Burası Yayla Okulu’nun bahçesi. Güzel havalarda bahçeye çıkartılırdı bu kürsü…
Aynı kürsü soğuk ve yağışlı havalarda fotoğraf karesinde görülen telli çerçevenin arkasındaki salonda olurdu…
Ben yarım asır önce aynı kürsünün basamaklarının üzerine çıkıp andımızı bütün okula okuttum…
…………………………………
1972-1977 yılları arasında o zamanki adı, EKİ Yayla Özel İlkokulu’nda ilk eğitimini tamamladım.
İlk kayıt olduğum günden mezun olduğum güne kadar geçen beş yıl halen hafızamda çok canlı olarak yerini koruyor. İlk tecrübe, ilk karşılaşma ve ilk öğrenilen temel eğitim insanın beynine adeta kazınıyor. Çocukluk yaşlarında başlayan bu ilk heyecan üzerinden yıllar geçse de bellekten hiç silinmiyor.
Okul müdürü Mihriban Kılıç’ı, annemle birlikte kayıt için gittiğim günde tanıdım. Kayıt evraklarını sekretere teslim ettikten sonra okul müdürünün imzası için odasına yöneldik. Yanındaki diğer velinin işinin bitmesini annem ile birlikte bekledik.
Odasını hol ile ayıran duvarda dev bir akvaryum vardı. Son derece bakımlı rengârenk objeler ve pırıl pırıl ışıklandırılmış akvaryumun içinde büyük Japon balıkları kıvrıla kıvrıla yüzüyordu. Öyle muhteşem bir görüntüsü vardı ki halen gözümün önünde canlanıyor. Üstelik oda ile bizi ayıran dev akvaryumun arka planında müdüre Mihriban Kılıç’ı suda kırılan ışık huzmeleriyle birlikte masasında otururken görebiliyordunuz…
Asaletli duruşu ve dalgalı sarı saçları ile beni biraz korkuttuğunu inkâr edemem.
Annemle birlikte odasına girdik ve hemen bana birkaç soru sorarak tanımak istedi. Tabi ismimi ve buna benzer basit sorular sordu. Okulumla ilk tanışmam böyle başladı. Aynı gün annemle birlikte okulu gezdik. Sınıfları, toplanma salonunu gördük ve okul bahçesini dolaştık. İki katlı bir okuldu. Alt katta tek derslik vardı, birinci sınıflar içindi. Sabahçı ve öğlenci olmak üzere derslikte iki farklı sınıf öğretim görüyordu. Alt katta kapalı salonu ve kantin bulunuyordu. Salonda bahçeye açılan büyük kapılar vardı. Salonun kenar duvarında dolaplara kilitli, okulun törenlerde kullandığı mehter takımına ait kostümler, enstrümanlar, bayrak ve flamalar vardı…
Üst katlarda 2-3-4 ve 5’inci sınıfların derslikleri vardı. Devamında öğretmen odası, malzeme odası ve müdür odasının bulunduğu bölümler vardı. Okulun hemen yanındaki sinema salonunun okul içinden bağlantılı geniş arka kapısı bulunuyordu. Sinema salonunun ana girişi diğer taraftandı. Oradaki girişteki lobide Hanit Aga’nın işlettiği kantin bulunuyordu.
Okulun koridorları, derslikleri ve alt toplanma salonu duvarları, eğitim amaçlı kullanılan resimler ve panolarla donatılmıştı. Alt kat kapalı salon özellikle kış aylarında kullanılsa da, güneşli havalarda toplanmalar okul bahçesinde yapılırdı.
Milli bayramlarda, özel günlerde ve diğer etkinliklerde okula entegre edilmiş sinema salonu kullanılırdı. Birinci sınıfların okuma bayramı da sinema salonunda düzenlenir. Hazırlanan tören ve müsamerelere bütün üst sınıflar iştirak ederlerdi. O yıllarda okumayı söken öğrencilerin önlüğünün göğüs kısmına işaret olarak kırmızı kurdele takılırdı. O kurdelenin takıldığı günü, heyecan ve sevincimi halen bugün gibi hatırlıyorum.
Benim birinci sınıfta yapılan okuma bayramı müsameresinde rolüm bahçıvandı. İlk tiyatro deneyimim ilkokul birinci sınıfta başlamış oldu. Ve orada son buldu… Bahçıvan rolüm başroldü… Bu rolün bana verilmesinde etken benden dört yıl önce okula başlayan ağabeyim Gürsel Yıldırım’dan kaynaklanıyordu. Ağabeyim öğrenciliği boyunca çok aktifti. Tiyatro ve benzeri etkinliklerde çok başarılı olduğu için öğretmenler ona bu konularla ilgili etkinliklerde hep başı çektiriyorlardı. Hatta onların mezuniyet gecesi yine Yayla Sinema salonunda yapılmıştı. Uzun Mehmet’i oynuyordu, öyle başarılı bir sahne gerçekleşti ki finalde alkışlar hiç kesilmedi…
Eeee, dört yıl sonra kardeşi Yüksel okula başlamıştı! Okuma bayramında ilk tiyatro başrolünü de otomatik olarak bana verdiler… Hiç unutmuyorum oyun provaları sırasında, müdür hanım Mihriban Kılıç ile benim ilkokul öğretmenin Nuran Ekim aralarında konuşurken;
“Gürsel’in kardeşine başrolü ver…” fısıldaşmalarını duymuştum…
Ben rolümü nasıl oynadım? Müsamere sonunda alkışların şiddeti pek şiddetliydi diyemem!!!
Bu okulda çok anımız var. Okulda 70 yıldan fazla eğitim ve öğretim yapılıyor. Okuldan mezun herkesin benim gibi sayısız anısı var. Ve bu insanlar bir yerlere dağılmış olsalar bile, bazı seneler okullarına geliyorlar, sınıflarını geziyorlar. Birlikteliğin ve geçmiş yılları yad etmenin mutluluğunu yaşıyorlar. Yanı başında da yaşasalar, çok uzaklarda da olsalar okulun ayakta olduğunu bilmek onlara güç ve umut veriyor. Bu tür mekanlar bir zaman sonra taş ve duvar olmaktan çıkıyor, insanın mabet alanı halini alıyor. Zonguldak’ta geçmişi ve mazisi derin tarih barındıran bu tür yapılar kentimizin önemli bir turizm kapısıdır. Buralarda yaşamış ya da eğitim görmüş binlerce insan var. Bugün Mehmet Çelikel Lisesi, Endüstri Meslek Lisesi gibi okullar halen her yıl pilav günü ve ödül töreni gibi etkinliklerle bu kültürü yaşatıyorlar ve yerli gezgin akımına faydalı oluyorlar. Kaybettiğimiz Mithatpaşa Okulu, Üzülmez Okulu gibi aynı kaderi artık elimizde kalanlar yaşamamalı… Yayla Okulu yıkılıyor, Kız Meslek Lisesi’nin akıbeti halen belirsiz. Bu tür mekanlar kentin hafızasıdır. Yerine yapılacak yenilerinin hiç biri, bir asırlık binanın duvarına dokunan insanın hissettiği duyguyu yaşatmaz…
Biraz vizyon, biraz ortak akıl…
Yüksel Yıldırım-7 Mart 2026























