Televizyon ekranlarında siyasetin o bildik, devasa başlıklarından sıyrılıp yerel bir hareketliliğe gözünüz çarptıysa anlamışsınızdır: Türkiye 7 Haziran Pazar günü sessiz sedasız ama bir o kadar da gürültülü bir ara seçime gidiyor. Yüksek Seçim Kurulu’nun kararıyla, hukuki mücadelelerini kazanıp yeniden "belde" statüsü alan 6 yerleşim yerinde sandıklar kurulacak. Tokat’ın Reşadiye’sinden Gümüşhane’nin Tekke’sine kadar bir hareketliliktir gidiyor.
Özgür Özel’i Trabzon Havalimanı’nda karşılayan partililerin coşkusu, Karadeniz’den Tokat’ın beldelerine taşınırken; ekranın diğer köşesinde ise Nevşehir/Ürgüp’ün Mustafapaşa beldesinde bambaşka bir rüzgâr esiyor. Orada sahnede bu kez bir siyasetçi değil, bir teknokrat, Adalet Bakanı Akın Gürlek var.
Mustafapaşa’da yükselen o coşkulu seslerin arkasında sadece saf bir hemşehrilik bağı yok kuşkusuz. Haziran ayı içinde başvuruları başlayacak olan Adalet Bakanlığı’nın 15 bin kişilik dev personel alımı müjdesinin de bu coşkuda "sağlam" bir payı olsa gerek. Ne de olsa yerel seçimlerin o kadim, hiç değişmeyen bir kuralı vardır: Seçmen, "iktidar olmanın avantajını" kendi kapısına hizmet ve istihdam olarak çekmeyi iyi bilir.
İşte tam bu noktada, Mustafapaşa sandığı sadece bir belediye başkanı seçmeyecek; bir bakanın siyasi rüştünü de oylayacak.
Akın Gürlek; hâkimlikten Bakan Yardımcılığına, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından Adalet Bakanlığına uzanan kariyeri ve çok tartışılan mal varlığı dosyalarıyla hep ülke gündemindeydi. Adının geçtiği her yerde, hazırladığı dava dosyaları nedeniyle "siyasi bir figür" olmakla eleştirildi. Ama bugün, kendi memleketi Nevşehir’de ilk kez gerçek anlamda siyasi bir arenada boy gösteriyor.
Denklem karmaşık, o kadar ki insanı tebessüm ettirecek cinsten bir paradoks var ortada: 2024 yılındaki o kıran kırana yerel seçimlerde, Ürgüp merkezde CHP adayı sadece 36 oy farkla belediyeyi kazanmış, MHP ikinci, AK Parti ise yarışı üçüncü bitirmişti. Yarın Mustafapaşa’da sandıklar açıldığında Bakan’ın partisi mi kazanacak, yoksa gönlündeki partisi mi ?
Çünkü bir yanda bürokratik benliği var, diğer yanda ittifakın rengi… Ama ne olursa olsun, Cumhur İttifakı’nın hangi partisi kazanırsa kazansın, günün sonunda kazanan hanesine Akın Gürlek yazılacak. Bu, onun siyasi kariyeri için her halükarda bir kazanç yolu olacaktır..
Tabii bir de madalyonun diğer yüzü var.
Eğer daha nisan ayında Mustafapaşa sokaklarında gezip yerel halktan söz alan Özgür Özel’e verilen o sözler yarın sandıkta tutulursa, bu seçimin tek bir mutlak kazananı olur: Özgür Özel.
Genel başkanlığı mahkeme kararları ve parti içi fırtınalarla sürekli tartışmaya açılmak istenen Özel, bir liderden öte, dur durak bilmeyen insanüstü bir enerjiyle mitingden mitinge koşuyor. O koştururken, deterjan reklamlarının yerli fenomeni olma yolunda hızla ilerleyen bizim "Arınmatik" ise ne açıklanan fahiş enflasyon oranlarına ne de kapıdaki bu kritik seçimlere dair tek bir kelam dahi etmiyor. Demek ki lekeleri görmezden gelmek, her zamanki gibi en temiz siyaset tarzı olmaya devam ediyor !
Uzun lafın kısası; Mustafapaşa küçük bir belde olabilir ama 2024’ün o bıçak sırtı dengelerinin bugün nereye evrildiğini göstermesi açısından adeta 8 şiddetinde bir siyasi deprem yaratma potansiyeline sahip.
Eğer pazar günü sandıktan CHP adına iki üç belde zaferi çıkarsa, birileri salı günkü Meclis grup toplantı salonunda Kılıçdaroğlu’nu bir "Sezar" gibi karşılayacaktır. Hiçbir şekilde bunu hak etmese bile böyle bir karşılamaya hayır diyeceğini zannetmiyorum. Kurultayı kaybedip mahkeme kararı ile kağıt üzerinde genel başkan ilan edilmesini , “ son dakikada haksız penaltı ile şampiyon olan bir takımın şampiyonluğu kutlaması gibi “ genel merkezine gaz bombaları, plastik mermiler ve kiralık milis güçleriyle giren birinden başka ne bekleyebiliriz ki?
Son olarak , söylemedi demeyin; pazar akşamı sandıklar açıldığında, sadece küçük beldelerin belediye başkanları değil, Ankara’daki büyük dengelerin yeni rota taşları yollara döşenmeye başlayacak. Hadi hayırlısı...

























