Ağustos ayında Metin Boran'ın "Anadoluyum Ben Ahmed Arif" oyununu sahnelemeye karar verdiğimde; Dekor, kostüm, müzik, ışık, efekt konusunda ne yapabilirim diye de düşünmeye başladım. Çünkü tek kişi iki perdelik oyunu "Anadolu"nun her köşesinde oynama hayali ve heyecanı içindeydim.
Sanat alanında özellikle tiyatro çevresinde yaşanan sıkıntıları az çok biliyordum ve kumpasın büyüyeceğini de!..
Ahmed Arif'in dizelerinden bestelediğim zulamdaki şarkıları provalarda yalın sesle yankılamaya başladığımda, 100 dakikalık oyunu bir valize sığdırıp kolaylıkla şehir şehir sahne alabileceğim inancı büyüdü içimde. Tıpkı, Ahmed Arif'in tüm zorluklara karşın "içimde şiir ateşinin közü büyüyor büyüyor büyüyor..." dediği gibi!
İlkin bir valiz bulmalıydım. Şairin daktilosunu, kitaplarını, kaşkolunu, kalemini, tütün tabakasını, mektuplarını derdest edeceği ahşap bir valiz. Hani şöyle 1950'li yılların dramaturg yapısına uygun, Köy Enstitüsü ahşap valiz modeli.
Buldum da! İstanbul'da yaşayan teyzemin torunu, babasının asker valizinin fotoğrafını ilettiğinde; Oyun artık gözümün önünden akıp geçmeye başladı. Valiz boş da gelmedi! İçinde şairin siyah kadife pantolonu ve döneme uygun masa üstü siyah telefonu...
Masa üstü, deyince; Ta, gazetecilik okulu öğrencilik yıllarından daktilom, eğilip bükülen lamba, kül tablosu, sürahi...Zulamda hazırdı. Eş dosttan renkli cilt kitapları tamamladım. Fotoğraf sanatçısı sevgili İbrahim Akyürek'den Varlık dergisinin fotokopisi... Antenli pilli radyoyu ikinci el satış yapan Çaycuma'dan bir dükkandan satın aldım. Ceket 2011 Londra sokak çatışmalarından, palto ise yine Londra'da Cem Evi'nin ikinci el standından hatıra! Kırmızı ve bordu renk boyunlu kazakları Zonguldak pazarından, siyah deri yeleği de tiyatrosever bir esnaftan satın aldım. Kasket ve fötr şapkayı oğlum Almanya'dan getirdi. Ayakkabıyı ise ağabeyim hediye etti.
"Anadoluyum Ben Ahmed Arif" ile ilk Didim'de sahneye çıktım. Masa, ahşap portmanto, koltuk ve iki sandalyeyi valize sığdırmanın imkanı olmadığı için Evrensel Gazetesi ile dayanışma adına sahnelediğim oyunda yine dayanışma ile toparladım ve çok mutlu oldum. Çünkü sahnenin kurulmasında da büyük bir dayanışma yaşadım. Arkadaşlar örgütlülüğün güzelliği ile cafe, lokanta, parti binası... Bütün sahne dekorunu tamamladılar. Işık - Efekt için de genç bir arkadaşla yarım saatlik bir akış provası aldık, oyun hazır oldu.
Aynı örgütlülük İzmir - Çiğli ve Denizli'de de pekişti. Şair elinde valiz, mapusa - sürgüne değil; Şiirlerine, yaşam öyküsüne hasret tiyatro seyircisine gidiyordu...
İki gün önce Tüketici Hakları Derneğinin desteği ile aziz şehrim Zonguldak'da sahnedeydi "Anadoluyum Ben Ahmed Arif"
Oyuncu olarak, oyun öncesi hem büyük bir panik hem de dayanışmanın en güzelini yaşadım. Hoş bir anı olarak kalacak bende! Anlatayım sevgili dostlar;
Sahne arkasında son hazırlıklar, kulisdeyim. Ağabeyimin hediyesi ayakkabı ayağımı biraz sıktığından, sonra giyeceğim nasıl olsa, diye normal tempodayım. Oyunun başlamasına yarım saat kala ayakkabımı da giyeyim, dedim. AA.. Ayakkabı yok! Çantalar, torbalar... Ara ara yok! Bir telaş. Kostümleri sevgili eşim ütüleyip, askılığa asmıştı. Salondaydı, telefonla aradım. "Listeye bakarak ne varsa, sen koydun çantalara" dedi. Fırtına gibi her şeyi bir kez daha kolaçan ettim. Yok yok yok!.. Hemen palto ve beremi giydim. Hızla salonun dış kapısına çıktım. Çaktırmadan oyunu izlemeye gelen erkeklerin ayaklarına bakmaya başladım. Hava güzel olduğundan çoğu kişi spor ayakkabı giymişti benim gibi. Belediye Kültür Merkezi binasına çıktım. 42 numara uygun bir ayakkabı bulamadım. Son dakikalar... Yeni bir çift ayakkabı satın almak için 200 metre ilerde bir arkadaşın dükkanına gitmeye karar verdim. Bu arada oyuna gelenlerle de hızla selamlaşıp geçişiyoruz. Baktım, Susma Gazetesi sahibi ve genel yayın yönetmeni Bahattin Arı geliyor karşıdan. Yanında sevgili ağabeyisi Ali. Biliyorum, Bahattin'in ayakkabı numarası büyük. Ali'nin ayakkabıları Ahmed Arif için uygundu. Sordum "ayakkabı numaran kaç" diye. "42" deyince, bir sevindim ki sormayın. Hemen salona geçtik, ayakkabıları değiştirdik. Ve oyun!
Zonguldak'da gazeteci dostlar sağolsunlar. Oyun için portmanto ve koltuğu da Özgür Halkın Sesi Gazetesi sahibi ve genel yayın yönetmeni Mustafa Özdemir vermişti.
Oyun bitti. Çok güzel olumlu görüşler aldım. Emanet ayakkabıyı Ali'ye, diğer eşyaları yerlerine teslim ettim. Emekli madenci arkadaşım fotoğraf sanatçısı sevgili Alaaddin Kara gece bizi otomobili ile eve bıraktı. Evde eşyaları elden geçirirken şairin ayakkabıları yedek olarak aldığım siyah perdelerin arasından çıkmaz mı! Sevgili karımla buna çok güldük tabi ki! Bu da bana ders oldu.
Ahmed Arif'in ahşap valizi dizeleri ve anıları ile dolu her zaman her yerde dayanışma yaratmaya devam edecek.
"Öyle yıkma kendini / Öyle mahzun öyle garip..."
Sevgiyle!























