Merkez Orta Okuluna gittiğim yıllardı köprü altında geçirdiğim en zevkli, en üretken ve en güzel günler…Kemalettin Tuğcunun “Köprü altı Çocuğu” romanındaki gibiydi her şey .Amele Birliği Hastanesinin kantininde çalışan babamın, satmak için aldığı günlük gazeteleri, dağıtımı yapılan Aytan Kitapevinde Yılmaz abinin bana o müthiş parmak saymaları sonucu teslim etmesi ve Amele Birliği hastanesine gelene kadar “Hürriyet ,Milliyet ,Cumhuriyet vaar!” diye bağırarak sattığım birkaç adet gazetelerle birlikte babama teslim etmem sabahın ilk işiydi benim için. Hemen ardından merdivenlerden hızlıca indiğim ve soluk soluğa kaldığım simit fırınından yeteri kadar aldığım simitleri yine o hızla Amele Birliği hastanesinde “Ankara’nın unundan, Eskişehir fırınından çıkma taazee simit…”diye bağıra bağıra sattığım simitlerin kazancını cebime koyduktan sonra koşarak doğruca köprü altına Büyük Sinemanın önüne gelirdim .İşte benim yerim burası .Köprüaltı…Teksas-Tommiks, Zagor, Zempla alıp sattığım yer. Kinova, Tex ve Tombraks ile haşır neşir olduğum yer. Alıp satmanın yanında kitaplardan oluşan çekilişler ve hatta kitapların üstünü cilalayıp para atışı yaptığımız yer burası. Mucidi ben ve yakın arkadaşım Ümit idi. Ümit şu anda büyük üniversitelerimizin birinde Profesör. Yalnız o mu ?Genel Müdür Yardımcılığı, doktor, Daire Başkanlığı, Müdür ve mühendislik yapmış bir çok arkadaşımla birlikte idik köprü altında…İsmailler, Temeller, Enginler, Saitler ve Yılmazlar hepimiz o günlerin en güzel anlarını yaşadık Fevkaninin altında. Gün olur rekabet eder gün olur tartışır ve gün olur sattığımız kitapların üstüne niye benden daha çok sattı diye içi su dolu naylon torbaları köprü üstüne çıkıp attığımız anlardı o anlar. Kızmadık, darılmadık sonunda ise hep barıştık.
Yalnız hep kitap alıp satmadık bizler…Su da sattık, ”Artistli Meltem Çikleti de”…Boşalan teneke kutularını annemize el işi kutusu için verdiğimiz Mabel çikleti de sattık…Hatta ,”Abi boyayalım, pırıl, pırıl yapalım!” diye bağırarak boyacılıkta yaptık bizler…O günün “Köprü Altı Çocuğu” bugünün Genel Müdürü, Daire Başkanı, doktoru, mühendisi ve müdürü olarak…Yaşlarımız 13-14 idi…Hiç yılmadık çalıştık ve okul masraflarımızı kendimiz karşıladık. Ailelerimize yük olmadık, destek olduk…Nerdeyse tek eğlencemiz olan sinema paramızı da kendimiz kazanırdık. Özellikle Köprü altı Büyük Sinema en çok gittiğimiz sinema idi. Zevk, Gürol ,Konak ve Belediye Sinemaları da bizim vaz geçilmezlerimizdi ama illa ki Köprü altı Sineması bir numaramızdı. Tamer Yiğit’li Zorro, Kartal Tibetli Tarkan ile Karaoğlan ve Cüneyt Arkın’lı Malkoçoğlu hep bu sinemada oynardı. Kılıçlı, kavga dövüşlü filmlerin yanında bol hüzünlü aşk filimler de oynanırdı burada. ”Hıçkırık”, ”Senede bir gün”, ”Buruk acı” ve “Son Mektup” gibi filmlerde oynayan Ediz Hun, Kartal Tibet, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit ve Filiz AKIN gibi sanatçılar özellikle bayanların ve bizlerin rüyalarını süslerdi…Bayanlar matinesine mahallemizin(Gürcü tepesi) tüm genç kızlarını Mefkure’sini, Aynur’unu, Sema’sını, Aysel’ini toplayıp “Hıçkırık” filmine getiren dayımın eşi mekanı cennet olsun Kadriye yengemin iyiliklerini bu köprü altı asla unutmaz! Onların filmin sonunda sinema çıkışlarındaki iki gözü bir çeşme halleri hala gözümün önündedir…
Ya…işte böyle Fevkani veya Menderes ya da İnönü köprüsü…Yani geçmişte her iktidar değişi mininde adı da değişen köprümüz, şimdi ne desek boş lafa girer her sözümüz…Artık veda zamanı…Bizler üstünde ya da altındayken yıkılmadan sessizce yok olup anılarımızda yer alma zamanın. Biliyorum en çok ben üzüleceğim. Seninle o kadar çok anım var ki…Senin o çocukluğumdan beri sidik kokan merdivenlerini dahi özleyeceğim. Ağlayacağım böğüre böğüre…Şu anki gibi. Elim klavyelerde zor geziyor…Suçluyu aramıyorum, lanetliyorum. Sana benim bildiğim otuz yıldır hiç kimse bakmadı .Perçinlerin değişmedi, yaylanmıyorsun bile…Silindirlerin değişmedi! Sana bir boyayı bile çok gördüler…Her bir ayağına oto parkı yapıp; öyle bir an oldu ki tüm vücuduna araç park edip ağırlık üstüne ağırlık bindirdiler. Tonlarca asfaltı üstüne döküp bir de utanmadan çeker mi çekmez mi hesabını yapmadan devasa ağırlıktaki vasıtalara geçit verdiler üstünden hiç çekinmeden….Sen ağladın lakin göz yaşlarını göremediler ey Fevkani köprüsü…
Şimdi herkes senin vedanı izleyecekler, kimi üstüne park bahçe yaptı utanmadan, kimi rant hesabı yapıp çekinmeden, kimileri de yalancı Don Kişotluk yapıp seni ağlama duvarına çevirdiler; her gün bir şiir ya da roman yazarak ….Şimdi ise selfi zamanı. Çıkın son bir kez daha üstüne, selfi üstüne selfi çekin! Size yakışanı bu bence….
EROL ÇAKIR
























Kalemine sağlık.Üzerinde tıkır tıkır yürüdüğümüz h..Kalemine sağlık.Üzerinde tıkır tıkır yürüdüğümüz hepimizde büyük izler bırakan her şeyi sadece yıkıyorlar.Çivi çakmadan yıllarca kullanıldı şimdi yıkıyorlar. Teşekkür ediyorum. Kalemine yüreğine sağlık köprümüze güzel veda olmuş kardeşim
Temel bey yazdıklarını gazete dağıtımı haric ben bizzat yaşadım. 1950-ve 1955 doğumlu arkadaşlarım la beraber.
Tebrik ederim kardeşim.Gündemdeki konuyu çok güzel aktardın.Yeniden yaşadım o günleri.Vilayet binasını,işçi müdürlüğünü,vb.değerlerimizi nasıl yok ettiysek köprünün yıkılması da aynı kafaların eseri olacaktır.Köprünün ıslah edilerek ayakta kalması sağlanmalıdır.Temel Çakır