ve o kadar misafirperver

Köy meydanına geldiğimizde çok güzel kahve evleri var ve hepsini rengarenk korkuluklar süslüyor. Bazılarından biraz ürküyorsunuz ama o bile ayrı bir renk ayrı bir duygu.

Köy meydanında birçok korkuluk fotoğraf çektirmeye davet ediyor ve bir tanesi ağaçtan seyrediyor sizi.





Meydandaki hepsi birbirinden güzel kahve evlerinde çaylarınızı, kahvelerinizi yudumluyor, yöresel tatları deniyorsunuz. Temiz havası da keyfinizi taçlandırıyor.
Hikâyeyi öğrenme merakınız sizi rahat bırakmıyor. Köy sakinlerinin güler yüzleri size cesaret veriyor hoş seda için. Tanışıyoruz o sıcakkanlı insanlarla. Bağ, bahçe, tarlasından vazgeçmeyenler. Sorun ve ihtiyaçlara çözüm üretmek için emek verenler.
Güler yüzlü, cana yakın, hoş sohbetli insanlarla tanışmak, konuşmak o yörenin tarihi dokusu, kültürü, doğal güzellikleri, üretkenlikleri ve hatta girişimciliklerine dair hikayeleri yüzümüzdeki tebessümleri iç dünyamıza tatlı bir yolculuk yaptırmakta. Hayata dair öğrenebileceklerimizin başka bir yolu.
Köyün güler yüzlü, modern, aydın görüşlü sakinleri ile sohbetimiz öğrenebileceklerime renk katıyor.
Pür dikkat dinliyorum anlatılanları. Güzel bir kitap okur gibiyim. Bu hoş sohbete başladığımız anda bu güzel kitabın sayfası açılıyor girişi ile birlikte sonucu merak ediyorum ve her biri çok değerli.
İlk yerleştikleri mekan olan Başköy’de sıtma hastalığı baş gösterince bulundukları yerden taşınılmasına ve taşınılacak yerin nasıl bir yer olacağına karar vermek için ileri gelenler bir hayvan kesilmesini, bu hayvanın etlerini muhtelif yerlere asılmasını ve et nerede en geç bozulursa köyün orada kurulmasını söylemiş. Etler en geç bu köyde bozulmuş. Buradaki dere kenarına sıra sıra yedi tane dam yapılmış. Buranın ismi Sıradam olmuş. Daha sonra Barbaros köyü. Köy sakinlerinin bazılarının nüfusunda Sıradam yazılıymış.
Ovada herkes rençberlik yapıyormuş. Çeşitli sebeplerle rençberlik bitmiş. Ova çukur ve çok soğukmuş ve her sene kar yağmış. Ovanın nerdeyse hepsi bağmış ve bu çok soğuklardan dolayı çok kırağı düşmüş, bağları yakmış, kütükleri kurutmuş. Bunun sonucunda köy halkı iş bulmak amacıyla şehirlere gitmiş, göçlerle birlikte tarımsal faaliyetler de azalmaya başlamış.
Tarımı terk eden köylüleri tarıma dönmesi ve tarımın geldiği duruma dikkat çekmek amacıyla festival yapılmasına karar verilmiş. Festivalin ismi Oyuk Festivali. Fikir sahibi Demet Hanım ile birlikte köy sakinleri el ele vererek ilki 2016 yılında yapılmış bu etkinliğin. Üç gün süren festival her sene yaz aylarının sonunda düzenlenmekte ve birçok ziyaretçi köye gelmekteymiş. Festivalin ilk senesinde otuz beş bin kişinin köyü ziyaret ettiği her sene bu sayının arttığı ifade edilmekte. Festival köyün tanıtımında, ekonomisinde önemli bir rol oynuyor.
Köyün her tarafını görmek istiyorsunuz. Bir korkuluğun nerde nasıl sizi karşılayacağını merak ediyor, adımlarınız ise sizi alıp götürüyor.

Köyün Zübeyr Zühtü Erzen adında bir kütüphanesi bulunmakta ve penceresini süsleyen korkuluğu.
Barbaros köyündeki eski bir köy evinin orijinal dokusu korunarak oluşturulmuş Hobbit House doğru ilerliyoruz, kapısının önündeki pembe düşler durağı içeriye çağırıyor. İçerisi enerji dolu. Organik köy ürünlerinden hazırladıkları lezzetler bambaşka. Bir oda var mutfağın yanında. Antika eşyalar, eski kitaplar, plaklar, duvarlara iliştirilmiş notlar renk katıyor bu odaya hem de ruhunuza. Oda sanki bir görsel iletişim aracı. Eskiye ait güzellikler alıp götürüyor sizi hatıralara. Kömür sobası da ayrı bir atmosfer katıyor ortama. Arka bahçesindeki o büyük güzelliğini de Atatürk yolu oluşturuyor.

Köyün her bir sokağından keyifle dönüyorsunuz meydana.

öyün içine doğru ilerledikçe bir güzellikle daha karşılaşıyorsunuz; çatkapı evi. Köy sakinlerinin evine konuk oluyorsunuz. Umduğunu değil bulduğunu ye, iç, öde diyor tabelası. Bu yöntemle köy halkı bir geçim kapısı oluşturuyor, ekonomiye katkı sağlıyor, sosyalleşmenin farklı bir yönünü sunuyor. İçerisi o kadar farklı döşenmiş ki. Alışmışlığın dışında. Güzel bir bahçe ve köy ortamının korkuluklarla canlandırılmış senaryosu gibi.
Tanıştığımız güzel yürekli köy sakininin evinin önünde ekşi mayadan yaptığı ve taş fırında pişirdiği ekmeğe tanıklık ediyoruz bu güzel köyde. Emeğin güzelliği çıkıyor fırından. Üretken kadınlarımız bir de öylesine güler yüzlü. Katkı sağlıyor gelirine.
Sanatsal faaliyetleri içinde barındıran girişimci bir köy. Sanat köyü sanki burası. Korkuluklar (oyuklar) köyün sembolü olmuş. Tarımsal, geleneksel değerlerini korumaya dikkat çekmek, tarımsal faaliyetleri canlandırmak için gerçekleştirilen Barbaros Oyuk Festivali tarımsal, kültürel ve geleneksel değerleri vurgulamaya çalışıyor. Korkulukların renkli dünyası turizm potansiyeline destek.
Bu korkuluklar bizim dünyamızı da renklendiriyor. Tanımamıza vesile oluyor böylesine güzel bir köyü. Öğrendiğimiz bilgiler bakış açımıza bir değer katıyor. Yöresel lezzetlerini deneyimleyerek, el sanatları ürünlerini, bitkisel ürünleri alarak katkı sağlıyoruz biz de gelirlerine bir de. Temiz havası, sakin ve huzur veren ortamıyla da bedenimize verdiğimiz şifalı bir mola.
HABER : Nurdan Par Aslan

















