Biziz geleceğin bekçileri,
kelimeleri kalkan, bilgiyi kılıç edenler;
gönülleri harmanlayıp
yarının ordusunu yetiştirenleriz.
Bu yüzden kutlamaya gerek yok bu günü;
çünkü bize madalya değil,
anlayış gerekir.
Biz alkışla değil,
hakça bir emekle değerleniriz.
Derler ki: “İki ay tatiliniz var"
Oysa bilmezler,
bir yıl boyunca içimize kazınan
sözleri, gözleri, acıları…
Her bir çocuğun derdi
omzumuzda bir dağdır;
biz o dağları her sabah
yüreğimizde taşırız.
Sen bir masanın ardında
kısa ömürlü işler üretirken,
biz bir çocuğun kalbine
sonsuzluğu işleriz.
Sen yorgunluğunla savaşırken,
biz karanlıkla savaşırız.
Biz, insanı yeniden inşa eden
sessiz mimarlarız.
Otobüste sana yer veren genç,
yarın seni iyileştirecek doktor,
şehri temiz tutan işçi,
vatana hizmet eden asker…
Hepsinin kalbine
bir damla ışık bırakan
bizim ellerimizdir.
Biz öğrettiğimiz harflerle
toplumun kaderini değiştiririz.
Bizi “Çok kazanıyor" sanırsanız!” ya...
Oysa bilmezsiniz ki
gecelerimiz başkasının çocuğunun
korkularıyla bölünür;
kendi gözyaşımızı saklayıp
başkasının gözyaşını sileriz.
Kendi evladınız büyürken
biz kırk evladın kaderine
nöbet tutarız.
Hiç dakikalar boyunca
susmuş bir kalbi konuşturmaya çalıştın mı?
Hiç isyanla bakan bir gence
sabırla umut vermeyi denedin mi?
Söylediğin her sözün
yarınlara kazındığını bilerek
hiç sorumluluk aldın mı?
Biz sınıfa her girdiğimizde
kırk yüreğin ortasında yürürüz;
kimi ateş, kimi buz, kimi sessiz çığlık…
Hepsine aynı yumuşaklıkla
dokunmaya çalışırız.
Bizim savaşımız,
görünmeyen bir cephededir.
Bizim zaferimiz,
bir çocuğun gözlerinde parlayan
tek bir ışıktır.
Ve hâlâ “yatarak kazanıyorsunuz” diyorsan,
gel!
Eğitime açılan o kapıyı
birlikte aralayalım.
Geç sen tahtanın önüne,
ben oturayım arka sıraya;
o kırk çift gözün
sana nasıl bir sessizlikle
hesap sorduğunu gör.
İşte o zaman anlayacaksın:
Öğretmen, bir meslek değil;
tarih boyunca süren
kutsal bir nöbettir.
Bir milletin alın yazısını
tek tek harflerle yazan
adsız kahramanların nöbeti…
Ve biz, o nöbetin karşılığında
“Öğretmenler Günü” kutlamasıyla değil,
yetiştirdiğimiz her insanla
çoktan onurlandırılmışız…
Not; Öğretmenleri bölmekten vazgeçin artık; Sözleşmeli, ücretli, kadrolu diyerek . Bunlar öğretilmedi size!
Öğretmenin emeğini etiketlere sığdırmak, bilgiyi sınıf kapısından içeri sokmadan daraltmaktır.
Aynı derse girip aynı sorumluluğu taşıyan insanların kaderini farklı kalemlerle yazmak; adaleti, vicdanı ve eğitimin ruhunu incitir.
Öğretmen tek bir addır:
Emeğiyle yoğrulan, sabaha kadar öğrencisinin geleceğini düşünen, kendi hayatından çalıp ülkenin yarınını inşa eden insan.
Statülerle değil, değeriyle anılır.
Sözleşmesiyle değil, yüreğiyle var olur.
Ücretiyle değil, nesillere bıraktığı iz ile ölçülür.
Eğer bir toplum öğretmenini bölüyorsa, aslında kendi geleceğini bölüyordur.
Bir öğretmenin kaderi diğerinden düşük değilse, bir öğrencinin hakkı da diğerinden eksik değildir.
Öğretmen tek ses olmalı, tek yürek olmalı;
Çünkü geleceği inşa eden eller arasında ayrım olmaz.
Ayrım yapanlarda ise öğrenilmemiş bir insanlık dersi kalır.
Gülden Işık























