İzlediğimiz hikayelerin içindeyiz şimdi; dökülen dişler, ağrıyan dizler, ağaran saçlar ve özlemenin kucağında son nefese daha bir yakınlaşmayla.
Başkalarının acısına yanarken yakınlarımıza ateş düşer oluyor artık. Çabuk gelsin dediğimiz yıllar göz açıp kapayasıya geçip gitti çoktan.
Gelecek günlerin güzel olması hayaliyle erdiğimiz bugünler, geçmişi aratarak geçti hem de. Belki de o yüzden gözümüz hep arkada kalacak gibi.
Daha duyarlı, daha bilinçli, daha sesli olmanın yanında, tam tersi bir durumla daha vurdumduymaz, önyargılı, sinirli, düşüncesiz olmamız da olabiliyor. Kendi adıma söylersem; iyi tarafa bulaştığımı sanıyorum. Daha da ötesinde daha hoşgörülü, daha kolay af etmek durumu da var. Ve sanat aşkına sarılmak da geçlerime kaldı. (Daha erken olaydı keşke)
Günlük yaşayışın içinde acı, öfke, endişe, hayal kırıklığı ve nefretin olabildiğince ağır basar olması yanında bir gülüşe, bir selâma, bir anışa sevinmek, bir sabaha daha sağlıkla uyanmak da kıymete biner oldu. Yanlış olanı yermek kadar, (öyle kolay çoğalıyor ki) doğruyu alkışlamak da bu yaşta daha kıymetli; daha özgürce ve korkusuzca.
Alışkanlıklarımız yerini oluruna bırakırken, anıların yakamızı bırakmaması da ayrı bir konu... Yapacaklarımız, yapmak istediklerimiz, bir yere yetişme telaşı içinde hep. Görmeyi umduğumuz diyarlar birinin, "hadi" demesini halâ niye bekler; anlamış değiliz. Velhasılıkelam geçmiş, gelecek yılları sevmek durumundayız ki umudumuz tükenmesin. Sağlık ve huzurla nice yeni yıllara erelim inşallah! Barış ve adaletle... İstemek Allah'ın emri. Ve yaşamak güzel!























