Nisanur Taşdemir (15) ,Tuğba Taşdemir (17), Cansu Esetoğlu (15), Esma Gikan (31), Şengül Yılmaz (59), Hanım Gülek (52), Tuncay Yıldız (48)
Kocaeli'nin Dilovası ilçesinde faaliyet gösteren Ravive Kozmetik fabrikasında, 8 Kasım 2025 sabahı çıkan yangın sonucu ölen 3'ü çocuk 6'sı kadın toplam 7 işçinin isimlerini okudunuz...
Evrensel Gazetesinin 24 Mart 2026 tarihli haberine göre Ravive Kozmetik’in bulunduğu binaya 4 yıl önce yıkım kararı verilmiş olmasına rağmen yıkım işlemi gerçekleştirilmemiş ve Dilovası Belediyesi tarafından ruhsat verilmişti. Yanıcı ve tehlikeli kimyasallarla üretim gerçekleştirilmesine rağmen; acil çıkış kapısı, yangın merdiveni, yangın uyarı sistemi, sensör, otomatik söndürme sistemi hatta yangın söndürme tüpü bile yoktu. Yani hiçbir güvenlik önlemi bulunmuyordu. Kadın ve çocuk işçiler de dahil olmak üzere bu işçiler sigortasız, yevmiye usulü çalıştırılıyordu. Defalarca şikayet edilen bu parfüm fabrikası, İŞKUR Dilovası hizmet binasının yanında olmasına rağmen denetlenmemişti.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi verilerine göre son 10 yılda 19866 işçi öldü. 2025 yılında ise en az 94'ü çocuk olmak üzere, 2105 işçiyi iş cinayetlerinde kaybettik. 2026'nın ilk 5 ayında bu sayı en az 835. ''En az'' diyorum çünkü bu sayıların içinde ölüm nedeni olarak farklı sebepler gösterilen işçiler yok. Ölümlerin 1179'u (%56) inşaat, tarım ve taşımacılık sektöründe gerçekleşti.
Çalışırken sakat kalan, meslek hastalıklarına yakalanan veya psikiyatrik sorunlar yaşayan işçilerin sayısını bilmiyoruz bile.
''İstem dışı veya umulmayan bir olay dolayısıyla bir kimsenin, bir nesnenin veya bir aracın zarara uğraması'' kaza olarak nitelendirilir. Bir insanın çalışırken gerekli önlemler alınmadığı için ölmesi cinayet dışında adlandırılamaz. 19866 kişinin ölmesi ise katliamdır.
Sadece 2025 yılında, Soma Maden Katliamında ölenlerin 7 katı işçi öldü. Son 10 yılda ise 1999 Gölcük Depreminde ölenlerden daha fazla sayıda işçiyi iş cinayetlerinde kaybettik.
2025 yılında TÜİK verilerine Türkiye'de inşaat sektörü %10.8 büyüdü, Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre 2025 yılında 36.4 milyar dolar tarım ürünü ihracatı yapıldı, Ticaret Bakanlığı verilerine göre de Taşımacılık sektörü 2025 yılında 42.4 milyar dolarlık hacime ulaştı.
Fakat ekonomik büyümeden işçilerin payına refah değil ölüm düştü.
6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği (TTB) Kanunun 4. maddesinin C bendinde 'halk sağlığını' korumak TTB'nin görevlerinden biri. İşçi sağlığı da halk sağlığının en önemli bileşenlerinden birisi. TTB merkezi de bunun farkında ki ''İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Kolunu'' kurmuş ve ''Mesleki Sağlık ve Güvenlik'' adında bir dergi çıkartıyor. İş yeri hekimi olarak çalışabileceğiniz gibi; Dahiliye, Göğüs Hastalıkları veya Halk Uzmanı olup 3 yıl yandal eğitimi yaptıktan sonra İş ve Meslek Hastalıkları Uzmanı olabilirsiniz. İşçilerin, iş güvenliği ve meslek hastalıklarıyla her hekimin ilgilenmesi şart ama sadece hekimlerin bu konuda farkındalıklarının olması yetmez. Bu ölümler maalesef üretim ilişkilerinin doğal bir sonucudur.
Anlatılan senin hikayendir: Marx ile özdeşleşmiş bu söz aslında Romalı şair Horatius'a ait. De te fabula narratur... Marx'ın siyaset tarihinde devrim yaratan ölümsüz eseri Das Kapital'in ön sözünde yazıyor. Das Kapital senin hayatını anlatıyordu (eğer işçilerin alın teri üzerinden zenginleşen azınlığın bir parçası değilsen) Dilovası'nda ölen işçilerin hikayesi de aslında senin hikayendir.
Üretim ilişkilerinin ve sermaye birikim modelinin toplumu şekillendirdiğini ve nihayetinde herkesin bulunduğu sınıfın çıkarları için çalışacağını düşünüyoruz. İşçi ölümleri konusunda ''Mesleğiniz nedir?'' sorusuna ''işçiyim'' cevabını veren sadece 2 kişinin milletvekili olabildiği TBMM'de işçi ölümleri ile ilgili bir araştırma komisyonunun kurulmaması ve son 3 yılda işçi ölümleri ile ilgili sadece 9 soru önergesi verilmesi bunun en büyük kanıtı. Kendisini ''iş adamı'' olarak niteleyen 158 kişinin milletvekilliği yaptığı TBMM çok da oralı olmamış gibi görünüyor. Halk da ancak bir olayda çok fazla işçi öldüğünde geçici bir tepki veriyor kısa süre sonra konu unutuluyor. Gerçi toplumun bütün olarak sağa kaydığı bir ülkede buna çok da şaşırmamak lazım.
Yalçın Küçük'ün ''ağaçlar bile sola doğru eğilirdi'' dediği yıllarda kurulan DİSK'in de ismindeki ''devrimci'' kelimesi artık kendileri için nostaljik bir söze dönüşmüş olacak ki işçi ölümlerine karşı onlardan da güçlü bir ses duyamıyor, sarsıcı bir eylem göremiyoruz. DİSK bir dönem o kadar güçlüydü ki 12 Eylül cuntası bile DİSK'in süresiz genel grev ilan etmesinden çok korkuyordu. Genel grev ilan edilmediği gibi darbe dönemi DİSK'in bütün yöneticileri gözaltına alınmış ve sendikanın bütün malvarlığına el konulmuştu. Şu an 3. büyük işçi konfederasyonu olan DİSK'in yaklaşık 250000 üyesi var. DİSK'in sosyal demokrat ve kimlikçi ideolojilerin etkilerinden bir an evvel kurtulup ismine ve tarihine yakışacak şekilde sınıfına sıkıca sarılması çoğu insanın ortak dileği. Sınıfsal bakış açısına sahip olmayan sendikaların niceliksel olarak büyüse bile işçilere bir faydası olmayacağını yaşayarak öğreniyoruz.
Başka kurumları da analize ekleyebiliriz ama ''üst yapının'' en önemli kurumlarından biri olan TBMM ile DİSK'in güncel durumu ile ilgili düşüncelerimiz tabloyu netleştirmek için yeterli diye düşünüyorum.
Emekçilerin yarattığı zenginliğin bir avuç sermayedarın cebine girmesini değil bütün toplumun refahı için kullanılmasını savunuyoruz ve kimsenin çalışırken ölmesini istemiyoruz.
Çünkü, önlenebilir her ölüm cinayettir.
"Dinlenen kara demir,
Gözenekleri acı
çığlıklarıyla inleyen kara demir.
İçler acısı toprakta hâlâ kızıl kül,
Bronzun acısını erittiği döküm.
Hangi acı ülkesinden gelir acılı ve bitmez
gecede gak gak öten kuşlar?
Çığlık kasılır içimde düğümlenen bir sinir gibi
ya da kırık bir teli gibi bir kemanın.
Her makine bir gözbebeği saklar
bakmak için bana.
Duvarlara asılmıştır soru işaretleri,
Bronzun ruhu açılıp saçılır örs üstünde,
ıssız bürolarda titrediği duyulur ayak seslerinin.
Ve karanlıkta koşar -umutsuz-
ölü işçilerin hıçkıran ruhları."
PABLO NERUDA (İŞLİKLERDE GECE)

























