Her ayın üçüncü iş günü, Türkiye’de milyonlarca insanın gözü kulağı tek bir merkezden gelecek açıklamaya kilitlenir. Ancak bu bekleyiş, toplumun farklı katmanlarında taban tabana zıt anlamlar taşır. Bir yanda sermaye çevreleri, Merkez Bankası’nın açıklayacağı enflasyon rakamları üzerinden faiz politikalarının yönünü tahmin etmeye çalışırlarken diğer tarafta memurlar, işçiler ve emekliler vardır. Onların bekleyişi doğrudan bir yaşam mücadelesidir. Artan vergi dilimleriyle kuşa dönmüş, enflasyon karşısında erimiş maaşlarına bir nebze de olsa nefes aldıracak bir umut kırıntısı ararlar. Ne var ki, her ayın üçüncü iş günü ilan edilen o rakamlar, sokaktaki insanın mutfağındaki yangını söndürmek yerine, adeta o yangının üstüne serilen yapay bir perdeden öteye geçmemektedir.
Kamuoyundaki en popüler ve tehlikeli yanılgılardan biri, 6 ayda bir verilen enflasyon farkının bir "maaş artışı" ya da "zam" olarak algılanmasıdır. Oysa ekonomi bilimi bize bunun bir zam değil, geriye dönük bir kayıp giderme işlemi olduğunu söyler.
Basit bir anlatımla; Ocak ayında 100 lira alan bir çalışanın maaşı, o ayın enflasyonunun yüzde 3 çıkmasıyla daha ilk aydan 97 liraya iner. Çalışan, Şubat, Mart, Nisan derken her ay cebinden eksilen bu parayla yaşamaya, yani hayatı eksilerek sürdürmeye mahkum edilir. Böylece devlet, gelecek 6 aylık tahmini enflasyona göre önden adil bir koruma kalkanı kurmak yerine, çalışanın 6 ay boyunca paranın erimesine göz yumar. Temmuz ayında verilen o "fark", aslında çalışanın aylardır devlete açtığı faizsiz kredinin, üstelik ana parası kuşa dönmüş bir şekilde iade edilmesidir. Adaletsizliğin en büyüğü tam olarak burada, bu gecikmeli telafi sisteminde yatmaktadır.
Bu yapısal adaletsizliğe bir de ilan edilen rakamların şeffaflıktan uzak, adeta makyajlanmış hali eklenince durum traji ekonomik çıkmaza dönüşür. Siz çarşıda, pazarda, kasapta ya da emlakçıda uçmuş fiyatlara şaşırmaya devam ederken , tabağınıza koyacağınız yemeğin miktarını Ankara’da masa başında duyurulan enflasyon belirler.
Yıl içinde ete, ekmeğe, kiraya ya da ulaşıma yüzde 50 zam da gelse, resmi kurumlar çıkıp "6 aylık enflasyon yüzde 32 oldu" diyorsa, ağzınızla kuş tutsanız çareniz yoktur. Yaşanan enflasyon ile duyurulan enflasyon arasındaki bu uçurum nedeniyle, "Çalışanlarımızı enflasyona ezdirmedik" sözü, her gittiğinde pazar poşetini biraz daha boşaltarak eve dönen emeklinin yaşamında trajik bir iddia olarak havada kalır.
Ekonomide adaletin ve istikrarın en büyük güvencesi, kurumların bağımsızlığı, liyakat ve birbirini denetleyebilmesidir. Sorunları aşmanın yolu aslında sanıldığı kadar karmaşık değildir. Güçlü bir parlamenter sistem içinde sendikaların, akademinin, iş dünyasının, bürokrasinin ve toplumun farklı kesimlerinin ortak aklıyla, şeffaf tartışmalarla her kriz aşılabilir.
Oysa karar mekanizması tek bir kişiye teslim edildiğinde , kurumlardaki uzmanlık ve kurumsal hafıza önemini kaybeder. Bürokratlar, gerçekçi ekonomik verilere göre değil, tek karar vericinin beklentilerine ve siyasi önceliklerine göre hareket etmeye başlar. Kuralların yerini kişilerin aldığı, kurumların bypass edildiği bir sistemde, milli gelirin adil paylaşılması matematiksel ve sosyolojik olarak imkansız hale gelir. Karar vericinin iyi niyetinden bağımsız olarak, sistemin tasarımı gereği ortaya çıkan denetimsizlik, toplumsal adaleti kökünden zedeler.
Ekonomide yaşadığımız gerçek rakamlar ile NATO toplantısı için Ankara’ya gelecek yabancı liderlerin geçiş güzergahındaki eski binaların dış cephelerinin alelacele boyanması ve arkadaki gecekonduların ve yoksulluğun görünmesini engellemek için yol kenarlarına dikilen devasa panolar ne kadar benzeşiyor değil mi?
Resmi istatistik kurumlarının açıkladığı o makyajlı enflasyon rakamları da tam olarak bu panolara benzemektedir. Önünden geçenler için her şey pürüzsüz, kurallara uygun ve kontrol altında görünür. Ancak o panoların hemen arkasında, derin bir geçim sıkıntısı, kuşa dönmüş maaşlar ve adalet arayan milyonlarca insan yaşamaktadır.
Sistemin gerçekten adil ve koruyucu olabilmesi için; verilerin toplumun tüm kesimlerince güven duyulan bir şeffaflığa kavuşması, yüksek enflasyon dönemlerinde eşel mobil/ aylık güncelleme sistemine geçilmesi ve maaşların mutlaka gerçek bir refah payı ile desteklenmesi şarttır. Aksi takdirde, açıklanan her rakam, gerçeğin üstünü örtmeye çalışan birer karton panodan ibaret kalacaktır.

























