Yargı organları tarafından verilen mutlak butlan kararı Cumhuriyet Halk Partisi bünyesinde gerilimi tırmandırırken, mevcut kriz soyut bir yetki tartışması olmaktan çıkarak fiziki bir bölünmeye dönüşmektedir. Bu kurumsal kırılmanın en radikal sembolü 3o Mayıs günü aynı tarih ve aynı saatte iki farklı odakta organize edilen paralel bayramlaşma çağrıları olarak karşımıza çıkmaktadır. Eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun partilileri Genel Merkez binasına davet etmesine karşılık, delege iradesini ve seçilmişliğini öne süren Özgür Özel'in Ankara İl Başkanlığı binasında ayrı bir program düzenlemesi kurumsal bütünlüğün hangi aşamada olduğunu göstermesi açısından oldukça manidardır. Aynı kentte ve aynı zaman diliminde gerçekleşen bu ikili çağrı bir geleneği tekrarlamak yerine, örgüt tabanının hangi liderliği meşru kabul edeceğini ölçen kontrolsüz bir sadakat testine dönüşmektedir.
Karşılıklı hamlelerle büyüyen bu siyasi düello, parti içi tartışmaları geleneksel uzlaşı zemininden kopararak tehlikeli bir örgütsel kast sistemine sürükleme potansiyeli taşımaktadır. İl teşkilatları, ilçe başkanlıkları, belediye başkanları ve milletvekilleri iki taraftan birini seçmeye zorlandıkça kurumsal işleyişte derin yarıklar oluşacaktır. Kuşkusuz bu mekânsal ayrışma zamanla tarafların birbirini tamamen gayrimeşru ilan ettiği ve yatay iletişimin bütünüyle felç olduğu kronik bir kutuplaşmayı beraberinde getirecektir. İletişim kanallarının kapanması ve parti içi her türlü bağların kopması, her iki tarafın da alacağı kararları “ hükümsüz” sayma manevraları nereye kadar sürecek, işte orası en büyük bilinmeyen!
Kılıçdaoğlu, kaybettiği kurultaya dair başlangıçta “ hayırlı olsun “ demekten başka bir şey yapmadı. Ancak, bir büyük akıl ile birlikte Ankara ve İstanbul’da ofisler açıldı. Buradan verdiği mesajlarla birlikte parti ile bağlantıyı koparmamaya çalışarak “ her zaman bir seçenek olarak “ kalmaya çalıştığını gösterdi. Bununla birlikte kaybettiği kurultayda Özgür Özel’i destekleyen Ekrem İmamoğlu dâhil tutuklu belediye başkanlarını, bugün kendisine muhalif olan milletvekilleri aracılığıyla ziyaret etmeyi sürdürdü. Hatay’da seçimi kaybeden CHP Büyükşehir Belediye Başkanı adayının 38. Kurultay ile söylediklerine sarılanlar, kurultayın iptali için açılan davadan “ iptal” kararı çıkacağını ilan etmeye başladılar. Bu kuşkulara dayanarak düzenlenen iki kurultaya rağmen “ mutlak butlanı” engelleyemediler. Çünkü karar çok önceden verilmiş, sonrasına dair gelecek için pazarlıkların sonucu bekleniyordu.
Özgür Özel ise her hafta biri İstanbul’da diğeri Anadolunun herhangi bir ilinde düzenlediği mitingler ile belediyelere yapılan operasyonla karşı partiyi anlatmaya, halkı yanına almaya çalıştı. Bunu büyük ölçüde başardı da. Ancak senaryo baştan yazılmış ve egemenler için her şey tıkır tıkır işliyordu. Her hafta bir belediye başkanı neredeyse sülalesi ile birlikte gözaltına alınıyor, tutuklanıyordu. Kılıçdaroğlu, mahkemenin sürekli açıklamayı ertelediği “ mutlak butlan “ kararı noktasında yandaş medyada çıkan haberlere rağmen yeterli güvence alamamış olmalı ki kurultay hakkında konuşmuyor, çok sıkıştığında “ partiyi mahkemelerden kurtarmak için arınmak gerektiği” gibi yandaş medyaya bol malzeme vermekten geri durmuyordu. Sonuç olarak mahkemenin “mutlak kararı “ ile genel başkan (!) oldu. Oysa 38. Kurultay ve akabinde yapılan iki kurultayda genel başkan seçilen bir Özgür Özel vardı. Partiyi yılların genel merkez duvarlarına sıkışmışlığından sokaklara taşıyan, düzenlediği her mitingte tarihsel kalabalıklarla buluşan bir “ yaramaz çocuk”. Genç, dinamik, örgütü harekete geçiren, her türlü saldırıya karşı bir türlü bir kalıba sokulamayan biri… Diğer yandan Kemal Kılıçdaroğlu, Amerika gezisinde gazetecileri atlatarak Türgen Vakfı binası önünde açıklama yapmak üzere ortadan kaybolduğu 7/8 saatlik süreyi “ nereye gitti, kimlerle konuştu, acaba hangi düşünce kuruluşlarına mülakat verdi “ korkuları ile sorgulayan yandaş basını da yanına alarak görevine (!) başladı.
Biz yine dönelim 30 Mayıs ve sonrasına; gelişmelerin idari boyutu incelendiğinde, ortaya çıkan çift başlılık durumunun yakın vadede bürokratik ve hukuki bir kilitlenmeye yol açması kaçınılmaz görünmektedir. Resmi imza yetkilerinin kimde olduğu, banka hesaplarının kontrolü ve Yüksek Seçim Kurulu nezdindeki yasal temsil hakları gibi teknik konular partiyi tamamen işlevsiz bırakabilecek birer kriz başlığıdır. Genel Merkez yönetimi ile yerel teşkilat binaları arasındaki emir komuta zinciri zedelendiğinde, kurumsal işleyiş hukuken de meşruiyet zeminini kaybedecektir. Kendi içindeki yönetsel mutabakatı ve idari bütünlüğü koruyamayan bir yapının, toplumsal düzeyde çözümler üretebileceğine dair seçmen kitlesini ikna etmesi sosyolojik olarak imkânsız hale gelmektedir. Zaten “ Mutlak Butlan “ kararının amacı da budur. Sonuç olarak, 30 Mayıs’ta kim daha çok kalabalık toplayacak yarışı yerine Kılıçdaroğlu’nun hiç bir bahaneye sarılmadan derhal kurultay kararı alması ilk adım olacaktır. Çünkü partinin geleceği ve Kılıçdaroğlu isminin yazılacağı tarihsel alanın belirlemesi buradan geçiyor. Her gününüzün bayram tadında geçmesini dilerim.

























