Bazı meslekler vardır; insanı anlatmak için kelimeler yetmez.
Madencilik de öyledir…
Yerin karanlığına inerken, aslında insan ruhunun en derin katmanlarına da dokunurlar.
Her “Tak! Tak! Tak!” sesi — bir çekiç, bir taş, bir umut.
Bir yüreğin karanlıkta bile ritmini kaybetmeden atabileceğinin kanıtı.
Çünkü karanlık, madenciyi korkutamaz; o karanlıkla günlerdir konuşur,
onu tanır, ona ritim öğretir.
Kömür tozunun içinde parlayan ter, aslında insanın görünmeyen şiiridir.
Psikolojide adına dayanıklılık deriz;
madencinin dilinde adı daha sadedir: Ekmek… emek… emanet…
Yer altı, onların iç sesini bilir.
Her vuruş; bir çocuğun okul umuduna,
bir evin sıcaklığına,
bir sofranın bereketine düşen bir notadır.
Karanlıkta söylenen türküler vardır;
“Dayan kardeşim, sabah yakın” diye fısıldayan.
Sanki yerin altındaki taşlar bile bu sözü ezberlemiştir.
Çünkü sabah, madencinin en çok inandığı şeydir:
Ne kadar derine inerse insin, ışığın hep bir yerde beklediğini bilir.
Sol elinde kazma, sağ elinde direnişin şiiriyle yürür madenci.
Ve her adımı, toprağın altında değil;
hayatın derinliğinde yankılanır.
4 Aralık Madenciler Günü, yalnızca bir anma değil;
yerin altında çarpan binlerce kalbin ritmine kulak verme günüdür.
O ritim yalnızca kömürün değil,
insanın yaşama tutunma sesidir.























