Rahmetli babam Erol Sağtekin, Demokrat parti iktidarı’nın yaşandığı yıllarda…
Çelikel Lisesindeymiş,sonra 2 yıl Karadonda yeraltında çalışmış…
Mesai arkadaşı rahmetli Hamit Kalyoncu hocamdan da dinlemiştim…
Ardından Gazi Eğitim Fakültesine gitmiş…
Bende 80’li yıllarda, o yıllara ait pek çok şey dinledim babamdan…
DP destekçilerinin isimleri radyodan düzenli olarak halka açıklanırmış…
Bunun yapılmasındaki amaç, muhalefete karşı gövde gösterisi yapmakmış…
“Haklıdan yana değil güçlüden yana olanlar…
Korkak ve kaypak olurlar…
Güç merkezi değiştikçe…
Dönerler fırıldak olurlar…”
Demiş ya Uğur Mumcu…
Babam da o dönemdeki ismi okunanları…
Benzer şekilde tanımlardı…
Sonrasında, o döneme ait, belgeler, kitaplar hep ilgimi çekti…
Altan Öymen’in, 2013 yılında yayınlanan “Ve İhtilal” kitabı da bunlardan biriydi…
Şimdi, 76 yıl öncesinde,tam da bu günlerde olanlara bir bakalım…
Demokrat Parti (DP), “Yeter söz milletindir” diyerek…
Demokrasiyi getirme iddiasıyla iktidara yürüyor…
14 Mayısta da iktidar oluyor…
1950 ve 1954 seçimlerini ekonomideki büyümenin de etkisiyle kolaylıkla kazanıyor…
Ancak, özellikle 1950’lerin ikinci yarısından itibaren, giderek otoriter bir karaktere bürünüyor…
1958’e doğru, yanlış politikalar sonucunda…
Ekonomiyi uçuruma doğru sürüklerken, giderek güç kaybetmeye başlıyor…
Bunun üzerine, Menderes yönetimi normal şartlarda 1958 yılında yapılması gereken seçimleri…
1957 yılına alıyor ve ülkeyi erken seçime götürüyor…
Altan Öymen, “Ve İhtilal” adlı kitabında, şöyle diyor…
“DP iktidarı, ekonomik durumun daha da kötüleşmesinden, 1958 Mayıs’ındaki seçime kadar halkı daha fazla bezdirmesinden, çok büyük kaygı duyuyordu…
O seçimi hemen yapıp iktidara gelirse…
Dört yıllık bir dönemin başında kemer sıkma politikaları izleyerek…
Dış kredi bulma olanağına yeniden ulaşacaktı...”
Bu seçim kararından önce Menderes yönetimi iki kritik yasal düzenleme yaptı…
Bunlardan birisi basınla ilgiliydi...
Kolayca istismar edilebilecek ibarelerin yer aldığı bu yasa ile…
Devletin siyasi ve mali itibarını sarsabilecek…
Devletin ve hükümetin yurtdışındaki itibar veya nüfuzunu kıracak şekilde, yayınlar yapanlara…
1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ve ağır para cezaları verilmesi öngörülüyordu...
Bunun yanı sıra gazeteler mahkemeler tarafından 3 aya kadar kapatılabilecekti…
Bakanları, milletvekillerini ve resmi görevlileri küçük düşürecek yayın yapanlara verilecek ceza…
1 yıldan aşağı olmayacaktı…
Yalan haber olduğuna karar verilen haberlerin sorumluları…
1 ila 3 yıl arasında hapis cezasına çarptırılacaklar…
Gazeteler sokakta bağırarak satılamayacaktı...
İkinci yasal düzenleme ise, toplantı ve gösterilerle ilgili yasaklardı…
Yapılan düzenlemeye göre…
Siyasi partilerin ve diğer tüm siyasi örgütlenmelerin gösteri ve yürüyüş yapmalarına…
Sadece seçim dönemindeki propaganda günlerinde izin verilecekti…
Dolayısıyla, seçim dönemlerindeki propaganda için ayrılan süre…
Çok kısa bir zaman dilimi dışında, muhalefetin yapacağı her türlü eylem yasaklanmış oluyordu…
Ancak yasa bununla da kalmıyordu…
“Mahallin en yüksek amiri”nin yetkilendirdiği kolluk kuvveti…
Önce toplanan kalabalığa “dağılın” ihtarında bulunacak, sonra havaya üç kez ateş açacaktı…
O da sonuç vermezse, “hedef gözetmeksizin” ateş açarak kalabalığı dağıtacaktı...
Seçime doğru giden Türkiye’de Menderes yönetimi, bu iki yasal düzenlemeyle yetinmedi…
Başka bir icraata daha girişti...
1957 seçimleri öncesinde dönemin üç muhalefet partisi…
CHP, Hürriyet Partisi ve Millet Partisi, seçim ittifakı için anlaşmış durumdaydılar...
Ancak DP iktidarı, seçimlerde ittifak yapmayı yasakladı…
Buna uymayan partilerin de…
Seçime girme haklarının elinden alınmasını öngören bir yasal düzenleme getirdi...
Seçime bu şartlarda gidilmesine rağmen…
Menderes yönetimi için bu seçim bir “Pirus zaferi” oldu…
Çünkü DP’nin 1954 seçimlerinde yüzde 57 olan oyları, bu seçimde yüzde 48’e düşmüştü...
CHP’nin oy oranı ise yüzde 35’ten yüzde 41’e yükselmişti...
Millet Partisi’nin aldığı yüzde 6.5 ve Hürriyet Partisi’nin aldığı yüzde 3.5’lik oylar da eklendiğinde…
İlk kez muhalefetin toplam oyu iktidar partisini geçiyordu...
Eğer DP, bu üç partinin ittifakını engelleyen yasal düzenlemeyi yapmamış olsa…
Muhalefet 365 vekil çıkararak, Meclis çoğunluğunu ele geçirecekti…
İktidar ise 245 vekilde kalacak…
Böylelikle CHP, Hürriyet Partisi ve Millet Partisi bir koalisyon hükümeti kurabilecekti...
Ancak, seçim yasasından kaynaklı olarak, DP 424 vekil aldı, muhalefet ise 186 vekilde kaldı…
Yani DP bir kez daha iktidar olmuştu...
Pekii…
Menderes’in çöküşü, ne zaman başlamıştı acaba…?
1954 seçimlerinde % 56 oy alıp, mutlak iktidar, başını döndürdüğünde…
Artık meclisteki 100 milletvekilinden 93 ü demokrat partiliydi ama, yetmedi Menderese…
Kendine yerel seçimlerde oy vermeyenlere öfkeliydi...
Malatya’yı böldü…
Kırşehir’i ilçe yaptı…
Daha televizyon yoktu, radyoyu muhalefete kapattı…
Kendisine direnen yargıçları, profösörleritasviye etti...
Partide aman yapmayalım sonumuz felaket olacak diyenlere…
Bunlara insanca davranmayacağız cevabını verdi...
Her adımda uçuruma biraz daha yaklaştı…
Uçuruma son adım CHP yi kapatmaya kalkışmaktı…
Malı mülkü, ne varsa, el koymaya çalıştı…
Bir daha seçilemeyeceğini anladığı noktada…
Ana muhalefet partisinin illegal örgüt olduğu iddiasıyla, mecliste bir soruşturma komisyonu kurdu…
Tarih, 1960 Nisan ayı idi…
Sonrası malum…
76 yıl sonra, bugüne gelelim…
Şimdi bunları yazdım diye…
Darbemi istiyorsun demeyin…
Hayır elbette…
Sadece, kapalı bir ortamda sıkıştırılmaya devam eden bir gazın, ya da kapalı kapta kaynayan bir suyun…
Bir yerde çok fena patlayacağını hatırlatıyorum…
Halk desteğini kaybetmiş iktidarların, yargı sopasıyla, iktidara tutunamayacağının, yüzlerce örneği var…
Ancak bu tür iktidarlar’ın, bunları düşünecek hali olmuyor…
Demokratik yollardan bir daha seçilemeyeceğini görüyorlar…
Dönüşü olmayan bir noktada olduklarını biliyorlar…
Son duraklarında, muhalefet partisini de kapatabilmeyi çok istiyorlar…
O zaman, şöyle bir sorumluluk almak gerekiyor…
Her tutuklama davasından sonra hukuksuzluktan yakınmayacağız…
İktidardan şikayet etmeyeceğiz…
Hala niye İktidar partileri’nin, hiçbir Bld. Başkanı tutuklanmıyor diye sormayacağız…
Kendilerine muhalif kim varsa…
Zindana atıyorlar diye şaşırmayacağız…
İfadeye çağırsalar, gidecek insanlar diye konuşmayacağız…
Lütfen anlayın artık…
Maksat ifade almak değil…
Maksat sabah baskınlarıyla, algı yaratmak ve korku salmak...
Muhalefeti toptan yok etmek...
Kendileriyle birlikte, ülkeyi de tam gaz uçuruma sürüklüyorlar...
Olağanüstü haller,olağan üstü direniş yöntemleri gerektirir...
Ancak bu yöntem, şikayet ederek olmaz...
Halk bu yangından nasıl kurtulacak…?
Onların anlatılması gerekiyor alanlarda artık…
Patlama noktasına gelen halkın öfkesi…
Büyük bir felakete dönüşmeden…
Tüm devrimciler, demokratlar, sosyalistler, komünistler,
Solcular, emekçiler, gençler, kim varsa…
Kendi eylemlerimizi ve sözlerimizi kutsayıp…
Karşı söylenme halinden çıkarak…
Birleşik mücadeleyi inşa etmek zorundayız…























