Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi tarafından yayımlanan “Zonguldak Yöresinde yaşayan insan hazineleri” isimli kitabın editörü zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi İnsan Bilimleri Fk. Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyesi Dr. Hasan Özer’dir.
Kitapta yer alan tüm fotoğraflar, Zonguldak Fotoğraf Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve fotoğrafçı, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu Öğretim Görevlisi İ. Kerem Öztürk tarafından çekilmiştir.
Özgür Halkın Sesi, insana kıymet, kitaba emek veren akademisyenlerden izin alarak her gün ne insan hikayesini sizlerle paylaşacak.
İşte yeni hikayemiz:
MEHMET ALTUNSOY
Mehmet Bey,
1960 yılında Devrek’in İsmet Pasa Mahallesinde dünyaya gelmiştir. Babasının adı Mehmet, annesinin adi Emriyledir. Babası Mehmet Bey kamyon şoförü, annesi Emriye Hanım ise ev hanımıdır. İlkokul ikinci sınıfa kadar Devrek Fatih ilkokulunda, dördüncü sınıfa kadar ise Devrek İstiklal ilkokulunda okumuştur. Saatçilik işine 1974 yılında başlayan Mehmet Bey, çocukluğunda bu mesleğin üstün bir meslek olduğunu dile getirmektedir Mustafa Ustanın yanında çıraklığa başlayan Mehmet Bey, evin tek oğludur. 1982 yılında askerden döndükten sonra kendi dükkânını açtığını söyleyen Mehmet Bey, bu mesleğin gelecekteki durumu ile ilgili su cümleleri dile getirir: "Bu meslek 5-10 sene sonra altın olacak. Ben bu ışığı görüyorum."
Mehmet Bey, evli ve iki çocuk babasıdır. Günümüzde bu mesleğe rağbet olup olmadığını sorduğumuzda ise Mehmet Bey eskiden aileler çocuklarının yetişmesi için usta yanına verirlerdi ama şimdi öyle değil, yetiştirme tarzı değişti diye yanıt verir. Deneyerek ve yer geldiğinde bocalayarak bu mesleğe adım attığını ifade eden Mehmet Bey, türlü zorluklarla bu mesleği öğrenmiştir. Ona göre eskiden liseyi bitirmeyen çocuğa saat alınmazmış. Günümüzde ise Çin malı saatlerin çok ucuza satıldığını ve bu saatlerin cilt sağlığı için tehlike oluşturduğunu ifade eder.
Mehmet Bey yaptığı işi seven biridir. Bu mesleği bırakırsa üzüleceğini de gözleri dolu şekilde bize dile getirir. Saatçilik işinin çok dikkat gerektiren bir uğraş olduğunu belirten Mehmet Bey, mesleğe yeni başlayanlara ise şu öğütler verir: "Öncelikle bu mesleğe severek başlaması lazım. O mesleği severek yapmaya başlarsa onu götürür. Titiz ve temiz olması gerekiyor."
Bize kendinizden bahseder misiniz?
10.10.1960 yılında Devrek İsmet paşa Mahallesinde doğdum. Babamın adi Mehmet, annemin ad Emriye, Babam kamyon şoförü, annem ev hanımıydı. İki yıl önce babamı kaybettik. 1. Ve 2. Sınıfı Devrek Fatih İlköğretim Okulunda, 3. ve 4. sınıfı da Devrek İstiklal ilkokulunda okudum. 1974 yılında bu mesleğe çırak olarak başladım.
Dört kardeşiz. Üç kız kardeşim var. Ablalarım evli, benden küçük kız kardeşim de evli. Hepsi burada yaşıyor. Ortaokulu birinci sınıfta bıraktım. Daha sonra dışarıdan okuyup bitirdim. O zamanlar babam şoför olmamı istemiyordu.
Saatçilik gözde bir meslekti. Bizim çocukluğumuzda saatçilik üstün bir meslekti. Gözde gözüken bir meslekti. O yüzden babam beni evin tek oğlu olduğum için saatçi yanında çıraklığa verdi. Ustam Mustafa Yağaran idi. 1980 yılına kadar onun yanında mesleği öğrendim. 1980 yılında askere gittim, 1982 yılında askerden döndüm ve o yıl şubat ayında kendim dükkân açtım. 44 yaşındayken yani 2006 yılında emekli oldum. Erken emekli olunca mesleğime devam ettim ve mesleğimi severek yapıyorum. Hala bu mesleği devam ettiriyoruz.
Nasıl evlendiniz?
1985 yılında evlendim. Eşimle aynı mahallede oturuyorduk, evlerimiz yan yanaydı. Birbirimizi her gün görüyorduk.
Bir oğlum, bir kızım var. İkisi de evlendiler. 1987 yılında oğlum dünyaya geldi. 1990 yılında da kızım dünyaya geldi. Kızım İstanbul’da inşaat mühendisi olarak çalışıyor.
Oğlum telefon ustasıydı ama mesleğini yapmak istemiyor.
Oğlumun saatçiliğe merakı yok. Benim kadar olmasa da o da bir şeyler biliyor. Oğlumun bu meslekle ilgilenmesini isterdim. Çünkü dünya bu eski usul kurmalı saatlere geri dönmeye başladı. Biz su anda çırak bulamıyoruz. Çalışmak isteyen olmuyor. Gelen kişi para için gelmek istiyor, meslek öğrenmek için değil. O yüzden ben oğluma bu mesleği iyi öğren diyorum. Bu meslek 5-10 sene sonra altın olacak.
Ben bu ışığı görüyorum.
Çıraklığa başladığınız zamanlar nasıldı?
Biz iki çırak olarak çalışıyorduk. Her yer doluydu. Berber. terzi, elektrikçi, tamirci gibi yerlerde çıraklar çoktu. Herkes çocuklarını ustaların yanına vermek istiyordu. Günümüzde öyle değil, çocuklar çalışmak istemiyor. Aileler çocuklarına söz geçiremiyorlar. Bizim zamanımızda öyle değildi. Baban seni nereye verirse orada çalışırdın. Şimdi yetiştirme tarzı değişti. Çocuklar okumaya daha çok yöneltiliyor.
Çocukların çoğu da okumuyor. Okumak için üniversiteye giden çocukların %60-701 ailelerini aldatıyor. Sonra da iş bulmakta zorlanıyorlar.
Meslekle ilgili ilginç hatıralarınız var mı?
Bu meslekte saati söktüğün zaman yaparken zorluk çekiliyor. Çünkü saatin içinde bazısında on beş, bazısında on sekiz, bazısında da yirmi beş tane vida var. Bunları söküp takarken parçalarda kırdıklarımız oluyordu. Kolayca öğrenemedik, türlü zorluklardan geçtik. Takıp çalışmayınca tekrar söktüğümüz saatler oldu. Deneye deneye öğrendim. ilk yıllarda çok bocaladık.
Saatin sahibi saatini almaya geldiğinde saatine bakıp bu benim değil diye inat ediyor. Alıyorum onun saatini ona benzeyen diğer saatlerle karıştırıyorum. Yeniden soruyorum hangisi senin saatin diye. O zaman da benim ona verdiğim saati seçiyor. Hala bunun gibi şeyler oluyor.
Zaman içerisinde bu meslekle ilgili ne değişti?
Liseyi bitirmeyen çocuğa ailesi saat almazdı. Bu bizde de oldu. Şimdi ise çocuğun eline 10 TL geçtiğinde Japon pazarı, mısır çarsısı, Tahtakale gibi ucuz yerlerden 10 TL’ye saat alıp takabiliyor. Bunların hepsi Çin malı. Bunların metalleri çok adi. Kolun terlemesiyle onlar oksit yapıyor, bunlar da deride. Cilt bozukluğuna neden oluyor. Eskiden öyle değildi. Kırk gün yumurta taşıyacaksın, bir tane bile kırmayacaksın, öyle sana saat alacağız denirdi. Şimdi ne yazık ki beş yaşındaki çocuk bile saat istiyor. 5-6 yıldan beri otomatik saate geçilmeye başlandı. Su aralar dedelerinin, babalarının eski kol saatlerini bulup yaptırmaya getirenler oluyor.
Duvar saatlerini tercih eden var mı?
Yaklaşık 25-30 yıldır bu saatlere bakan yok. Daha öncesinde her evde vardı. Bimbamli denilen saatlerden vardı. Bu
Saatler on beş günde bir kere kuruluyordu. Şimdi de halkımız ara sıra getirmeye başladı. Eskiye dönmeler 2-3 yıldır görülüyor.
Köstekli saat kullanan var mı?
Kullanan var ama çok değil. Bu saatler kurmalıdır. Şimdi pilli olanlar da var. Pilli olanlar Çin mali. Kurmalılar makbul olanıdır. Yirmi dört saatte bir kere kurulur ve yirmi beş taşlıdır. Bunların orijinali ve iyisi İsviçre malıdır.
Eskiden kullanılan tamir aletleri ile şimdi kullanılan tamir aletleri arasında ne gibi değişiklik oldu?
Önceden bir kapak açmak için çakı lazım oluyordu ama şimdi öyle değil. Vidalı saatler çıkınca üçgen, ikili kapak açma anahtarı gibi aletler çıktı. Alıp onlarla çalışmaya başladık.
Bizim genel olarak kullandığımız masa, torna vida, sıyırma aletlerimiz var. Bu aletlerle biz işimizi yapıyoruz. Bu meslek, çok dikkat isteyen bir iş.
Mesleğe yeni başlayan birinin dikkat etmesi gereken en önemli şey nedir?
Öncelikle bu mesleğe severek başlaması lazım. O mesleği severek yapmaya baslarsa onu götürür. Titiz ve temiz olması gerekiyor
Bu mesleği ne, kadar süre devam ettirmeyi planlıyorsunuz?
Şu an 58 yaşındayım. 65-70 yaşına kadar bu mesleği devam ettirmeyi düşünüyorum. Bu işi bırakırsam evde vakit geçiremem. Ben mesleğimi seviyorum. Bu mesleği bırakınca birinin devam ettirmeyecek olmasına üzülüyorum. Bu kadar malzemeyi ne yapacağımı bilmiyorum. Satılsa 10.000 TL bile etmez. Dükkânın kapısına kilit vurulsa ben gidip kıraathanede otursam bu beni çok üzer.
Teşekkürler.














