Şu günlerin ülkedeki en mutlu kişisi kesinlikle Erdoğan. Nasıl olmasın? Asgari ücretlisinden emeklisine, kadınından gencine, memurundan köylüsüne toplumun her kesiminden yükselmeye başlayan tepkiyi bir manevrayla bertaraf etti. Toplumsal muhalefetin ilk kez yakaladığı psikolojik üstünlüğü tam olarak kendi lehine çeviremese de en azından eşitleyen Erdoğan, bir de karşı saldırıya geçti. Kendini sureti haktan gösterip ellerini ovuştura ovuştura ana muhalefet partisinin düştüğü durumu anlatıyor…
Bunu bir başına başaramazdı elbette. Haklarını teslim etmek gerekiyor; "siyaset mühendisliğinin" doruklarına ulaşmış muhteşem bir dezenformasyon ekibi var. Saray rejimini ayakta tutabilmek için olağanüstü çaba harcayan bu toplum mühendisleri, bir günde bin türlü senaryo geliştiriyor. Dikkatleri ülkenin yapısal sorunlarından uzaklaştırmak için gündemdeki konuların içeriğinden ziyade, neyin tartışılacağını belirleyip ellerindeki devasa medya ve iletişim gücü ile bunu hayata geçiriyor…
TARTIŞMALARIN İÇİNDE YURTTAŞLAR HİÇ YER ALAMIYOR
Bunca yıldır tanığız, kendilerine yönelen öfkeyi bastırmak için yapay gündemlerle "kutuplaştırmayı" artırmak bir AKP klasiği artık. Bu durumlarda toplumun hızla kendi kampına dönüp savunmaya geçeceği iyi biliniyor. Kolayca yönetebilecekleri bir ortam da sunuyor ayrıca. Son günlerde onlar da yetmemiş olacak ki en tehlikeli yola başvuruldu. Hukukun bir silah olarak kullanıldığı yöntemle muhalefet defansa zorlanırken, sözüm ona ahlaki ve yasal bir meşruiyet alanı da açtılar önlerine…
Üstelik "butlan, mutlak butlan, yokluk, usul, esas, tedbir" gibi Ezop diline varan teknik terimlerle yürütülen bu tartışmaların içinde yurttaşlar hiç yer alamıyor. Teknisyenlerin diline hapsolan bu tartışmalar, olan biteni seyretmekle yetinen edilgin bir toplum yaratırken, olağanüstü bir karanlık ve güvensizlik iklimi de çıkarıyor ortaya. Toplumu derin bir "öğrenilmiş çaresizlik" duygusu sararken, "Ne yapsak boş, bunlar başımızdan gitmeyecek" algısı her şeye hâkim olmaya başlıyor…
MUHALEFET TÜM ENERJİSİNİ BU OYUNUN BOZULMASI İÇİN HARCAMALI
Ne mutlu Erdoğan’a. Bir süredir ne enflasyonu konuşuyoruz ne de hayat pahalılığını. Ne asgari ücretlinin geçim derdi var gündemimizde ne de emeklinin açlığa mahkûm yaşamı. ABD ve İsrail çetelerinin Ortadoğu’daki mazlum halklara uyguladığı vahşetin de haber değeri yok gözümüzde, insanlığa yeni bir pandemi korkusu yaşatan Hantavirüs vakalarının da. Ne iklim krizinin bu yaz yaşatacağı cehennem umurumuzda ne de yılan hikâyesine dönen barış süreci. Varsa yoksa butlan…
Kararın açıklandığı gün, bunun saray tarafından kurgulanmış bir siyaset mühendisliği olduğuna dikkat çekmiş, tüm enerjinin şeytani kurgunun bozulması için harcanması gerektiğini söylemiştim. Olacakları bilir gibi eklemiştim: "Oluşacak her türlü kaos ortamı, sarayın ülkeyi bir çıkmazdan diğerine sürükleyen olaylardaki rolünün silikleşmesine yol açıp rejimi tahkim edecektir." Yaşananlar ortada. Erdoğan’ın "Kendi kendini yiyorlar, bizimle ilgisi yok" pişkinliği tam da bunu açıklıyor zaten…

























