Türk Dil Kurumu’na göre, “Şakşakçı”nın kelime anlamı:
-Bir kimseyi sürekli öven ya da onun yaptığı her şeyi doğru bulup alkışlayan ve başkalarına da kabul ettirmeye uğraşan kimse.
Bir de özellikle eski tiyatroda, oyunu ve oyuncuları alkışlamak için parayla tutulmuş kişiler için söylenen bir tiyatro terimidir şakşakcı…
Şakşakçını görevi; seyircinin alkışlamasını sağlamak için alkışı başlatmak, oyunun tümünü onaylatabilmek için ‘yığının tepkisi’nden yararlanmaktır.
‘Yığın tepkisi…’
Sadece tiyatro salonlarında değil siyaset sahnesinde de günlük yaşamda da şakşakçılara rastlamak mümkün…
Kimi zaman ‘aferin’ almak, kimi zaman da istediğini koparmak için avuçları patlayıncaya kadar alkışlamakla da kalmazlar…
Göze girmek için ‘taklacı güvercin’lere taş çıkaran ‘Şakşakçı’ sadece ellerini değil kimi zaman dilini de kullanır!
Onlar için ‘doğru’ şartlara göre değişkendir…
Yazarımız Ahmet Öztürk’ün Fevkani Köprü ile ilgili çıkan haberler üzerine kendi sosyal medyasında kaleme aldığı ifadeler çok muhterem ZGC ve KGD başkanlarını harekete geçirdi.
Bugüne kadar kentte yaşanan onca toplumsal olay karşısında dut yemiş bülbül kesilen Zonguldak Gazeteciler Derneği Başkanı Derya Akbıyık ve Karaelmas Gazeteciler Derneği Başkanı Mustafa Emen ne hikmetse cengaver kesildi başımıza…
Kitabın ortasından konuşmak gerekirse, Ahmet Ağabeyin yerinde olsam onun gibi düşünmekle beraber Akbıyık ve Emen’e bu kozu vermezdim…
Bazen karşıt görüştekileri ‘lafla dövmek’ en galiz, en ağır küfürden daha etkili olur…
Bazen de, sen ne söylersen söyle, söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.
Öyle olmasa ‘korozyon’, ‘dilatasyon boşluğu’ kelimelerini hayatında ilk kez duyan ‘tombul serçe’ cevaben yazdığı ‘köle!’ yazısında, Özgür Halkın Sesi’ni kastederek, ‘Gazete çok iyi olduğunuz için mi bölündü?’ şeklinde ‘abuk’ bir cevap verir miydi?
Rüzgâra göre pozisyon alan Derya Akbıyık ile basın için söylenen ‘dördüncü kuvvet’ tanımlamasını yanlış anlayıp kendisini KGD Başkanı değil de Rus gizli istihbarat servisi KGB Başkanı zanneden Mustafa Emen belli ki kafa kafaya verip kendilerine durumdan vazife çıkarmış!
Düne kadar neredeyse birbirlerine kurşun atan ama menfaatleri çakışınca kardeş meslek örgütü olan ZGC ve KGD Başkanları ‘düşmanımın düşmanı dostumdur’ düsturuyla hareket ededursun…
Ortada koca kenti ilgilendiren ‘Fevkani köprü’ gibi bir cenaze varken medyada yeni bir horoz dövüşüne çanak tutmak gibi bir niyetim yok…
Çünkü, bilirim ki bunlar, polisi görünce horozları bırakıp ardına bile bakmadan kaçarlar!
Meslek büyüklerimiz, ‘gazeteciler, arşiviyle konuşmalı’ derler…
Madem öyle açalım arşivleri de biraz hafızalarımızı tazeleyelim…
Tarih 1 Haziran 2020…
Ali Bektaş, düzenlediği basın toplantısında, “Kimse sokakta rahat dolaşmayacak. Yargı gereğini yapmazsa ben gereğini yapacağım. Tehditse tehdit ediyorum” diyerek gazetecileri alenen dövdürmekle tehdit etmişti. Aynı Ali Bektaş, bu sözlerinden ötürü yargılandı ve ceza aldı.
Ama bizim bu iki kafadar çıkıp tek kelimeyle meslektaşlarını savunmadı.
Dönemin Valisi Mustafa Tutulmaz, ZGC ve KGD Başkanlarının da olduğu basın toplantısında gazetecileri ‘paspas’ ederken utanmasalar neredeyse masanın altına girecekti bu 1.85’lik cüceler!
Tarih 9 Mayıs 2020…
Zonguldak Belediye Başkanı Selim Alan, Elmas TV’de katıldığı canlı yayında kendisini eleştiren gazetecilere ‘sarı basın kartınızı yırtın’ diyordu…
Bizim ‘güce tapan’ aşiretin reislerinden yine ses seda çıkmadı…
Bir ara KGD Başkanı Mustafa Emen, sözde Selim Alan’a karşı açıklama yaparak bir şeyler geveliyor, ama aynı akşam yazdığı köşe yazısında gündüz söylediklerini tekzip edip ‘Ne şiş yansın ne kebap’ diyerek aslına rücu ediyordu…
Peki, eski AKP Milletvekili Hamdi Uçar’ın hem de gazetecilerin önünde, “Siz böyle yaparsanız kaleminizi kırarlar” demesine ne demeli?
Akbıyık ve Emen de zaten gerek görüp tek bir satır açıklama yapıp kınayamadı kalem kıran Hamdi Uçar’ı…
Zonguldak Belediye Başkanı Selim Alan’ın aleyhinde haber yapan gazetecilerin ofisine zabıta gönderip ruhsat denetimi yaptığında da başını kuma gömdü “Deve” kuşu misali bu zatı muhteremler.
Gazeteciler sokak ortasında dayak yediklerinde de “polis şahit yazar” korkusuyla korkup kaçan sade vatandaştan ne farkları vardı?
Şimdi çıkmış boyundan büyük laflar ediyor pabucumun kenarları…
Ahmet Öztürk, sarf ettiği her kelamın cevabını çıkar, çatır çatır verir…
Hak edene hak ettiği dilden konuşur…
“Gazeteciyim” diyerek caka satan değme gazetecileri cebinden çıkarır…
O konuşursa biz susarız… Yakın çevremde hayata karşı her koşulda bir ‘duruş’ sergileyebilen, okuyan, yazan, sorgulayan nadir insanlardan biridir Ahmet Ağabey…
“İyi ki tanımışım” dediğim, tanımaktan onur duyduğum Ahmet Öztürk ile oturup iki kelam edemeyecek, entelektüel birikiminin yanından geçemeyecek şakşakçıların yaptığı açıklamaların sebebi işte tam da eski tiyatro salonunda ‘yığın tepkisi’ni harekete geçirip gerçeklerin üzerine sünger çekmek istemeleridir.
Bugün avuçları patlayana kadar alkışladıkları siyasetçilere daha çok yaranmak için gerektiğinde dillerini kullanmak zorunda kalan bu zatların yetenekleri tecrübeyle sabittir…
Gazetecilik meslek örgütü başkanı olmalarına rağmen meslektaşlarına yönelik her türlü tehdit ve saldırı karşısında susan Derya Akbıyık ve Mustafa Emen’in bu ikiyüzlülüğüne şahit olup susmak bu ahlaksızlığa ortak olmaktır.
“Gazeteci” olunca kendini her şeyin, herkesin üzerinde gören bu anlayış er ya da geç duvara toslayacaktır!
Fevkani Köprünün yıkımında ‘farklı’ düşünenler elbette olacaktır…
Ancak yıkıldığında ‘telafisi olmayan’ sonuçlar doğurabilecek bir konuda Zonguldak Belediye Başkanı Selim Alan’ın inadı şehir trafiğini büyük bir kaosa doğru sürükleyebilir.
Yani, bugün susan, ‘yıkılsın’ diyenlerin o gün şikayet etme lüksü olmayacak….
Yaklaşık bir haftadır şehir merkezinde sabah ve akşam çıldırtan bir trafik yoğunluğu yaşanıyor.
Açıkçası bu süreçte trafikte çok daha kötü bir tablo bekliyordum… Zonguldak Emniyet Müdürlüğü Trafik Şube ekiplerinin bu konudaki gayreti kaosun kısmen de olsa önüne geçti…
Ama bu sürdürülebilir bir çözüm değil… Yaklaşan kötü hava koşullarıyla birlikte yaşanacak yoğunluğu düşünmek bile istemiyorum…
Şimdi sorulması gereken soru şu:
Köprünün yıkılmasını isteyenler süreçte haklı çıkarsa ‘eyvallah’ deriz kuyruğumuzu sıkıştırır otururuz aşağıya…
Pekiii…
Ya ‘yıkılmasın’ diyenler haklı çıkarsa?
























Mustafa abi sen kim onlar kim senin yanında..sen bi paragraf yazı yaz o ikisi bir paragraf yazı yazsın aradaki farkı gör...
Teşekkürler olayları çok güzel açıklamışsınız bakalım cevap sorunun cevabı olacak mı
Kardeşim sana göre doğru, bana göre doğru olmaz. Esasen doğru bir, yalın ve açıktır. Anlamak için idrak gerek Bu gün yanlışa susan lar yarın o yanlışın tüm sonuçlarından mesuldürler Sonra benim inancım diyorki Yanlışa susan dilsiz şeytandır
Söylenmesi gereken ne varsa çok güzel ve edebî bir şekilde dile getirmişsiniz azizim! Kalemine ve ýureğine sahip...bu yanar/döner gazeteci olduğunu söyleyen bu iki zevat ...at sahibine göre kişner ozdeyisine benzer güçlünün...müktedirlerin yanında saf tutarak toplumu aydinlattiklarini zannediyorlar.
Mustafa, kalemine sağlık. Bu makalenle "Şakşakçılık ne demek ve kimlerdir" sayende öğrendik. Bir de 'Yalak' ne demektir? Onu da yaz ki bilgilenelim, öğrenelim. Selamlar, Saygılar