Zamanın ruhu dedikleri, çoğunlukla rüzgarın estiği yöne doğru eğilip bükülmekten ibarettir. İnsanlar, akıntıya kapılmayı bir uyum sağlama becerisi, gemisini yürütmek olarak görürler. Oysa nehirde akıntıya göre en zahmetsizce yol alanlar, sadece suyun yüzeyindeki çöpler ve ölü balıklardır. Onların bir yönü, bir iradesi, bir duruşu yoktur. Akıntı nereye götürürse, oranın rengini alır, oraya savrulurlar.
Gerçek ve doğru ise nehrin ortasındaki o heybetli kaya gibidir. Su ne kadar sert akarsa aksın, dalgalar ne kadar güçlü vurursa vursun, kaya yerinde sabit kalır. Doğru, çoğunluğun oylamasıyla değişmez. Bir şeyi herkesin yapıyor olması onu doğru kılmayacağı gibi, hiç kimsenin yapmıyor olması da onu yanlış yapmaz.
Günü kurtarmak, rüzgara göre yelken açmak ilk bakışta bir zeka gösterisi gibi pazarlanır. "Devir değişti" bahanesinin arkasına sığınıp karakterinden, fikrinden ve doğrusundan sapanlar, aslında kendi iradelerini akıntıya teslim etmişlerdir. Omurgalı bir yaşam, akışın cazibesine karşı koyabilmeyi gerektirir.
Çünkü insanı çöp gibi savrulmaktan kurtaran tek şey, rüzgarın yönü ne olursa olsun, kendi doğrusunun arkasında dimdik durabilme cesaretidir.
Yol değişebilir, yöntem değişebilir; ama pusula tektir. Pusulasını akıntıya göre ayarlayanlar, eninde sonunda bir kıyıda birikmiş tortulara dönüşmeye mahkumdur.

























