Türeli, açıklamasında 117 yıl önce gazetecilerin sansür memurlarını gazetelere sokmayarak Meşrutiyet'in ilanını duyurduğu 24 Temmuz’un, yıllar içinde basın özgürlüğü için bir mücadele gününe dönüştüğünü hatırlattı. 1971 Askeri Darbesi’nden sonra artan baskılar nedeniyle “Basın Bayramı” olarak kutlanan günün anlamının değiştiğini söyledi.
Türkiye’de bugün 18 gazeteci ve medya çalışanının cezaevinde bulunduğunu belirten Türeli, RTÜK’ün siyasi iktidarın yayın politikası doğrultusunda hareket ettiğini, ekran karartma, ceza ve lisans iptali gibi uygulamaların medya üzerinde ciddi bir baskı aracı haline geldiğini dile getirdi.
“Basın İlan Kurumu mali sansür aracına dönüştü”
Basın İlan Kurumu’nun da resmi ilan ve reklamları iptal ederek ekonomik sansür uyguladığını söyleyen Türeli, “Evrensel gazetesi gibi birçok muhalif yayın, resmi ilanlardan mahrum bırakılarak cezalandırılıyor. Bu kurum halkın haber alma hakkını değil, iktidarın çıkarlarını esas alıyor” ifadelerini kullandı.
"Basına baskı, halka baskıdır"
Türeli, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik operasyonlar ve ardından yaşanan kitlesel tepkileri izleyen gazetecilere yönelik baskıların rutin hale geldiğini belirterek, “Gazeteciler üzerindeki baskı, doğrudan halkın haber alma hakkına yöneliktir. Bu sadece basın mensuplarının değil, tüm emekçilerin sorunudur” dedi.
Basın özgürlüğü ile halkın haber alma hakkı arasındaki bağın kopmasının, sansüre karşı mücadelenin toplumsal ve sınıfsal bir görev haline geldiğini gösterdiğini ifade eden Türeli, açıklamasını şöyle tamamladı:
“İşi ve ekmeği için mücadele eden bir işçi, grevini yasaklayan iktidara karşı kendisinin sesini duyuran basınla dayanışma içinde olmalıdır. Sansüre karşı mücadele, iktidarın ve sermayenin baskı düzenine karşı mücadeleden ayrı düşünülemez. Bu yüzden sansüre karşı mücadele, aynı zamanda bir sınıf mücadelesidir. 117 yıldır sansüre karşı direnen basın emekçilerinin yanındayız. Demokratik bir Türkiye’yi işçilerin ve emekçilerin örgütlü mücadelesiyle kuracağız.”














