Değerli okurlarım ,zamanla düşüncelerimiz değişir, bakış açımız genişler, hayatın bize gösterdikleri çoğalır. Peki bu değişim bir dönüşüm müdür, yoksa gelişmenin doğal sonucu mu? Benim için bu sorunun cevabı artık çok net: Değişiyorum ama özüm sabit. Düşüncelerim olgunlaşıyor ama ilkelerim yerli yerinde duruyor.
Dün “dava” dediğimiz şeylerin bazı yönleri değişse de özü hala aynı aslında. Hayat, pişmanlıklarımızla yüzleştiğimiz fikir alışverişlerinin bazen münazaraya bazen de münakaşaya dönüştüğü bir yolculuk. Fakat artık düşüncelerimizin duyguların esiri olmaktan çıkıp somut çözümlere dönüşmesi gerektiğine inanıyorum. Elimizle tutabildiğimiz, gözümüzle görebileceğimiz, herkesi içine alacak ortak bir fayda yaratmanın zamanıdır.
Bugün ülke olarak zor zamanlardan geçiyoruz. Ekonomiden, geçim derdinden, hayat pahalılığından söz etmek elbette mümkün; ama ben bu defa başka şeyden bahsetmek istiyorum: “Huzurdan. Barıştan. Bir arada yaşama iradesinden. ”Hani bin yıldır bir arada yaşıyoruz dediğimiz ve yaşamamıza rağmen ve sorunların Türk-Kürt demeden aynı olduğu mesele var idi yok idi demeden, ölenlerin, şehitlerin varlığı inkar edilemez sayılara ulaştığı terör lanetinden ve PKK gerçeklerinden söz etmek istiyorum.
Barış hiç kolay olmadı. Hiç bir ülkede. Savaşmak daha kolaydır çoğu zaman; çünkü savaş öfkeyi, intikamı, duyguları büyütür. Oysa barış aklı, sabrı, cesareti ve vicdanı ister. Ama kan dökmeden, intikama sığınmadan da geçmişe sünger çekilebilir. Buna insanlığın hafızasında nice örnekler var.
İngiltere ile IRA arasındaki çatışmalar sonlandı. İspanya ETA ile barışmayı başardı. Yıllarca birbirine silah çeken toplumlar, bir noktada barışın savaşmaktan daha değerli olduğunu gördü.
Peki biz neden yapmayalım?
Biz bin yıldır aynı toprağı paylaşıyoruz. Aynı acılar, aynı sevinçler, aynı düğünler, aynı rüyalar…”Kaderimiz bir” derken, neden acılardan bir ders çıkartıp kardeşliği sadece sözde bırakıyoruz? On binlerce insanımızı kaybettik; göz yaşları sel olup aktı. Ama en acısı anaları bile ayırdık: ”Şehit anaları” ve “Cumartesi anneleri” diye. Oysa analar her yerde aynıdır; evlat acısı her dilde aynıdır.
Bu ülkenin her karışında bir anne, bir baba, bir kardeş artık mutlu bir sonu hak etmiyor mu?
“Yeter artık!” deme zamanını çoktan geçmedik mi?
Bugün bazı siyasi liderleri sevmeyebiliriz, bazılarını eleştirebiliriz. Ama barış adına atılan yapıcı adımları yok saymak da haksızlık olur. ”BAHÇELİ’Yİ” çok sevmem diyorsunuz; tırnağınızın ucu kadar bile belki…Ama attığı adımları gerçekçi buluyorum. Aynı şekilde ÖZGÜR ÖZEL’İN meseleyi siyasete alet etmemesini de samimi görüyorum. Bu siyaset üstü yaklaşımının işaretidir.
Bu düşüncelerimden dolayı eleştirileceğimi biliyorum. ”Aforoz” bile edilebilirim. Beni herkesin anlayabileceğini sanmıyorum. Bakış açısı ve ateşin düştüğü yer meselesi…Anlayabiliyorum. Ama şunu net biçimde söyleyebiliyorum ki:
“Ben ATATÜRK sevdalısıyım.
Cumhuriyete bağlıyım.
Barışı ve huzuru istiyorum.
İnsan ve hayvan sevgisi içimdeki tutkudur.
Sosyal demokrasiden vazgeçmem.
Ülkücüyüm ve aynı zamanda adaletin, hakkın ve hukukun yanındayım”
Bu bir dönüşüm değil, gelişimin doğal sonucudur. Duruşum asla değişmedi; sadece ufkum genişledi. Bugün bu ülkenin ihtiyacı olan da tam olarak budur. Kutuplaşmak değil, kucaklaşmak. Öfkeyi büyütmek değil ,acıları dindirmek. Ve siyaset yapmak değil, çözüm üretmek ilkemiz olmalı.
Biz bu coğrafyada bir arada yaşamayı başardık, başarmaya da devam edeceğiz! Yeter ki barışma iradesi ,kavga etme hevesinden daha güçlü olsun.
Saygılarımla.
EROL ÇAKIR
21 Kasım 2025























