Aslında sağlık gündemi dışında çok fazla birşey yazmayı düşünmüyordum. Örneğin ilk yazımın konusu normal şartlarda Zonguldak Şehir Hastanesi projesi olacaktı. Şehir hastanelerinin; ''sağlıkta dönüşüm programı'' diye kamuoyuna sunulan, sağlığın tamamen özel sektöre devredilme sürecinin son aşamasını oluşturduğu, amacının sermayeye kaynak aktarmak olduğu, Zonguldak'a şehir hastanesi yapılacağına Atatürk Devlet Hastanesi'nin eski binasının bir an evvel tekrar açılmasının gerektiğini yazacaktım ama 21 Mayıs akşamı gelen mahkeme kararı gündemi tamamen değiştirdi. Şehir hastanesi ile ilgili yazıyı sonra yazacağım. Zaten şehir hastanesi falan da yapılmayacağı için herhangi bir aciliyeti yok.
Türkiye adeta bir açık hava hukuk fakültesi gibi. Sırf gündemi takip etseniz bile hukuki terimler öğrenebiliyor, mevzuata hakim olabiliyorsunuz. Örneğin ülkece ''mutlan butlan'' gibi kırk yıl düşünsek aklımıza gelmeyecek bir terim öğrendik. ''Mutlak butlan'' hukuken yok hükmünde demekmiş. Zaman aşımı falan da yokmuş. Anlayacağınız 4-5 Kasım 2023'teki CHP kurultayı yok hükmünde kabul edilmiş. Mahkeme bizi 3 Kasım 2023'e geri gönderdi. Adeta 'Geleceğe Dönüş' filmindeki zaman makinalarından birine binip geçmişe ışınlandık.
Mahkemelerin siyasi partilerin içine müdahale etmesi, yönetimlerini belirlemesi ilkesel olarak reddedilmelidir. En baştan bunu söyleyip yazımıza devam edelim.
Bu karar Geleceğe Dönüş filmindeki değil de AROG'da zaman makinasına daha çok uyuyor gibi. Rahmetli Özkan Uğur icat ettiği zaman makinesi ile ''Deminden şimdiye geldim'' diyordu. Üzerinden 2.5 sene geçmiş bir kurultayı iptal edip pratiği 2.5 sene önceye geri döndüremezsiniz. CHP'nin 38. kurultayında parti meclisi seçimine giren kişiler içinde CHP'den AKP'ye geçen bile var. Yeni yönetimin kazandığı bir yerel seçim var. 2 seneyi aşkın bir süredir o belediye başkanları ülke nüfusunun %65'ini yönetiyor. Neyi nasıl yok sayacaksınız? Kaset mi ki bu geri alıp şarkıyı en güzel yerinden tekrar dinleyelim? Kararın mantıklı bir tarafı olmadığı için daha fazla bir şey yazmayı gereksiz buluyorum.
Yazının geri kalanına devam etmeden önce şunları söyleyelim. Kemal Kılıçdaroğlu ''Kifayetsiz muhteris'' deyiminin gerçek hayatta vücut bulmuş hali. Bilgisi, birikimi ve siyasi tecrübesi son derece yetersiz, hiçbir liderlik özelliği olmayan bir insan. Değil bir siyasi parti genel başkanı olması milletvekili olması bile mucize. Aday olduğu bütün seçimlerde ''Ben adayım'' diye açıklama yapamayacak kadar korkak, ''Delege beni aday yaptı, altılı masadan beni aday gösterdiler, mahkeme beni atadı'' vb. diyerek aklınca edilgen konumda kalıp, o görevi üstlenmek zorunda olduğu izlenimini veren bir insandan bahsediyoruz. Herşey onun istediği gibi oluyor ama ne hikmetse onun hiçbir müdahalesi yok, hep o bir şeylere mecbur kalıyor! 13 kere ülke genelinde seçim kaybedip 1 kere bile itiraz etmemiş ama 1 kere kendi partisinde seçim kaybettikten sonra eski yol arkadaşlarını çevik kuvvet ile partiden çıkartacak kadar kindar bir kişi. Kendisine 3 sene önce koşa koşa oy vermeye gidenler bugün sokakta ''Hain Kemal'' diye bağırıyor. Alevi dedeleri kendisini düşkün ilan etti. ''Ama delegeye rüşvet verdiler, elimde dosya var'' vb bunların siyasi bir anlamı yok. İktidarın operasyon aygıtına dönmüştür. Tarihin çöp sepetine çoktan gitti. Nokta.
CHP'liler Kılıçdaroğlu'na inanılmaz kızgınlar. Haklılar da... Kızmak, öfkelenmek vb insani duygulardır ve bazen iyidir. İnsanı diri tutar, bir daha öfkelenecek duruma düşmemek için önleminizi alırsınız. Peki şimdi can alıcı soruyu soralım. Kılıçdaroğlu'na ''hain'' demek CHP'yi kurtarır mı? ''Kutu kolanın'' hiç mi suçu yok?
2023 seçimlerine giderken Eren Erdem ''Anket yaptırdım, kutu kola bile %48 oy aldı'' demişti. Siyasetin ciddi bir iş olduğunu; ilkelerin, söylemin, kadroların önemli olduğunu söyleyenler ise ''Bozgunculuk yapma, moral bozma, beğenmiyorsan git AKP'ye oy ver'' diye linç ediliyordu. Twitterdaki editler ve capslerle politize olan insanlardan başka bir beklemek belki de hataydı. Kılıçdaroğlu 2023 seçimlerinde ''kutu kola'' kadar oy alamamıştı. ''Kutu Kola'' siyaseti Kılıçdaroğlu gibi bir tipolojiyi 13 sene ana muhalefet partisinin genel başkanı yaptı.
O zaman şunu artık söylemenin zamanı geldi. Batı ve Körfez sermayesi ile ABD ve AB gibi uluslararası güçler iktidar kadar muhalefete de etki ettiler. Özellikle Baykal'ın son döneminde başlayan bu müdahale Kılıçdaroğlu zamanında zirveye çıktı. İslamcılar ve Ülkücüler de dahil olmak üzere sağın nerdeyse her rengi CHP'de temsil edilir hale gelirken kendisini Sol-Kemalist diye tarif eden kadrolar adım adım tasfiye edildi. 2023 seçimlerinde DEVA, Gelecek ve Saadet partisine 38 vekil hediye edilip üstüne üstlük cumhurbaşkanlığı seçimi de kaybedilince CHP seçmeni yüksek sesle isyan etmeye başladı. Uzun süre bu tabloyu görmezden gelen CHP'lilerin bunda hiç suçu yok mu? İzlenilen siyasi çizgi ülkeyi komple sağa kaydırırken tam olarak ne olmasını bekliyordunuz? Cumhuriyetin temel nitelikleri birer birer aşındırılırken ''Sağdan da oy almamız lazım'' diye seyirci kalmanız bugünkü duruma neden olmuş olabilir mi? Hiç düşündünüz mü? Örneğin Halk Tv'de AKP'den ve MHP'den kovulan siyasetçilerin muhalif seçmene şirin gösterilmeye çalışılması, nerdeyse her programda bu insanlara yer verilmesi sizi hiç rahatsız etmedi mi? Sermayenin dünya çapında artık otokratik rejimleri (Rusya, Hindistan, İtalya, ABD vb) tercih ettiğini, sorunun Kılıçdaroğlu kişisel ihtirasları değil kapitalizmin kendisi olduğunu ne zaman anlayacaksınız?
Dalga geçtiğiniz, antidemokratik seçim barajı yüzünden oyları başka partilere giden sosyalist partilerde ''mutlak butlan'' gibi bir durum olsa; o partinin üyeleri hemen istifa edip yeni parti kurar mücadelelerine aynen devam ederdi. Mahkemenin atadığı başkanın ise muhattabı sadece parti binasının duvarları olurdu. Siz ise bağıra bağıra gelen ''butlan'' kararına bir önlem almadığınız gibi yeni bir parti kuramıyor ayrıca size destek olmak için gelen insanlara telefon ışıklarını açtırıp şarkı söyletiyorsunuz. Nasıl olacak bu iş?
''Önce o gitsin'' siyaseti sefilliktir. Ağır bir tabir kullandığımın farkındayım ama başka kelime bulamadım. Bir kere siyasi pozisyon alırken belli bir kişiye karşı odaklanmanız aciz olduğunuzu gösterir, ayrıca sizi ilkesizliğe götürür. Ana muhalefet partisindeki sorunlardan biri de bu. Bir siyasi parti kadrosu, tabanı ve programı ile vardır. Genel başkanından üyesine kadar benzer siyasi görüşte olması beklenir. Erdoğan karşıtlığı üzerinden birbiriyle alakasız insanları partinize doldurursanız sonuç hüsran olur.
Onun için butlan olan ''kutu kola'' ve ''siyasi sefilliktir''.
Bir siyasi partinin belediye başkanlarının rakip partiye geçmesi ve 13 yıl genel başkanlığını yapan kişinin iktidarın operasyon aygıtına dönmesi sadece ''hainlik'' ile açıklanamaz. Demek ki sorun çok daha büyük. Parti değiştiren kişiler iki parti arasında anlamlı fark görmemiş ki rahat rahat parti değiştirmişler.
Belli ki Kılıçdaroğlu ve arkadaşları ''Biz bir şekilde gelelim, nasılsa zamanla unutulur, seçime doğru da 'Oyunuzu bize vermezseniz AKP'ye gider' deriz, yine seçiliriz'' diye düşünmüşler. Maalesef son 24 yıla baktığımızda haksız da sayılmazlar. Sadullah Ergin bile CHP listelerinden seçildi.
Uluslarası güçler ile yerli ve yabancı sermaye bu dönemde kendi içinde kavga edip enerjisini tüketen ama içinden yeni bir parti çıkmayacak bir CHP tercih etmiş. Bir gecede parti içi muhalefet durumuna düşen Özgür Özel de bunu görmüş olacak ki yeni bir parti kurmayacağını açıkladı. Yeni bir parti kursa bile kendisine alan açılmayacağını anlayacak siyasi tecrübesi vardır diye düşünüyorum. Yoksa partisinin genel merkezinin önüne onbinleri getirirdi. Bu tartışma mümkün olduğunca uzun sürecek, yargıtay bir türlü nihayi kararını vermeyecek, bu arada iki taraf da toplantılar yapacak. İktidara yakın medya bu mitingleri bol bol yayınlayacak, programlarında CHP içi kavgayı konuşup ''Bunlara ülke emanet edilmez'' mesajını alt metinde işleyecek. Mitinglere kapalı olan Güvenpark bile Özgür Özel'e açıldı. Miting yapın da nerede yaparsanız yapın. Belki Taksim de açılır bilemeyiz.
AKP açısından ise kısa vadede çok elverişli bir ortam olduğunu söyleyebiliriz. AKP kendisini seçmene; uluslararası konularda lafı dinlenen bir aktör, Kürt meselesini çözmek üzere olan ve ekonomik sorunlarla ilgilenen bir parti olarak sunarken, CHP kendi içinde kavga eden bir parti konumuna düştü. Ama uzun vadede ne olacağını bilemeyiz. Hem AKP hem de ülke için en önemli sorun CHP'den kopacak muhalif özellikle genç kitlelerin ırkçı-faşist partilere destek vermesi ve mafyatik örgütlere katılma ihtimali. Böyle bir senaryo hem siyasi istikrarsızlık hem de asayiş sorunları yaratacağı için AKP için ciddi problem yaratabilir.
Sosyalistler ise hakkında mahkeme yoluyla partilerin içişlerine müdahale edilmesinin kabul edilemez olduğunu en yüksek perdeden söylemeli fakat CHP kuyrukçusu izlenimi kesinlikle vermemeli, CHP'nin bıraktığı boşluklara oynamamalı veya CHP'nin içindeki kliklerin tarafı olmamalı; ''saray rejimi'' ''tek adam düzeni'' gibi saçma sapan terminolojiler kullanmamalı, yaşananların uluslararası güçler ile sermayenin tercihleri sonucu gerçekleştiğini halka anlatmalıdır. ''Birleşik mücadele'' adı altında mevcut düzen ile sadece ayrıntılarda anlaşmazlık yaşayan partiler ile yanyana durmayı bırakmalı; bütün gücünü anti emperyalist, kamucu ekonomik modeli savunan, laik bir siyasi çizginin güçlenmesine harcamalı.
Zaten bir sosyalist başka türlü davranamaz.

























