Ön bilgi:
Zonguldak’ta günlük basılan 5 gazete birleşti ve tek gazete olarak yayın hayatına geçtiler. Rekabet, muhaliflik ve kuvvetler ayrılığı açısından kötü bir durum. Bu iş haftalık gazete çıkaran diğer basın kuruluşları için fırsat. İnternet ve sosyal medya haberciliğini de ön plana çıkarır bir durum. Zonguldak medyasındaki bu değişimin kentimizdeki haberciliğe zenginlik katmasını diliyor, bütün basın kuruluşlarına başarılar diliyorum…
Alttaki makaleyi ve başlığı, o tarihteki adı “Halkın Sesi-Mustafa Özdemir” ile gazetenin kuruluşundan günümüze kadar yayın hayatıyla ilgili olarak 5 Temmuz 2023 günü yapılan röportaj üzerine kaleme almıştım. 6 Temmuz günü tamamlamış ve gazetenin internet sitesindeki köşemde yayınlanması için yollamıştım. Aynı gün Mustafa Özdemir ve ekibinin Halkın Sesi internet sayfası haber ve makale erişiminin engellendiği ve Mustafa Özdemir’in yeni bir oluşum ile “Özgür Halkın Sesi” ismi altında internet sayfası ve gazete olarak yola devam edeceği bilgisini aldım.
Son yeni gelişmelerden önce hazırlanan makaleyi, yeni internet sayfası “Özgür Halkın Sesi” sitesi ve gazetesinde yayınlıyoruz…

HALKIN SESİ HABER AJANSI…
Televizyonla küçük yaşta tanıştım. Önceleri haftada birkaç gün ve birkaç saat yayın yapıyordu. Çok az evde vardı, günlük hayatı pek etkilemiyordu. Akşam saatlerinde yayın başlıyordu ve yayında hep problem oluyordu. Orta halli aileler bu merakın gelip geçici olduğuna inanıyordu. Babalar birkaç saat için bu pahalı eğlenceyi eve sokmayı istemiyorlardı. Bizim evde annemizle işbirliği yaptığımız baskı ile babam da pes etti. ITT SchaubLorenz marka siyah-beyaz televizyonumuzu Mobilyacı Yüksel Mağazası’ndan taksitle satın aldı. Eve ilk girdiğindeki heyecanımı unutamam. Çatı anteni için 6m’lik uzun burusunu takarken babama yardım etmiştim. Küçük ellerimle faydadan çok işine engel olmuştum sanırım… Televizyonu evin baş köşesine koymuştuk. Gözümüz gibi sakınırdık, üstünde örtüsü hep olurdu. Kısıtlı yayın ve sürekli aksaklık altında seyretmeye çalışırdık. Ayar için antenini çevirmediğimiz gün de yoktu…
Ancak radyo öyle değildi, ilk göz ağrımızdı ve hiç kesiklik olmazdı. 24 saat yayın vardı. En hızlı haber alma kaynağımızdı. Sabahın erken saatinden itibaren genelde açık olurdu. Uzun ve Orta dalgadan takip ederdik. “Arkası Yarın” radyo tiyatrosu ve “Yurttan Sesler Korosu” en klasikleriydi. Program ara geçişlerinde kısa gonk sesi ardından "Demirbank hayırlı işler diler" anonsu hiç unutamadığım bir reklam sloganı olmuştu.
Radyolu yılların en önemli özelliği haber saatiydi. O yıllarda, yurtta dünyada olup biteni en hızlı öğrenme şekli radyoydu. Gazetelerden haberler bir gün sonra ancak öğrenilebiliyordu. Bu yüzden radyo haber saatini babalar bu öncelikten kaynaklı takip ederlerdi. Her haber saatinde babam “Ajans saati geldi, radyonun sesini açın” diye seslenirdi. “Haber saati” cümlesi kullanılmazdı. Gazete haberlerinin aksine radyo haberleri için “radyo ajansı” cümlesi kullanılırdı.
Televizyonun yaygınlaşması ve yayın saatinin artması önce radyonun sonra sosyal hayatın sonunu getirdi. En büyük ve tek eğlence televizyon oldu. Sinemalar, tiyatrolar kapandı. Televizyon hızla evlere girmesi ailelerin çevreleriyle ilişkilerini de değiştirdi. Hali vakti yerinde olup, komşularından önce televizyon almış olan aileler bu yeniliğin öncüsü olma gururunu yaşadılarsa da, onlarda evlerinde rahatça televizyon seyredemediler. Çünkü o zamanlarda komşuluk çat kapı yapılabiliyordu. Komşunun çocuğu sorgusuz sualsiz eve dalabiliyordu.
Televizyonla birlikte görsel kullanımlı cihazlar bütün aletler ile bütünleşti. Kullanılan elektrikli aletler üzerine kullanım kolaylığını sağlayan bir ekran geldi. Bu görsel kolaylık haberciliği ve gazeteciliği de çok geliştirdi. Kitle iletişim araçları teknoloji sayesinde devrimsel değişime uğradı. Dünya artık anlık haberleşiyor ve görsel içerik de anlık yayımlanıyor. Üstelik cep telefonları sayesinde her an takip edilebiliyor.
Dünyadaki bu hızlı değişim artık gazete ve medya şirketlerini de değişim yapmaya zorluyor. O değişim, yaşadığımız kentimiz Zonguldak’ta da etkisini gösterdi. Merkezde faaliyet gösteren ve günlük gazete yayınlayan 5 gazete aralarında anlaşarak beş ayrı gazete çıkartmak yerine ortak olarak sadece tek bir basılı gazete çıkarma kararı aldılar. Hem mali zorluklar, hem de halkın internet haberciliğine yönelen öncelikli ilgisi neticesinde bu ortak karara imza attılar. Bana göre bu karar aralarındaki basılmış gazete verimlilik rekabetini olumsuz etkileyecek ve asıl rekabeti bu yayıncıların internet sitelerine taşınacak. Dolayısıyla halk ve bürokratlar ister istemez günlük gazete satın alıp okumak yerine internet haber sitelerini takibine daha bir öncelik verecekler.
Ben Zonguldak medyasının önemli beş gazetesinin almış olduğu bu tarihi kararı bir milad olarak değerlendiriyorum. Bundan sonra her bir yayın kuruluşu bana göre daha farklı konumda olacak. Matbaadan çıkan gazete haberi yerine radyo dalgalarıyla elektronik haberciliğe taşındığı için her biri artık birer “ajans” olacak. Ajans kelimesini biraz açarsak, haber... reklam... manken... sanatçı... yani bu kıstasları piyasaya taşıyan ve pazarlayan kurumlar anlamını verebiliriz…
Bu bağlamda; “Halkın Sesi Haber Ajansı” diye yeni isimlendirdiğim, Halkın Sesi Gazetesi’nin isim babası ve gazetenin kuruluş sürecinin önemli ismi Mustafa Özdemir’den konuyu değerlendirmesini ve Zonguldak’ı bilgilendirmesini istedim. En başından günümüze kadar süreci sordum. Kendini ve Halkın Sesi Gazetesi’nin tarih serüvenini anlatmasını istedim. Zonguldak basın tarihine not düşülen bu milad kararı ilk ağızdan öğreniyoruz.
Eski yılların bendeki alışkanlığı ve tarzı olarak tabir-i caizse “radyonuzun sesini açın ve kulak kesilin”:
“Sevgili dinleyenler şimdi ajans vakti, MUSTAFA ÖZDEMİR Zonguldak’tan bildiriyor…”
……………..
Gazeteciliğe 1995 yılında İnanış Gazetesi’nde 400 lira maaşla başladım. Patron Kemal Sönmez çiçeği burnunda gazeteci olan beni Devrek’e habere gönderdi, en az 10 tane haber yapıp geleceksin deyip omzuma çantayı astı. Devrek’i o güne kadar da hiç görmemiştim. Mesleğe işte bu süratle başladım... Kemal Sönmez insanı okyanusun ortasına bırakır, nasıl kurtulursan kurtul ama kendin kurtul felsefesiyle çalıştırırdı. Kendisinden gazeteciliği değil de disiplin ve cesareti öğrendim diyebilirim. Özellikle iş disiplini ve işin takibini iyi bilirdi. Haber yaparken milletvekili, vali, müdür, makam fark etmezdi, ortada haber değeri olan her şey haber yapılırdı. Bana göre de dokunulmazlığı olmayan bir haber olmamalı, bu vatandaş olabilir, milletvekili de vali de…
8 ay sonra Adalet Gazetesi’ne 800 lira maaşla transfer oldum. Ancak o 800 lirayı hiç alamadım. Neden alamadım çünkü ekonomik sorunlar vardı. Ancak patron içeride kebap yiyor, ben ve aynı yerde beraber çalıştığımız gazeteci Ali Rıza Tığ ile kebaptan kalanla karnımızı doyuruyoruz. Bu işe girme sebebim de Ali Rıza Tığ’dı… Kendine yardımcı arıyordu, onun teklifiyle işe başlamıştım… Son derece parasız kaldığım günlerdi o günler. Açlıktan eve kendimi zor attığımı ve kustuğumu bilirim. Bir gün babam beni karşısına aldı, “Oğlum bırak bu işi, eve para getirmiyorsun, hiç katkı sağlayamıyorsun” dedi. Baba dedim “ben önümü görüyorum, hayalini kurduğum işi yapıyorum. Herkesin üniversite sınavında birinci sıra tercihi vardır. Hani hiç tutturamayacağını bilse de yazar ya bende öyleyim, zaten benim sınava hazırlık olanaklarım yetersizdi, hedefim de gazetecilikti…” diye cevap verdim. Aynı gazetede yazı işleri müdürü bir kız vardı, beni aşırı baskı altında tutuyordu. Zaten baskı altında çalışmayı sevmem, ruhuma aykırı ve özgür çalışmaya kararlıydım.
8 ay maaş alamadığım bu gazetede çalışırken bir fırsat doğdu:
Fikret Hakan’ın başrolünü oynadığı ‘Ekmek’ filminin çekimleri Zonguldak’ta yapılıyordu. Fikret Hakan’ın Nizam Caddesi’ndeki park halindeki arabasının lastiklerini kestiler. O günlerde Hürriyet Gazetesi muhabiri Cevdet Akgün’e hariçten yardım ediyordum. Milliyet Haber Ajansı Müdürü Atilla Güner, Cevdet Akgün’ü arayıp bu haber için yardımcı olmasını istedi. Bu telefon konuşması benim yanımda yapılırken, müdahale edip benim ismimi ver diye Cevdet Abiye çok ısrar ettim. 800 lira maaşımı alamazken 3600 lira maaşla Milliyet Haber Ajansı Zonguldak büro şefi oldum (1999). Aniden askeri ücretin 5 katı maaşım oldu, 6-7 yıl çalıştığım ajansta maaşım hiç aksamadı, ne yaptıysam o dönemde yapabildim. Askere gittiğimde bile sözleşme gereği maaşımı düzenli aldım. Ulusal bir çok haberde imzam var. O zamanlar atletizm de yapıyorum cıva gibiyim, her yere koşarak gittiğim için herkes bana “pırpır” diyordu… Bu güne kadar 4 tane ulusal ödül kazandım. Birisi Metin Göktepe Gazetecilik ödülü. İkincisi İzmir’de düzenlenen Barış Selçuk Gazetecilik ödülü… Üçüncüsü Türkiye Maden Mühendisleri Odası tarafından düzenlenen haber fotoğrafı yarışmasında aldığım ödül, son olarak Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğünün düzenlediği yarışmada birincilik ödülü aldım...

Yeni Adım Gazetesi yayın hayatına başladığında Harun Ersoy beraber çalışmamı istedi. Bir dönem çalıştık ancak Harun Ersoy’la hiç anlaşamadık. Harun Ersoy beni hep onun önüne geçmeye çalışmak istediği hissine kapıldı sanırım. Kendi yazdığım haberin altına yazdığım isim konusunda çatışmalar yaşadık. Gazeteci Ali Bahadır ile Yeni Adım Gazetesi sahibi Erdoğan Demir iyi görüşürlerdi. Ali Bahadır beni Yeni Adım Gazetesi’nin yazı işleri müdürü olmamı isterdi. Ali Bahadır’ın Harun Ersoy’la arası da iyi değildi. Fakat ben bu teklifi istemedim. Çok gençtim, rahmetli Harun Ersoy’un yerine geçmek aklımın ucundan geçmezdi, Harun Ersoy ise tersi zannediyordu sanırım. O yüzden pek anlaşamazdık. Yine aynı dönem Ali Koçak, rahmetli Ufuk Ar ve Cevat İzmirlioğlu beni partiye davet edip, belediye meclisi 5’inci sıradan adaylık teklifinde bulundular, Ajans’tan istifa etmem gerektiği için teşekkür ettim kabul etmedim.
Gazipaşa Caddesi üzerinde bulunan Zeki Kırtasiyenin üst katına dev ters projeksiyon perdesi koyarak, caddeye açık “Televizyon” adında tanıtım ve reklam işi yaptım. Maçları ve bazı programları bu ekrandan yayınlardık ve önünde kalabalık seyirci kitlesi olurdu. Ancak para kazanamadım iflas ettik. Zonguldak’ta ilk net ekran teknolojisini başlatan ben olmuş oldum.
2005 yılında askere gittim. Afyon, Kıbrıs ve Tekirdağ’da sonlanan zor bir askerlik dönemim oldu. Teslim olduğum gün gazeteci kimliğim kendimden önce birliğe vardığı için mücadele vermem gerekti. Hem avantaj, hem dezavantaj oldu. Ben onlardan korttum, onlar benden korktu. Hak arayışım asker ocağında da devam etti. Çünkü sıkıntıya düşen acemi askerler bana geliyordu.
HALKIN SESİ GAZETESİ…
Aydın Arslanyılmaz, Çetin Özdemir ve benim bulunduğum çekirdek kadro ile Deniz Kulübü işletmecisi Metin Koçaklı’nın 2003 yılında kurduğu ilk Halkın Sesi Gazetesini haftalık olarak yayınlanmaya başlandık. Bir dönem ben, bir dönem Çetin Özdemir yayın hayatını devam ettirdik. Askerlik dönüşü Metin Koçaklı ile matbaa ve ortak büfe işimiz vardı. Konak otelinde bir toplantı gerçekleştirdik. Metin abi bıkmıştı, gazeteyi kazançlı bir kapı zannediyordu, bırakmak istiyordu. Matbaa ve büfe konusunu anlaşarak ve karşılıklı mutabakat sağlayarak gazeteyi devraldım. Zaten isim babası ben olduğum Halkın Sesi Gazetesi adı aynı kalarak, 3 Mart 2008 tarihinde günlük gazete olarak yeni çıkarmaya başladık. Aydın Arslanyılmaz ve Barış Doğan çekirdek kadromuz ile beraberdik... Gazetecilik mesleğine girmesinde etkili olduğum Seçkin Kıraslan bu yolda bize katılmadı… Metin Koçaklı ağabey ile bundan sonra ölene kadar dostluğumuz da hep devam etti.
Halkın Sesi Gazetesi’ni kurulduğu günden şimdiye kadar kesintisiz her gün yayınını gerçekleştirdik. Zor günler yaşadık ancak halkı habersiz bırakmadık. İç kadrolarımız özveriyle çalıştılar. Dışarıdan bazı isimler destek verdiler. Hepsinin isimlerini sayamam, unuttuğum olursa üzülürüm, ancak Ahmet Öztürk gibi kendi kendini yetiştirebilmiş, edebiyat anlamında, Türkçe anlamında referans gösterebileceğim birisi… Zor günümde hep yanımda olan, değer verdiğim bir isimdir. Mesleği gazetecilik olmadığı halde bize çok şey katan, dürüst, özverili bir dost... Diğer bir isim Namık Aşcı. Namık abiyi hiçbir kimse, hiçbir şekilde bir yere bağlayamaz. Cumhurbaşkanı danışmanı olabilecek kadar da bilgi ve birikime sahip birisidir. Mesela bir öğüdü kulağımda küpe kalmıştır. “bir cümlede bir kelime atıldığında anlam değişmiyorsa gereksizleri at…” Yani gereğinden fazla kelime kullanma, okuyucunun kafasını karıştırma… Gazete sadece haber değildir, ben kültür sanata çok önem verdim ve bu konuda rahmetli Çetin Sezgin’in emeği çok. Kırmak istemediğim insanların başında yer alırdı. Yeni Adım Gazetesinde birlikte çalışmıştık sonra geldi Halkın Sesinde yine beraber çalıştık. Yine Doğan Haber Ajansından itibaren kader birliği yaptığım Cevdet Akgün, Şebnem Saka, Eren Aşkar, Ayşe İslamoğlu ve Merve Hasanoğlu benimle birlikte bu çileli yolculukta son ana kadar yanımda oldu… İsim bazında şu anda da söyleyebileceğim çok özel isimler var ama unuttuklarıma haksızlık etmemek için diğerlerini söylemeyim.
HALKIN SESİ GAZETESİ’NDE SON DURUM…
Tüm Türkiye’de Zonguldak’taki gazetecilik kadar kamuoyunda etkili başka yayın kuruluşları yoktur. Bu konu tescillenmiştir. İlginçtir, bu sadece Zonguldak’a özel bir durumdur.
Yıllar önce gazetelere ben teklifi getirdim; kağıt, kalıp, matbaa, basım artık gazetecilik yapamıyoruz. Birleşelim maliyeti paylaşalım diye… Bu işte biz antrenmanlıydık. Borç alıyoruz, borç ödüyoruz, sürekli böyle. “Tefeciden borç alan gazeteci” unvanım bile var. Bazen hataya da düşebiliyoruz, mecbur kaldık aldık ve faiziyle geri ödedik ama bugüne kadar kirli paraya hiç elimizi sürmedik. 7 kez ortaklık yapmak istedik olmadı. Denize düşen yılana sarılır. Ortaklıklar yaptık, bazı şartları kabul etmek zorunda kaldık. Bu ortaklıklar yüzünden gazete çıkaramaz masrafları karşılayamaz duruma geldi. En son işi yavaşlatma ve grev girişiminde bulunarak eylem ile sesimizi duyurmak istedik.
Yaklaşık 4 yıl önce tüm gazetelere çağrıda bulunup Ora Cafe’de buluşmuştuk. Bütün gazetelere birleşelim tek gazete çıkaralım teklifi yapmıştık. ‘Siz resmiden paralarınızı alıyorsunuz biz ortaklarımızdan dolayı para alamıyoruz’ deyince… Cevap olarak içlerinden biri ‘siz zaten batacaksınız. Ben niye batacak bir gazeteyi kurtarayım cevabını verdi’… Kalkarlarken “Bakın bu masa dağılırsa bir daha bir araya gelemeyiz” dedim. Ama aradan geçen zamanda kağıda zam, askeri ücrete zam, çalışma giderlerindeki artış sonrası toplantılar mecburiyete dayalı tekrar başladı. Beş toplantı yaptık. Sonunda, Halkın Sesi, Şafak, İnanış, pusula ve Yeni Adım gazetelerinden oluşan yeni oluşuma, Yeni Adım Gazetesi ismi altında basıma karar verdiler. Her gazeteden bir çalışanın bulunacağı ekip ile tek gazete çıkarılması kararına varıldı. Bu süreçte asla seni yalnız bırakmayacağız diyen İnanış ve Şafak Gazetesi ise maalesef son anda karşı tarafa geçtiler. Ben 28 yıllık gazetecilik emeğimi ve 16 yıllık günlük gazete basım işlemi serüvenime bir imza vererek burada nokta koymuş oldum. Artık İnternet haberciliğine hız veriyoruz. Yüzde yüze yakın avantaj yakalama şekliyle yeni bir döneme başlıyoruz. Tam bağımsız, editör olarak çok daha güçlü, çok daha iyi köşe yazarları, çok daha az hata yapan örnek bir internet sitesi hedefliyoruz. Bizim çok ciddi destekçilerimiz var. Eski dönemde Türkiye genelinde örneği olmayan yaptığımız okul toplantıları benzeri, toplantılar düşünüyoruz. Düşünceleriyle bizi yönlendirebilecek halk toplantıları düzenleyeceğiz...
Geçmişte kaybettiğimiz emeklerimizin karşılığı için hukuk mücadelemize de devam edecek…
O FOTOĞRAF VE HİKAYESİ…
Mustafa Özdemir imzalı Zonguldak’ta hafızalara kazınmış madenci fotoğraflarından biri…

Yıl 2005, yer Karadon maden ocağı. Doğan Haber Ajansı Zonguldak büro şefi Mustafa Özdemir gelen bir maden kazası haberi üzerine diğer haber ekipleri gibi E.K.İ Karadon maden ocağı kuyu başına hareket ediyor. İçeride metan gazı zehirlenmesinden kaynaklanan biri çavuş altı işçinin bulunduğunu öğreniyorlar. Kurtarma ekiplerinin kuyuya indiğini öğrenip asansörün geri dönmesini endişeyle bekliyorlar. Asansörün sesiyle birlikte gözler kafesin içinden çıkacak tabloyu takip ediyor. Kafesten ilk çıkan, yüzü kömür karasına gözyaşı karışmış Yeniceli maden çavuşu “Fikri Akman” oluyor. Ambülansa doğru yönlendiğinde Gazeteci Mustafa Özdemir o anı makinenin deklanşörüne basarak ölümsüzleştiriyor. Fotoğraf karesinin arkasında yatan hikayesi de yürekleri burkuyor. Olayın gerçekleştiği ayakta, maden çavuşu Fikri Akman ve arkadaşları kömür çıkartırken işçilerden biri “kaçın gaz var, derhal terk edin” diye bağırarak arkadaşlarını uyarıyor. Çavuş ve işçiler hızla ayaktan koşarak kaçmaya çalışırken gaz etkisini süratle gösterip geride kalan beş maden işçisinin zehirlenip hayata veda etmesine, kaybettiği arkadaşlarının uyarısıyla terk etmeyi başaran Fikri çavuşunda trajik kurtulmasıyla son buluyor.
Arkadaşlarının acısının yüze yansıyan portresi gibi, kirlenmiş yüzünü ıslatan gözyaşıyla, şaşkın ve çaresiz bir bakışa dönmüş o anın ifadesi her zaman duvarlarımızda asılı duracak…
Yüksel Yıldırım-6 Temmuz 2023























