Köyümün emekçi kadını Gülistan Abla’yı benim yazılarımla tanıyacaksınız. Daha önceki yazılarımda kendisinden söz etmiştim. Hani ineğine ilaçlar verildiği için sütünü sağmış ama bu sütü her sabah kova ile çeşmeye götürüp suyun giderine dökmüştü de kendisi yoğurt yapmadığı gibi sütçüye ya da komşularına vermemişti aman zarar görmesin kimse diye. Zaten Veteriner Teoman da çok sıkı tembihlemiş, “Aman! Sakın! Zehirli olur bu süt.” demişti.
Gülistan Abla da köyümde sessiz sedasız çalışan ve hiç fark edilmeyen kadınlardan yalnızca biri. Bir görev ve zorunluluk haline gelmiş yaşamları var köyümün kadınlarının.
Köyümde kadınların varlığı, hiç bitmeyen mesaileriyle emeğin alın terine nasıl dönüştüğünün en güzel hikâyesi. Her ülkenin kendi hikâyesi farklı olsa da bizim köyde kadının hikâyesi hep aynı. Gülistan Abla da tarlada, serada, bahçede çalışıyor, ormana oduna gidiyor, ev işlerini yapıyor. Emek verdiği o kadar çok alan var ki…
Buralarda komşularımız yalnız kendileri için değil canının yongası hayvanları için de yapıyorlar kış hazırlığını. Kendileri için kışlık konserveler, soslar, salçalar; reçeller, marmelatlar, pekmezler yaparken hayvanları için de samanlıklara da ot ve saman balyaları dolduruyorlar.
Tarım politikalarını yine eleştirmeyeceğim hükümetlerin. Benim çocukluğumda şimdi artık araba yolu olan bizim "harman" dediğimiz yuvarlak alanda dövülürdü ekinler. Tabii ben öküzlerle dövülen harmanı kastediyorum. Sonraları modern makinelerle yapıldı bu iş. O zamanlar tarlalar traktörle sürülüp harman makinesiyle hasat ediliyordu. Kadınlarımız tarlalarda imece ile buğdayı biçip toprağın yüzüne yatırır, genellikle evin erkeği de bu ekinleri bağlardı. Kadınlar, bu şekilde bazen iplerle sırtlarında ya da öküzü olanlar öküz arabalarıyla harman yerine taşırdı ağır ekin bağlarını. Makine önce kimin harmanına gelirse o evin harmanı komşuların da desteğiyle dövülür, sonra diğerinin harmanına yine birlikte gidilirdi.
Yıllar sonra döndüğüm köyümde “kadın” hiç değişmemiş. Yazın olduğu gibi kışın da girdikleri bahçelerinde ıspanak, marul, lahana, pırasa gibi organik ürünler yetiştiren kadınlar, çoğu zaman kendi ağırlıklarından çok yük taşıyorlar sırtlarında.
Astarı yüzünden pahalı diye ekin, arpa, yulaf eken yok artık. Mazot çok pahalı çünkü. Hayvanı olanlar eskisi kadar olmasa da mısır ekiyorlar sadece. Hem sütlü mısır yemek hem de kuruyan mısır saplarını kışın hayvanlarına yem yapmak için… Annem de fasulyelerin arasına azıcık mısır ekmiş. Ben konuklarımı sütlü mısırlar olgunlaştığı zamanı ağırlamayı severim. Közde mısırı da bahçede isten kapkara olmuş tencerelerde odun ateşinde pişeni de çok sever konuklarım.
Şu ara hiç boş duramıyorlar kadınlarımız. Kuru fasulyeler toplandı, işlendi, temiz örtülere yayıldı, kurutuldu ve beş litrelik su bidonlarına kondu, bidonların kapakları sıkı sıkı kapatıldı.
Fasulyeleri toplamakla iş bitmiyor, tarlada kalan kurumuş köklerin toplanması, hayvanlar için samanlığa konması, fasulye dayaklarının da gelecek yıl için muhafaza edilmesi gerekmektedir. Yoksa her yıl fasulye çubuğu yapılabilecek ağaçlar yok artık ormanlarımızda.
Elmalara baktık Gülcan’la. Elma pekmezi yapacağız ama şeker koymayacağız. Artık hiç şeker koymuyoruz pekmezlere. Şekerin insan sağlığını olumsuz etkilediğini bilincinde artık komşularım. Kahvaltı masamızdan reçeli kaldırdım ama elma, armut, dut ve üzüm gibi kendi şekeriyle kaynatılan pekmezden vazgeçemem. Bu yıl erik yok buralarda. Hiç olmazsa elmaları değerlendirelim.
Ha bir de çocukluğumun tatlarından kanlıca mantarı olurmuş yakın ormanlarda. Birlikte toplayacağız Gülcan’la, sonra onun kuzinesinin üzerinde pişireceğiz. Off off! Cızır cızır sesi geldi kulağıma. Şimdiden canım istedi.
Bu sabah 06.00 gibi kalktığımı, annemin genç komşularının desteğiyle yaptığı birkaç sıra biber, domates ve bamyayı suladığımı da yazayım. Sonra kahvaltıda yemek için biber ve domates topladıktan sonra doğal antioksidan deposu dediğim böğürtlenlerden toplayıp yediğimi, artık yürümekte zorlandığı için böğürtlen toplayamayan anneme yedirdiğimi de yazayım.
Köyümdeki emekçi kadınlar ve kız kardeşler toplanıyoruz, bir oluyoruz, birlik oluyoruz. Tohum ve fide alışverişi yapıyoruz; bahçede, bostanda, tarlada birbirimize destek oluyor, imece ruhunu yaşatıyoruz. Toprağa attığımız her tohum, diktiğimiz her fidenin toprağın yüzüne çıkacağı an’ı heyecanla bekliyoruz.
Aynur Muslu
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
























Köye dönen öğretmen ile bir hoş,hoşluk gelmiş, selamlar AYNUR HOCAM...
Tebrikler Aynur Hanım, ne güzel anlatmışsınız köyünüzün kadınlarını ve yaptıklarını. Yazınızı büyük bir keyifle okudum.