Güveniyordum
Oysa ben sevgimize
Vapur iskelesi
Ya da tren istasyonundaki
Saatin doğruluğu kadar / SUNAY AKIN
TREN GELSİN, HOŞ GELSİN!
Dün ile bugün arasında uçurumlar var. Elbette değişim trenlere yansıdı. Zaman içinde olup bitenlere trenler de tanıklık eder elbet.
O yaz da okul kapanır kapanmaz Beybabam, Safranbolu’ya gelmiş; annemle bizi köye götürmüştü. Karabük’te trene binip yaklaşık dört saat süren tren yolcuğunun ardından Zonguldak’ta iner, minibüslerle köye gelirdik. O zamanlar iki tren vardı: İlki; adına türküler yakılan kara tren, diğeri motorlu tren. Kara tren kömürle çalışırdı; yolculuk bitip de son durak Zonguldak’ta indiğimizde ellerimiz, burnumuzun üstü, gözlerimizin altı kapkara olurdu. Madenci şehri Zonguldak’ta mesaisi bitip de madenden çıkan işçilere benzerdik. En çok da çocuklar bu görüntüde olurdu.
İlk defa trene binen yolcunun, elindeki minik karton bileti kondüktöre uzatırken heyecanlandığını fark ederdim. Bileti kontrol eden kondüktör, kemerleri de delen bir makine ile bu kalın karton bilete delik açardı ki kaçak yolcu olmasın trende. Her duraktan kalkıldığında bu kontroller tekrarlanırdı. Artık kondüktörler de yok trenlerde.
Bir de tren saatleri kara bir tahta üzerine yazılırdı o zaman “istasyon” dediğimiz garda. Asıl ilginç olan tren saatleriydi. Karabük’ten 07.10’da kalkan tren; Bakacakkadı’ya 08.41’de, Kayıkçılar’a 08.46, Çaycuma’ya 08.54’te, Filyos’a 09.26’da, Işıkveren’e 09.46’da ulaşırdı. Üç beş dakikalık gecikmeler hiç olmaz mıydı? Hayır, hiç olmazdı. Bir dakika bile sarkma, gecikme olmazdı. Kolunuzdaki saat doğru işliyorsa eğer gardaki kocaman saat de aynı olurdu ve tren tam saatinde dakikası dakikasına garda olurdu. Otobüsler öyle midir? Kalkmak üzere olan otobüse koşarız, diğer yolculara ayıp olmasın diye. Gelmeyen yolcuyu birkaç dakika bekler otobüs ve diğer yolcular bu birkaç dakikalık gecikmeyi hoş görebilir. Tren gerçekten farklıdır. Hareket etmişse artık yakalamak pek mümkün değildir treni.
Demiryolu kültürü önemliydi. Hızla giden trenden atılan gazeteler vardı. Çocuklar bu günlük gazeteleri alır, okur, evine götürür, evdekilerin de okumasını sağlardı. Herkesin her şeye hele hele de gazeteye, kitaba çok da kolay ulaşamadığı zamanlardı. Geçen trenlerdeki yolcular ve özellikle öğretmenler, herkes okusun diye hızla ilerleyen trenle, insanların olduğu yerlerden geçerken gazete, kitap bırakırlardı trenin yarıya kadar açılan pencerelerinden. Bugün eli kalem tutan pek çok insanın yetişmesinde mutlaka önemli bir rolü vardır o güzel insanların. İyi ki de yapmışlar, rahmetle, şükranla…
Raylı taşımacılık tüm dünyada olduğu gibi bizde de çok gelişti elbette. Metrolar, tramvaylar, hızlı trenler… Hiçbirine türküler yazılmadı, ağıtlar yakılmadı. Hiçbiri; dumanı, düdüğü, gürültüsü, kömür karasıyla kara tren kadar anılarımızda yer almadı. Kara trenle eskiden Anadolu’nun ücra kasabalarından İstanbul’a ya da başka büyük şehirlere yapılan yolculuklar, insanların umuda yolculuğuydu. İnsanları sevdiklerine kavuşturan tek uzun yol ulaşım aracı olan kara trenin kendine özgü sesi, hâlâ kulaklarımda çınlar. Türk filmlerinde elinde ahşap bavuluyla başrol oyuncusunun İstanbul’a gelişini simgeleyen Haydarpaşa Tren Garı’nı ancak üniversite yıllarımda gördüm. Tabii ben o başrol oyuncuları gibi İstanbul’a uzun uzun bakıp “Seni yeneceğim İstanbul!” diye bağırmadım. Ben İstanbul’u yenmek, İstanbul’da tutunmak değil turistik gezi için gitmiştim. Artık o buharlı lokomotifler birkaç müzede ya da turistik bazı mekanların bahçelerinde sergileniyor. Keşke kara trenle yapılan nostaljik yurt gezileri olsa… Muhteşem bir doğanın içerisinde, tarihi tren istasyonlarına uğrayarak bilinmeze gitse…
Hız çağında saatte 250 kilometre ile gitmek varken 40 kilometre ile gitmek ne kadar keyifli olur, bu da tartışılır tabii. Yine de “Tren gelir, hoş gelir.”
Kitabın en çok yakıştığı ulaşım aracı olan tren; edebiyata sıkça konu olmasının yanında edebiyatı sevenleri de sıkça konuk etmeyi sürdürecektir.
İçinde hüzün, yalnızlık, gurbet, emek, sevinç, vuslat olan daha çok tren şiirleri yazılacak, türküleri söylenecek ve romanlarda yer alacak tren.
Aynur MUSLU
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
























Çok eskilere götürdünüz beni Trenle Zonguldak’tan Çaycumaya oradan Otobüsle Bartın’a giderdik yıl 1960/1961 ve sonrasıTeşeklürler kaleminize sağlık
Geçen ay biz de arkadaşlarla Zonguldak Filyos tren yolculuğu yaptık.O havayı solumak için.Bilet kontrolü için geldiler ama otomatik bir okuyucu vardı elinde .. Yolculuğumuzu yazınızla pekiştirmiş oldum.Kaleminiz daim olsun
Nostalji oldu .Bir cok ortak yasanmislik . Bir vefa yazisi olmus . Kara tren antolojisi fikri geldi . Ilginc olurdu veya fotograf seckisi . Etkilendim kisacasi yazinizdan .Tebrik ve tesekkurlerimi sunarim Degerli Hocam .
Hafızamda küçücük de olsa bir yere sahip kara trenle Safranbolu'ya gidişlerim.
Kara trenlere dair Güzel bir anı yazısı olmuş kaleminiz daim olsun