Halk otobüsündeyim her zamanki gibi. Otobüs takur tukur da olsa İzmit'e doğru gidiyor.
Durağı biraz geçe durdu otobüs. Kırmızı kazaklı, çene çevresi sakallı, ince bıyıklı kara gözlüklü, yakışıklı genç şoförümüz, kapıyı özenle açtı, bekledi. Merdivenden çıkarken zorlanan bizim yaşlarımızda (65 sonrası) dolgun bir kadın girdi otobüse. Kadın, elindeki telefonu bırakmadan, diğer eliyle, kartını arıyordu ceplerinde, çantasında. Şoför, öfkesiz, saygılı bir söylemle:
"Abla hadi!.. Abla hadi!.." diye seslendi birkaç kez.
Mavi başörtülü, parlak montlu, pantolonlu, kahverengi botlu kadın, rahatı bozulmuşçasına, telefonu kulağından ayırmadan:
"Neee!" diye seslendi şoföre.
Şoför:
"Abla bırak şu telefonu! Haydi! Bas kartını, gir içeri! Çok beklettin! Haydi!" dedi hâlâ öfkesiz ve saygılı.
Kadın, bir elini kulak çevresinden ayırmadan, kartını okutmayı başarıp şoförün arkasındaki koltuğa çömeldi. Çömelirken kendini uyaran şoföre laf yetiştiriyordu:
"Sen de durağı geçtin!"
Şoför:
"Geç el kaldırdınız. Fark edince bırakamadım sizi. Ondan..."
Kadın, konuşmasını, karşı tarafa görüşürüz, diyerek bitirdi. Şoför, yolcu söyleşisi yerini sessizliğe bıraktı. Sessizlik, birkaç koltuk arkadaki izleyici beni geçen akşam iyice daldığım bir televizyon söyleşisine taşıdı.
Söyleşi, çocukların sosyal medya sınırlandırılmasıyla ilgiliydi. Söyleşide iletişim ağlarının etkisi iyice ortaya döküldü. Uzman, bilgili görüşleriyle yaşa göre ayarlamanın gereğini vurguladı. Yoksa gelişim bozukluğunun kaçınılmaz olduğunu örneklerle anlattı. Özgürlük de yasaklarla bunaltmak da değildi işin aslı. Bilim ve akıl yaşa göre denetim öneriyordu çocukların gelişim süreçlerinde.
Peki, bu denetim nasıl olacaktı? İş, biz sulu gözlü-sevgi açı dedelere, ninelere; koşuşturma sonrası eve yorgun gelen babalara, annelere; elinden tablet, cep telefonu düşmeden koşuşturan ağabeylere, ablalara mı bırakılacaktı? Konu tam bu aşamadaydı program bitimine doğru. İlgim doruktaydı.
Sunucu beklediğim soruyu sordu:
"Sevgili P..., bebeklerimizi, çocuklarımızı bu zararlı ağlardan korumak için denetleme ve örneklik görevi kimin olacak?"
Ekrana kilitlenmiştim o zaman, halk otobüsündeki olaya kenetlendiğim gibi. Uzmandan, bilimsel, doyurucu bir yanıt bekliyordum. Yanıt gecikmeden geldi:
"Görev büyüklerin!.. Evde, sokakta, okulda... denetleme ve örnek olma büyüklerin görevidir. Ha, doğal yaşam alanları çocuklara göre ayarlanmalı. Birlikte davranış ilişkileri kurulmalı kitap okuma, oyun kurma gibi."
Sunucu da benim beklediğim gibi döküldü:
"O iş büyüklere kalmışsa yandık!"
Hayri Sarı























