Değerli Okurlarım,
Öncelikle, son günlerde, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta ard arda yaşanan, insan kalbi taşıyan herkesi derinden üzen her iki okul faciada hayatını kaybeden değerli öğretmenimize ve sevgili öğrencilerimize Allahtan rahmet, yaralılara acil şifalar, yakınlarına ve milletimize başsağlığı ve geçmiş olsun dileklerimi arz ederim.
Bilindiği üzere, Rahmetli Hasan Ali Yücel, Cumhuriyetin eğitim felsefesini yansıtan önemli icraatları ile silinmez izler bırakan (1938-1946 yıllarının) unutulmaz Milli Eğitim Bakanımızdır. Cumhuriyetimizin en muhteşem aydınlanma projesi olan Köy Enstitüleri Projesi (KEP)’in de iki banisinden birisi kendileri diğeri de unutulmaz genel Müdürü (1938-1946) rahmetli İsmail Hakkı Tonguçutur.
KEP , 1940 yılında, Büyük Millet Meclisinde, onların büyük emekleri ile, 1940 yılında kabul edilen 3803 sayılı kanunla gerçekleştirilmiş, dünyada örneği olmayan, özgün bir eğitim projesi idi. Daha sonraki yıllarda, UNESKO tarafından da gelişmekte olan ülkelere tavsiye etmişti.
Bu yazının birinci amacı, Anadoluda parlayan bu eğitim güneşinin söndürülüşünün 80. matem yılını hatırlatmak; kuranları ve bu yuvalardan mezun olduktan sonra görev yaptıkları ıssız, karanlık Anadolu köylerini Cumhuriyetin ışığı ile aydınlatan fedakâr, cefaker öğretmenlerimizi rahmet, saygı ve hürmetle yad etmek içindir.
İkinci amacı da bu irfan yuvalarından olan Kastamonu Gölköy Köy Enstitüsünden mezun olmuş öğretmenlerimizin son temsilcilerinden, yaşamını halen aramızda sürdürmekte olan bir değerli öğretmenimiz ile, bir süre önce yapmış olduğum KE’ler ile ilgili bir söyleşiyi sizlerle paylaşmaktır.
Ancak, emektar hocamızın işitme sorunu olduğu için, sözlü iletişimde zorluk yaşayınca, kendisine yönelteceğim sorularımı yazılı vermem ve onun da yanıtlarını yazılı olarak vermesi konusunda mutabık kalmıştık.
Bunun üzerine ben de kendisine yönelteceğim sorularımı kendisine ulaştırmış; Emektar Öğretmenimizde, sorularıma verdiği oldukça düzgün bir el yazısı ve anlatımla yazdığı uzun yanıtlarını bana ulaştırmıştır.
Sevgili Öğretmenimizin bu yazılı yanıltladıklarından ulaşabildiğim bilgileri içeren aşağıdaki röportaj formundaki metin ortaya çıkmıştır. (x)
“Emekli Öğretmen Şenol Kuşcu soruyor; Muhterem emektar Öğretmenimiz Recep Demircan yanıtlıyor!
Şenol Kuşcu (ŞK): Sevgili Öğretmenim, kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Recep Öğretmenim (RÖ): Aranmış, sorulmuş olmak hoş ve güzel bir şey. Bu kadir-kıymet bilirliğiniz için öncelikle size teşekkür ederim. Ben Emekli Öğretmen Recep DEMİRCAN.
1930 yılında, Ereğli’nin Işıklı Köyünde doğmuşum. İlk Okulu köyümüzde okudum ve pekiyi derece ile mezun oldum. Mezun olduktan sonra, şahadetnamem (diplomam) ve diğer bazı evraklarla, Öğretmenimin teşviki ve yardımı ile, Zonguldak ilinden de öğrenci alan Kastamonu Gölköy Köy Enstitüsü (GKE)’ne müracaatımızı yaptık. Kabul olduğunun bildirilmesi ile de 1944 yılında okula kaydımı yaptırarak öğrencisi oldum.
(Öğretmenimizin resmi konulacak)
ŞK: GKE’de eğitim- öğretim nasıl idi?
RÖ: KE’lerinde öğrencilik askerlik gibi idi. Kampana çalınca derse, yemeğe, spora koşulurdu. Dersler dışındaki zamanlarda da soğuk, sıcakta demeden dışarıya işe; sanat, kültür faaliyetlerine gidilirdi. Her öğrenci bir müzik aleti çalmasını öğrenirdi. Disiplin, kurallara uymak çok önemli idi. Karma eğitim sistemi vardı. Kız öğrenciler çok azdı. Sınıflardaki dersler dışındaki yerlerde ve zamanlarda onları hiç görmezdik. Ayrı dünyalarda yaşardık.
Derslerin önemli bir bölümü uygulamalı idi. Yaz tatili falan olmazdı. Beş yıl boyunca, her yıl, bir kez olmak üzere, sıra ile, bir program dahilinde, köylerimize kısa süreli izine gönderilirdik. Bu izinler dışında, tüm zamanlarımız okulda teorik derslerle ve uygulamalarla geçerdi. Öğretmenlik ve diğer teorik derslerin yanı sıra, kültür, sanat, ziraat dersleri uygulamalı olurdu. İş içinde eğitim ilkesi uygulanırdı.
Diğerleri gibi, bizim okulun da tarım faaliyetlerine uygun çok geniş arazileri vardı. Tarla, bağ, bahçe, meyvelik, büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık, arıcılık, iş atölyeleri, imalathaneleri gibi üretim yerleri vardı. Okulun İhtiyaçlarının önemli bir bölümü, kendi ürettiklerimizden sağlanırdı. Öğrenciler, öğretmenler, yöneticiler aynı kumaştan yapılmış aynı renk elbiseler giyerlerdi, aynı yemekler yenirdi. Tüm ihtiyaçlarımız karşılanırdı.
ŞK: Ne tür kitaplar okumanız istenirdi?
RÖ: Beş yıl boyunca her öğrencinin, her yıl 25-30 hikâye, roman, şiir kitabı okuması istenirdi. Okuduğumuz kitaplardan 4-5 adedinin özetini yazar öğretmenlerimize verirdik. Kitaplar daha çok, tarih, kültür, vatan, bayrak sevgisi gibi konularla ilgili olurdu.
Yazarını hatırlayamadığım, ancak Atatürk’ün de tavsiyesi olan “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” kitabını her öğrencin okuması, adeta mecburi idi. (Grigoriy Petrov’un Finlandiya’nın cehaletten kurtulma savaşını anlatan efsane kitabı!).
ŞK: Yöneticilerinizin, öğretmenlerinizin, sizlere, siyasi, dini, ideolojik konularda telkinleri olur mu idi?
RÖ: Bu konularda ne öğretmenlerimizden ne de yöneticilerimizden hiçbir telkin, yönlendirme duymadım, görmedim. Dini konulardan ise hiç bahis edilmezdi. Din Dersi de yok idi. Ancak din karşıtı bir söz, davranış da görmezdik. Ramazan ayı gelince, oruç tutmak isteyenler tespit edilip liste yapılırdı. Onların sayılarına göre iftar ve sahur yemekleri çıkarılırdı.
Milli bayramlara ve bilhassa, Cumhuriyet ve 19 Mayıs Bayramlarına, 10 Kasımlara; bu zamanlarda milliyetçi, yazarlara, şairlere ve onların eserlerini okumaya, tarihi başarıları işlemeye çok önem verilirdi.
ŞK: Ne zaman mezun oldunuz? Kaç yıl görev yaptınız? Ne gibi zorluklarla karşılaştınız? KE mezunu bir öğretmen olmanın ne gibi avantajları, dezavantajları oldu?
RÖ: 1949 yılında mezun oldum. Mezun olur olmaz da Kozlu’nun Kargalar Köyüne atandım. Okulun ilk öğretmeni idim. Okul henüz öğretime hazır değil idi. Okulun eksikliklerinin giderilmesi işleri, Gölköy’de öğrendiklerimin ilk uygulaması olmuştu. Bu köyde ve Kozlu’nun başka köylerinde 45 yıla yakın görev yaptım. Mesleki açıdan hiçbir zorluk yaşamadım. Ancak ilk yıllarımda, diğer köy öğretmenleri gibi ben de kız çocuklarını okula göndermek istemeyen velilerle çok zorluklar yaşadım.
KE mezunu bir öğretmen olmaktan hep gurur duydum. Ayrıca, köy yaşamını ve köylülerin sorunlarını da bilmenin, onlara da bir şeyler öğretmenin hep mutluluğunu yaşadım. 1992 yılında emekli oldum. Biri erkek, biri kız iki evladım oldu. Halen gelinimin ve kızımın destekleri ile yaşamımı sürdürmekteyim. Onlara teşekkür borçluyum.
ŞK: KE’ler niçin kapatıldı?
RÖ: 1946 yılında, Rahmetli Hasan Ali Yücel görevden alınınca KE’leri sahipsiz kaldı. Onun Genel Müdürü Rahmetli Tonguç da görevden alındı. Çok partili dönemin başladığı 1946 yılından itibaren de köylünün uyanmasını istemeyen toprak sahipleri ve onların temsilcileri tarafından; dünyada, benzeri olmayan bu okullara; komünist, din düşmanı, ahlaksızlık yuvaları gibi ağır iftiralar atıldı.
Bu çevrelerin artan baskıları ile de (1946 yılında başlatılan kapatma süreci)1953 yılında çıkarılan bir kanun ile de kapatma süreci tamamlandı. Altı yıl süreli öğretmen okullarına dönüştürüldü. Kapatılması çok büyük hata olmuştur. Kapatanlar ülkeye çok büyük kötülük yapmış oldular.
ŞK: Eğitim Sistemimizin günümüzdeki durum ile ilgili neler söylersiniz?
RÖ: Eğitime ulaşmanın, fiziki altyapının iyi olduğu görülüyor. Ancak okula ulaşanlar ve okullar arasında fırsat eşitliği yok. Sistem yaz-boz tahtası olmuş.12 yıl okulda tutulup mezun edilen bir öğrencinin diplomasının, kendisine yüksek öğrenim sınavlarına girme hakkı kazandırmaktan başka bir yararı olmuyor.
Bu duruma hemen gelinmedi. Kötü gidişin başlangıcı, bozulmalar, çok partili sisteme geçiş ile başladı...
ŞK: Çok teşekkür ederim. “
Başta Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, KE’lerini ülkemize kazandıran, çok önemli eğitim reformlarını hayata geçiren değerli vatansever kadrolara ve öbür aleme giden cefakâr Öğretmenlerimize Allahtan rahmet; çok az kalan Recep Öğretmenimiz gibi hayatta olanlarına da sağlıklı uzun ömürler dilerim.
Günümüze daha fazla olmak üzere; halen ülkemizde, her düzeyde yapılmakta olan eğitim-öğretimden (Tarikat, cemaat gibi geniş tabanlı dini grupları sivil toplum örgütleri olarak nitelendirenler dışında!) memnun olanların olduğunu söylemek mümkün değildir.
Ülkemiz için en önemli beka konusu olan eğitimin her düzeyinde yaşanmakta olanı bu çöküşten çıkış için; başta, eğitimin anayasaları olan 1739 Sayılı TC Milli Eğitim Temel Kanunu ve 2547 Sayılı YÖK Kanunu “olmak üzere, bu konuda, acilen, Cumhuriyeti kuranların eğitim felsefesine uygun bir milli eğitim seferberlik sürecinin başlatılması en içten dileğimdir.
Şenol KUŞCU; Mayıs 2026, Özgür Halkın Sesi Gazetesi- ZONGULDAK
(x) Yazarın, Recep Öğretmenimiz ile olan bu iletişimi iki yıl kadar önce olmuş ve yanıtları bir başka köşe yazısında da paylaşılmıştı.























