Üniversite yıllarında İstanbul'un gecekondu mahallelerinde gazete satışı yaparken veya evlerini yıktırmamak için direnen mahalle halkı ile dayanışmada sokak tiyatrosu yapan arkadaşlarla müzikli kısa oyunlar oynardık. Basit dekor ve kostüm, abartılı makyajla meydanda devinirken gündeme ilişkin ajitasyonu yüksek sloganlar haykırıp, halkı da koroya katardık. Aklımda kalan sloganlardan biri - ki hep aklımızda - şöyle; "Zam zam zam ucuzluk ne zaman zam zam zam"
Zengin kafiye oluşturan fakat emekçi halka yıllardır katlamalı yoksulluk dayatan bu slogan, iktidarın yüksek istişareleri ile gözümüzün gördüğü elimizin değdiği her şeye fazlasıyla uyar oldu.
1980 faşist cunta sonrası uygulamaya geçen 24 Ocak Kararları sonrası Yılmaz Onay'ın yazdığı "Bu Zamlar Bana Karşı" adlı oyun ülkedeki bu zam furyasının gösterimi olarak meydanların, tiyatro sahnelerimizin bir miladı oldu, diyebiliriz.
"Emekçiler hayatlarında olduğu gibi sanatlarında da gerçekçidirler" görüşünü işçi tiyatrosu üstüne yaptığı tüm çalışmalarında ortaya koyan Onay, işçi sınıfı mücadelesi adına sanat alanında gösterilen çabaların küçük burjuva çerçevesi içinde kaldığı müddetçe gerçek işlevine kavuşamayacağını
vurgular ve gerçekçiliğin bir akım değil tutum olduğunu savunur.
13 Şubat 1987 tarihli Cumhuriyet gazetesinde "Bu Zamlar Bana Karşı" için Ayşegül Yüksel'in "Acılı kahkahalı zam serüveni" başlıklı yazısında, oyunun Yılmaz Onay tarafından "içi boş güldürülere kabare adının verilmesine bir tepki olduğu 'tersine kabare' olarak, kaleme aldığı ifadesini okuruz.
"Bu Zamlar Bana Karşı"da olaylar; zamlardan, işsizlikten, terör ortamından bunalan memur Arif ve onun çevresindeki kişilerle bağlantılı episotlarla gelişir. Özellikle Bertold Brecht'den yaptığı çevirilerle Brecht'e yakın bir yazar ve yönetmen olarak epik oyunlar sahnelemekte usta Onay'ı ölüm yıl dönümünde (1937 - 9 Ocak 2018) saygı ile anarken, gündeme ilişkin acil sahnenin sokak olduğu ve bunun gerçek tutumumuz olduğunu inatla gösterelim.























