Teoman Duralı İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı
Bugün izninizle heyecanımı mazur görmenizi umarak bu satırlarda kendimden söz edeceğim. Belki bir kız çocuğuna, torunlarıma, belki bir yaşıtıma ilham verebilir, onları bir parçada olsa yüreklendirebilirim kim bilir.
İnsan, ömrü boyunca omuzlarında neyi taşırsa ona dönüşür. Kimi erkenden pes edip hayal kırıklıklarını yüklenir sırtına, kimi de ne pahasına olursa olsun umutlarını... Ben, kendimi bildim bileli hayallerimin hamallığını yapmayı seçtim. Yol uzundu, yüküm ağırdı ama arkama dönüp baktığımda görüyorum ki taşımaya değer ne varsa hepsini bu menzile ulaştırmayı başarmışım. Gereksiz hamallığını yaptığım yüklerime rağmen dirayetimi yine de koruyabilmişim.
Bugün 61 yaşında, elinde mezuniyet belgesiyle akademinin kapısından çıkan bu kadına bakıyorum. Aynadaki o siluet, sadece bir başarı öyküsünün kahramanı değil, bir kadının azminin, bir insanın kendini gerçekleştirme kavgasının “Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde en üst sıraya koyduğu değerin ”somutlaşmış halidir.
Bundan sadece altı yıl önce, resmi kayıtlarda “ilkokul mezunu” olarak görünen bu aynadaki kadının içindeki cevher, sıralara sığmayacak kadar büyüktü. Edebiyatla, sanatla, bestelerle ve kelimelerle rüştünü çoktan ispat etmiş bir ruh, içindeki o bitmek bilmeyen öğrenme aşkıyla bir gün bir karar verdi. Önce açık lise sınavları, ardından 57 yaşında girilen üniversite sınavı... Ve kalbin en doğru pusulasıyla yapılan o “tek tercih” Türk Dili ve Edebiyatı.
Bu yolculuk, sadece ders kitaplarını devirmekten ya da vize-final heyecanlarından ibaret değildi. Bu, yaşadığı coğrafyaya, kök saldığı Zonguldak’a ve en nihayetinde Türk kadınının gücüne inanmış bir yüreğin var olma mücadelesiydi. İnsan istedikten sonra zamanın da mekânın da yaşın da sadece birer teferruattan ibaret olduğunu kanıtlamaktı.
Elbette bu yolculukta, akademik kadrodan sınıf arkadaşlarıma kadar, kendi ruh dünyamla ve bakış açımla örtüşmeyen farklı kişiliklerle karşılaştım. Öğrenme serüvenimin bir başka sınavını da burada deneyimledim. Nezaketten uzak tanık olduğum egoların gölgesinde, kendi iç dünyamdaki önyargılarımı, gösterilen olumsuz tavırları, kendimden bilerek bir değirmen taşında öğütür gibi öğütmek için mücadele verdim.
Salt karşıyı suçlamanın ikili ilişkilerde adil olmadığını düşünürüm, istenmedik bir tavır sergileniyorsa buna bizzat kendimizin müsaade ettiğini kendime telkin ederim. Diğer türlüsüyle savaşmak “sen bana bunu yaptın” demek zaman kaybı olacaktır çünkü kapasite oranı ve yaşanmışlıklar bu tür durumlarda kişiler arası eşit olmayabiliyor. Bu yüzden haklı olduğum noktalarda bile esnemek zorunda kaldım zira bir kurumun bir yapının içinden geçiyordum.
Yaşıma saygı beklemek gibi bir gaflete düşmüş olsam da aradaki kuşak farkını, torunum yaşındaki öğrenciler ve çocuklarım yaşındaki hocalarımla “yenidünya” düzenini bizzat yaşayarak tecrübe ettim. İtiraf etmeliyim ki bu düzenden çok hoşnut kalmadım. Değer yargılarının kodlarını zorlayan bu yenidünya düzeni, biz yaşı ilerlemiş öğrencilerin adaptasyonu için bir hayli zordu doğrusu. Kemikleşmiş kültür iklimimizin alttan alta oyulması ve tecrübesizliğin kazanıma geçmesi öyle ha deyince kabul edilebilir bir durum değildi. Bu yüzden çatışmalarımız tecrübesizliğin pençesinde oluyordu daha çok ve bu karşılıklı bir restleşmeye dönüşüyordu.
Bunun nedenlerini tespit ettiğim durumu özetleyen bir serzeniş daha ekliyorum.
“Kontenjanla sunulan 34 yaş üstü kadın eğitim hakkından yararlanarak değil, doğrudan merkezî sınavı kazanarak bu bölüme yerleşen öğrencilerden olmamın yarattığı o örtülü rahatsızlığı çoğu zaman hissettim. Yüzüme karşı 'Sizden iş geçmiş' deme cesareti gösteren, son derece cahilane tavırlarla karşılaştım. Ancak tüm bunların yanında, 'İyi ki buradasınız' diyen, varlığıyla bana destek veren sıcak ve samimi sözlerle de şifalandığımı söylemezsem, kendi değer yargılarımı zedelemiş olurum.”
Buna rağmen, sorumluluk bilincim sayesinde eğitim hayatım boyunca bir gün bile öğrenci mesaimi ihlal etmedim. Bu disiplin, sanırım kendime yüklediğim misyon kadar, geç elde ettiğim eğitim hayatıma duyduğum derin bir minnetten ileri geliyordu.
Şimdi cübbenin içinde, iki yılı lise olmak üzere o altı yıllık yolculuğun her bir adımında döktüğüm alın terini hissediyorum. Gözyaşlarımın suladığı berekete dönüştürdüğü zamanı soluyorum. Geceler boyu bana yoldaşlık eden Türkçenin asilliği kadar, içinde anlam aradığımız gazeller, kasideler, onlarca gözlerim bata bata okuyarak hatmettiğim makaleler, kelimelerin köklerinde izini sürdüğüm hakikatler ve edebiyatın o büyülü dünyası, bugün benim şeref madalyam oldu.
"Yeri gelmişken okuluma başladığım o ilk gün kurduğum bir başka hayalimi, sözü ve bestesi bana ait eserlerimle üniversitemin çatısı altında mutlaka bir konser verme sözümü, 17 Mayıs 2026 akşamı gerçekleştirdim. Zor bir süreçti, zaman aldı, emek istedi ama nihayetinde o hayal de gerçeğe dönüştü."
Bazen sizin hayalleriniz bir başkasının iki dudağı arasında örselenebiliyor, bu anlamda dünyadaki en önemli kavramın kararlılık olduğunu unutmadan yola devam etmek gerekiyor. Naçizane bir tavsiye olsun zira tecrübeyle sabittir.
“Geç kaldın” diyenlere, “Bu yaştan sonra ne gerek var” diye fısıldayan o gizli önyargılara verilmiş en güzel cevaptır bu mezuniyet. Bilmenin, üretmenin ve yeniden başlamanın yaşı yoktur. Hayaller ağır yüklerdir, evet hamallığı zordur, yorar, uykusuz bırakır. Ama günün sonunda ulaştığınız o zirvede, cübbenizi rüzgâra karşı savururken hissettiğiniz o haklı gurur, çekilen her çileye değer.
Eleştirinin hakir görmenin beni kamçılayan gücüyle iyi ki dediğim kariyer yolculuğumda bir babaanne olarak torunlarım “İpek ve Defne “ye miras bırakabileceğim değerleri ve üretimleri biriktirmek, ciddi bir emek hatta bir ömür içeriyor. Onlara ve örnek olduğumu hissettiren herkese miras olarak bırakabileceğim en değerli hazine hayal kurmak ve o hayallere sahip çıkmaktır diyebilirim.
Bu yolculukta bana eşlik eden yol arkadaşlarıma, adap gereği değinmeden geçemeyeceğim. BEÜ TDE Bölümü hocalarıma ve benimle bu yolu yürüyen tüm arkadaşlarıma edindiğim her tecrübe için teşekkür ediyorum. Tecrübenin olumlu olumsuz iki yüzü olduğunu her bir kavramın mutlaka karşıtı olduğunu hiçbir zaman unutmayacağım.
Bu meşakkatli süreçte her anımda yanımda olan, desteklerini esirgemeyen eşime, çocuklarıma ayrı bir parantez açarak şükranlarımı sunuyorum.
Yükümü eksiltmeden, hayallerimi sırtımda taşımaya ve bu topraklara kelimelerimle, müzik yolculuğumda bana eşlik eden notaların sihriyle değer katmaya devam edeceğim. Çünkü hikâye burada bitmiyor, asıl şimdi, kalemi daha da güçlü tutma vakti. İçimde birbirini destekleyen onlarca kadın barındırıyorum onları sizlerle tanıştırmak ise muazzam bir duygu.
Zira yazılacak yeni kitaplar, bestelenecek yeni şarkılar olduğu kadar, geçilmesi gereken bir başka eşiğe doğru eviriliyorum. Yüksek lisans yapmak için daha şimdiden kolları sıvadığımı, ALES sınavını kazandığımı belirterek bir niyet nişanesi olarak bu satırlara bırakıyorum.
Hayallerin sınırsız olduğunu çok iyi biliyorum, sadece onları gerçekleştirebileceğim zamana ihtiyacım var malum ben bir babaanneyim ve 61 yaşındayım.
Hayal kurun, kendine güvenin ve ayağınıza taş koyanlara inat asla vazgeçmeyin.
Sevgiyle.

























