Yoksulluğun halkı ölüm kıyılarına ittiğini ifade eden Kaymakçı, açıklmasımda şu ifadelere yer verdi: “Zonguldak’ın Kilimli ilçesine bağlı Gelik beldesinde ruhsatsız çalıştığı için daha önce mühürlenmesine rağmen faaliyetlerine devam eden “kaçak maden ocağında!” su baskını sonucunda bir işçi kardeşimiz hayatını kaybederken, bir diğeri yaralanmış ve tedavi altına alınmıştır. Hayatını kaybeden işçimizi saygıyla anarken ailesi ve yakınlarına başsağlığı, yaralı işçimize de acil şifalar dileriz.
09 Şubat 2026 tarihinde meydana gelen bu vahim olay, Zonguldak’ın kanayan yarası olan "kaçak ocak" gerçeğinin ve kamusal denetimin fiilen etkisizliğinin ne yazık ki taze ve acı örneğidir. Kaçak ocakları tek tek kapatmak yeterli değildir. Bu ocakların ortaya çıkmasına neden olan ekonomik, sosyal ve kurumsal sorunlar çözülmeden, kaçak madencilik kendini yeniden üretecektir.
Zonguldak’ta önceki gün yaşanan ve bir işçi kardeşimizin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olay, bir "kaza" değil; göz göre göre gelen bir cinayettir. Yerin yüzlerce metre altında, hiçbir iş güvenliği önlemi alınmadan, mühendislik denetiminden uzak ve tamamen yasa dışı işletilen bu sözde ocaklar, şehrimizin üzerine bir karabasan gibi çökmeye devam etmektedir.
Maden Mühendisleri Odası olarak yıllardır defalarca uyardık: Ekonomik krizin derinleştiği, insanların açlık sınırı altında yaşamaya mahkûm edildiği bir ortamda; TTK’nın işçi alımlarının durdurulması ve kamusal madenciliğin zayıflatılması, yoksul halkımızı bu "ölüm kuyularına" itmektedir.
Önceki gün kaybettiğimiz canın sorumlusu sadece o ocağı işleten şahıslar değil, aynı zamanda kaçak ocakları sadece mühürlemekle yetinen, sonrasında yeniden açılmasını görmeyen/duymayan denetim mekanizmasıdır. Kaçak maden ocaklarında yaşanan ölümler, bireysel hatalardan değil; denetimsizlikten, istihdam politikalarından ve kamu otoritesinin zayıflığından kaynaklanan yapısal bir sorundur. Bölgedeki rödovanslı saha karmaşasını çözemeyen bürokrasi, ve en önemlisi, madenciyi güvenli kamu istihdamı yerine kaçak ocak işletenlerin insafına terk eden siyasi iradedir.
Maden mühendisinin bulunmadığı, havalandırmanın sadece adının geçtiği, tahkimatın "şansa" bırakıldığı her yer bir mezardır. AKP iktidarının "üretim olsun da nasıl olursa olsun" anlayışı, Zonguldak’ta kaçak kömürü bir pazar haline getirmiş, denetimler ise sadece kâğıt üzerinde kalmıştır. Şehir merkezine birkaç kilometre mesafede, herkesin bildiği bu alanlarda üretim yapılması ve buralarda can verilmesi, devletin denetim yetkisinin iflas ettiğinin göstergesidir.
Maden Mühendisleri Odası olarak taleplerimizi ve uyarılarımız şunlardır.
Kaçak ocaklar, sadece mühürlenerek kapatılmamalı, bu alanların tekrar açılmasını engelleyecek kalıcı yapısal önlemler alınmalıdır.
Bölgedeki işsizlik baskısı, TTK’ya yapılacak işçi alımlarıyla giderilmelidir. İnsanlar ölümü göze alarak buralara giriyorsa, bunun bir çaresizlik sonucunda olduğu bilinmelidir.
Olayın sorumluları en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Sadece ocak sahibi değil, o kömürün alıcısı ve denetimden sorumlu kamu görevlileri de yargı önüne çıkarılmalıdır.
Hayatını kaybeden maden işçisini tekrar saygıyla anarken, kederli ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz.
Madenlerde ölmek madencinin fıtratı değildir, bu düzenin tercihidir!”
09 Şubat 2026 tarihinde meydana gelen bu vahim olay, Zonguldak’ın kanayan yarası olan "kaçak ocak" gerçeğinin ve kamusal denetimin fiilen etkisizliğinin ne yazık ki taze ve acı örneğidir. Kaçak ocakları tek tek kapatmak yeterli değildir. Bu ocakların ortaya çıkmasına neden olan ekonomik, sosyal ve kurumsal sorunlar çözülmeden, kaçak madencilik kendini yeniden üretecektir.
Zonguldak’ta önceki gün yaşanan ve bir işçi kardeşimizin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olay, bir "kaza" değil; göz göre göre gelen bir cinayettir. Yerin yüzlerce metre altında, hiçbir iş güvenliği önlemi alınmadan, mühendislik denetiminden uzak ve tamamen yasa dışı işletilen bu sözde ocaklar, şehrimizin üzerine bir karabasan gibi çökmeye devam etmektedir.
Maden Mühendisleri Odası olarak yıllardır defalarca uyardık: Ekonomik krizin derinleştiği, insanların açlık sınırı altında yaşamaya mahkûm edildiği bir ortamda; TTK’nın işçi alımlarının durdurulması ve kamusal madenciliğin zayıflatılması, yoksul halkımızı bu "ölüm kuyularına" itmektedir.
Önceki gün kaybettiğimiz canın sorumlusu sadece o ocağı işleten şahıslar değil, aynı zamanda kaçak ocakları sadece mühürlemekle yetinen, sonrasında yeniden açılmasını görmeyen/duymayan denetim mekanizmasıdır. Kaçak maden ocaklarında yaşanan ölümler, bireysel hatalardan değil; denetimsizlikten, istihdam politikalarından ve kamu otoritesinin zayıflığından kaynaklanan yapısal bir sorundur. Bölgedeki rödovanslı saha karmaşasını çözemeyen bürokrasi, ve en önemlisi, madenciyi güvenli kamu istihdamı yerine kaçak ocak işletenlerin insafına terk eden siyasi iradedir.
Maden mühendisinin bulunmadığı, havalandırmanın sadece adının geçtiği, tahkimatın "şansa" bırakıldığı her yer bir mezardır. AKP iktidarının "üretim olsun da nasıl olursa olsun" anlayışı, Zonguldak’ta kaçak kömürü bir pazar haline getirmiş, denetimler ise sadece kâğıt üzerinde kalmıştır. Şehir merkezine birkaç kilometre mesafede, herkesin bildiği bu alanlarda üretim yapılması ve buralarda can verilmesi, devletin denetim yetkisinin iflas ettiğinin göstergesidir.
Maden Mühendisleri Odası olarak taleplerimizi ve uyarılarımız şunlardır.
Kaçak ocaklar, sadece mühürlenerek kapatılmamalı, bu alanların tekrar açılmasını engelleyecek kalıcı yapısal önlemler alınmalıdır.
Bölgedeki işsizlik baskısı, TTK’ya yapılacak işçi alımlarıyla giderilmelidir. İnsanlar ölümü göze alarak buralara giriyorsa, bunun bir çaresizlik sonucunda olduğu bilinmelidir.
Olayın sorumluları en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Sadece ocak sahibi değil, o kömürün alıcısı ve denetimden sorumlu kamu görevlileri de yargı önüne çıkarılmalıdır.
Hayatını kaybeden maden işçisini tekrar saygıyla anarken, kederli ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz.
Madenlerde ölmek madencinin fıtratı değildir, bu düzenin tercihidir!”














