Batıkaradeniz Çevre Gönüllüleri Platformu olarak toplantılarımızı sıklaştırdık. İktidarın "beşli çete ile son voliyi nasıl vuralım? Yandaşlarımıza altın tepside daha neler sunalım? Elde avuçta ne kaldıysa, akbabalarımıza nasıl boca edelim?" Hesabı yaptığı ve çoğunu da uygulamaya geçirdiği bu ferfecirli süreçte...Böylesi toplantıların sıklığı ve eylemlilik şart oldu.
Çevre konusunda ciğerlerimiz pütür pütür, bağırsaklarımız paramparça, nefesimiz tıknefes olsa da; Neyse ki, beynimiz dumura uğramış değil! Evet, beynimiz olaylara, yaşananlara hakim ve tıkır tıkır işliyor... Ortak kararlar almamız için tüm işlevselliği ile tepemizde!
Şimdi, tepemizdekinin alacağı kararlara göre mücadele planımızı yapalım. "Tepemizdeki" deyince, bunu iktidar veya yöneticiler diye algılamayın lütfen. Çünkü onların senin benim adına, halk adına düşünüp uygulayacağı bir şey yok. Tam tersi onlar kanunları, yasaları, yönetmelikleri her şeyi hep sermaye çarkının nasıl döneceği üzerine uyguluyor.
Pütür pütürüz, paramparça ve tıknefesiz ya! Bazen dumanı görüyor partikülü farfetmiyoruz ya! Dayatmalarımızla bazen ilgili bakanlık belli belirsiz yerlere toz ölçüm istasyonları kuruyor ya! Biz de PM değerleri kontrol altında" diye düşünüyoruz ya! Heyhat!
Son toplantıda sorunlara ilişkin sık sık mecliste soru - araştırma önergesi verdiğini belirten bölge milletvekili Eylem Ertuğrul ilginç bir yaşanmışlık örneği verdi, toplantıda.
Sayın Ertuğrul'un bir arkadaşının iş yerine yakın bir yere bakanlığa bağlı birimler toz ölçüm istasyonu kuruyor. Elektrik bağlantısını da arkadaşının iş yerinden yapıyorlar. Görevliler ara sıra kontrole geleceklerini söylüyorlar. Gel zaman git zaman uğrayan eden olmuyor. Üç yıl kadar sonra iş yeri sahibi merak edip, istasyon dolabını kırdırıp açtırıyor. Bakıyorlar ki, dolabın içi boş. Fıs fıs!!
Büyük bir aldatmacanın, yalanın, üçkağıtçılığın bizzat bakanlık eliyle yapıldığının göstergesi değil mi bu? Yazık!
Salim Çalık arkadaşımız Niğde Üniversitesinden bir akademisyenin de içinde bulunduğu bir araştırma grubunun son 50 yılda ülke genelinde çevre sorunları ile bağlantılı sağlık hizmetlerinde harcanan paranın 320 milyar Euro olduğunu verilerle ortaya koyduğunu belirtti. Yani bu para ile hemen hemen ülkenin tüm dış borcu ödeniyor!
İktidar çevre konusunda duyarlı olup, gerekli önlemleri alsa Eurolar devletin kasasından kalacak diye, düşünmek istiyor tepemiz. Güzel! Fakat böylesi bir düzende öyle düşünmemek gerektiği yönünde de "faş" yapıyor. Çünkü çarklar sağlık hizmetlerinde de sermayedarlar için dönüyor. Ciğerin, bağırsağın, cildin, memen, prostatın, miden... Her neremizden muzdaripsek... Euro, dolar, TL...Farketmez. Hepsi kodomanların kasasına akıyor. Dış borç katlanadursun, insanlar hastalansın, insanlar ölsün, doğa hunharca katledilsin... Umurunda mı şaşalı hayat süren yöneticilerin ve onların avanelerinin!
Muhtar konuşuyor; "Alaplı deresi boyunca bütün mahalle ve köylerin lağımı, atık suyu dereye akıyor. Dere suyu açılan kuyulardan pompalarla evlere basılıyor. Özel idareye bildirdik boşuna uğraşmayın, dediler"
Endüstri mühendisi anlatıyor; "Ereğli Organize Sanayi bölgesi köylerin yüzde 70'lik fındıklık alanını yok edecek, tarım bitecek. Mezarlıklarımız kaybolacak. İtiraz ettik, yeniden keşif yapılacak. Keşif bedeli 120 bin lira"
Çevre savunucusu arkadaş diyor ki; "Kandilli-Gökçeler'de kuvars maden havuzu patladı, şirket köylüyü kandırmış, mafyavari karşımıza dikildiler"
Zonguldak eski TEMA başkanı arkadaş "Çevre Mühendisleri Odası ile termik santrallerin hava ölçümleri konusunda ortak çalışma yaptık, insan sağlığına ve doğaya verdiği zararı raporlarla belgeledik, ilgili makamlara verdik. Bu uğraşı sürdürürken annemi kanser nedeniyle kaybettik" diyor, hüzünle...
İlk kez çevre ile ilgili bir toplantıya katıldığını belirten bir arkadaş "doğa yürüyüşleri yapıyorum. Grup olarak torbalar dolusu çöp topluyoruz. Herkes evinin önünü, çevresini temiz tutmalı. Buradan başlamalı. Fakat bilmediğimiz başka şeyler de varmış. Bunu da burada gördüm, öğrendim" diyerek, dayanışmaya omuz veriyor.
Sanatçı Murat Akbaş'ın bir grup gençle yaptığı Batıkaradeniz'de yaşanan çevre sorunlarını anlatan beste ve klip için basında çıkan haberler de irdelendi toplantıda. "Nefessiz Kaldık" paylaşıldı.
Avukat Yakup Okumuşoğlu toplantıya son noktayı koydu;
"Toplantılar yapıyoruz; HES, OSB, taşocakları...Halkı bilgilendirmek için... İdareye zırnık kadar güvenmiyorum. 20 yıldır devletin kendisi şirket ve bir şirketle mevzuat yaratıyor. İş başımıza gelince ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Yargı, hukuk, mahkeme hepsi boş. Adil bir hukuk düzeni yaratılmalı. Ancak böylece mahkemelerden medet umabiliriz. Anayasa Mahkemesi, HSK, mahkemeler... Adil bir yapı yok. Tek güvenebileceğimiz halk. Kendi hukukumuzu kendimiz yaratmak durumuna geldik. Jandarmanın karşısında duruş göstermeliyiz. Tek yapmamız gereken örgütlenmek. Gençliğe hitabe çok doğru yazılmış. Bir söz söyleme alanına ihtiyacımız var. Elimizde olanı kullanalım, sözümüzü söyleyelim. Bunu dediğimiz zaman özgürleşeceğiz. Yoksa evimize kapanıp kalacağız... Karşı dava açıldığında masrafları devlet ödesin. Ben bunun kararlığındayım. Her mahallede, her köyde bir sorumlumuz olmalı..."
Ve hep beraber ortak karara vardık... Muhtarlar aracılığı ile sorunlar üzerinden halkla bütünleşerek toplantılar yapmak. İki köyden başlayarak sonra daha geniş çeperde toparlanmak.
Avukat Okumuşoğlu HES'ne karşı Doğukaradeniz'de verilen ortak mücadelenin örneklerini de anlatarak, Batıkaradeniz'de de örgütlenmemiz gerektiginin önemini vurguladı. Kime karşı? Tepemizdekilere karşı! "Zırnık" kadar güvenmediğimiz iktidardakilere karşı. Neyle? Beyinle!























