---
*Kıyısını kaybetmiş kordonda denize giren çocuk ayakları yok
*Tedavülden kalkan havadar kamyonlarda sarı baretliler yok
*Kan terin doldurduğu kömür vagonlarının nefeslendiği lavuar yok
*Bacası kalmış kok fabrikasını, kuleleri ağlayan timsali gören yok.
*EKİ mensubu müşterisini tikeyle kuyrukta bekleten taş ekonoma yok
*Zamanın unutmadığı İhsaniye'deki ikiz yurtların mimarına saygı yok
*Asker dönüşü iş bulduğunu hatırlatan işçi müdürlüğü binası yok
*Denizin üstünde nice kırlaşan saçların duvağını açmış sürmen yok
*Manzara kesmeyen duruşuyla göze yerleşen hükümet konağı yok
"Milli bayramlarda bandoyla coşan marşların gurur meydanı yok
*Bir söze borç defterini açan esnafla, vefaya kefil olan müşteri yok
*Kenar çukurluğunda yağmura yol veren taşlı yolların serinliği yok
*Sokak aralarında macuncu, dondurmacı, hallaçcı, leblebici, eskici yok
*Ağaçta salıncak, istop, seksek, körebe, topaç, üçtaş, beştaş yok
*Camdan cama selam, şöyle bir uğradım, diyen habersiz misafir yok
*Bez torba, file, imece, çeşme başı, çardak altı sohbetleri yok
*Yağcı, kunduracı, sütçü, yoğurtçu, kilimci, nalbant, yorgancı, katırcı yok
*Erik çalmaya, kızak kaymaya, yer vermeye, bir merhabaya heves yok
*Tünelarkası, hasırarkası, inağzı, kilimli, çatalağzı sahilleri yok
*Köprüaltı, yenimelek, gürol, konak, zevk, belediye, yayla sinemaları yok
*Üzülmez'de, Kozlu Kılıç'taki EKİ izleri bir bir siliniyor.
*Kırılası eller Fevkâni'yi de yoklara karıştırdı.
*Bunların varlığını yaşayıp da özlemeyen var mı acep ?
O yok, bu yok !
O yok edenler de keşke olmasa; Uzak bakışlara, geceye kaldı güzellikler.
Gülden IŞIK























