Siyasette imaj, yaşanır gerçekliğin çoğunlukla önüne geçer. Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2008-2009 yıllarında Dengir Mir Mehmet Fırat ve Melih Gökçek ile çıktığı canlı yayın düelloları, Türk halkının hafızasına "dosya açan, yolsuzlukları belgeleyen, sakin ama kararlı bürokrat" imajını kazıdı. Bu süreç, toplumun o dönemki "temiz siyaset" ve "halkçı Gandi" arayışına Bülent Ecevit benzetmeleriyle kusursuz bir yanıttı. Ancak buradaki soru işareti, "Bu imajın organik bir liderlik yürüyüşü mü, yoksa yapısal bir tasarım mı?" olduğudur.
Deniz Baykal’ın 2010 yılındaki kaset komplosuyla ani ve travmatik gidişi, CHP’de ve genel olarak muhalefette büyük bir boşluk yarattı. O dönem kamuoyunun yaklaşımı , yolsuzluk dosyalarıyla parlatılmış Kılıçdaroğlu ismine zaten ikna edilmiş durumdaydı. Baykal’ın gidişinin hemen ardından, tek seçenek olarak koltuğa oturması, benim için bir "tasarım" şüphesini doğurmuştur.
Dürüstlük, bir lider için muazzam bir ahlaki sermayedir ancak tek başına iktidar getirmeye yetmez. Siyaset aynı zamanda bir güç, karizma, kitleleri mobilize etme ve egemen aygıtla baş edebilme sanatıdır. Kılıçdaroğlu’nun "dürüstlük" sermayesi, zaman içerisinde muhalefeti bir arada tutan bir "yapıştırıcı" olarak kullanıldı ancak bu esnada liderlik vizyonunun ve kurumsal gücün zayıflaması gözden kaçırıldı veya kaçırılması istendi.
Ankara’dan İstanbul’a kadar yüzlerce kilometre yolu yürüyen bir insanın yarattığı enerji, Cumhuriyet tarihinin en büyük sivil itaatsizlik eylemlerinden biriydi. Maltepe’deki o devasa miting, iktidarın meşruiyet zeminini sarsabilecek, yeni bir toplumsal sözleşme dayatabilecek güçteydi. Ancak o gün orada yaşanan "kısa bir metin okunma sonrası dağılma" talimatı, kitlesel coşkunun yarınlara aktarımını engelleyen bir gaz alma görevi gördü.
Dünyanın her yerinde egemenler , kontrol edilemeyen kitlesel hareketlerden korkarlar. Ülkemizde özellikle Gezi Parkı deneyiminden sonra bu tür alan etkinlikleri egemenleri korkutmaya devam etmektedir. 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasının yasaklanmasını da bu yönde değerlendirmek gerekir. Bu nedenle Maltepe Mitinginde muhalefet liderliğinin, eylemin kontrolden çıkıp bir "rejim krizine" dönüşmesinden korkarak sistemle zımni bir uzlaşıya varmış olması güçlü bir ihtimaldir.
Sonrasında tüm anketlerin, ekonomik krizin ve toplumsal bıkkınlığın muhalefeti işaret ettiği bir dönemde, 6'lı Masa'da yaşanan "adaylık krizi", masanın devrilip tekrar kurulması ve en az kabul gören adayın dayatılması sıradan bir "strateji hatası" ile açıklanamaz. Toplumsal rüzgar bu kadar güçlü esiyorken, seçimin adeta iktidara hediye edilmesi, muhalefetin yapısal olarak "kazanmamaya" veya "sistemi radikal şekilde değiştirmemeye" programlandığı şüphesini doğurmaktadır.
CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu’nun gidip yerine Özgür Özel’in gelmesi veya vitrinin yenilenmesi, partinin yapısal kodlarını değiştirmediği sürece anlamsız birer kozmetik müdahaledir. İktidarın sürekli CHP’ li belediyeler eliyle partiyi yıpratmaya çalışması kendi imajını düzeltmese bile CHP’nin bir arada olmasının önüne geçen manevralardır.
Kayıkçı Kavgası :
Danışıklı dövüş anlamına gelen bu tabir, siyasette tabanın enerjisini emen, onları meşgul eden ama statükoyu asla değiştirmeyen iç mücadeleleri tanımlar. Eğer partideki kavga, "Ülkeyi nasıl kurtaracağız ve iktidarı nasıl değiştireceğiz ?" kavgası değil de; "Belediye meclis üyelerini kim seçecek, kurultay delegelerini kim kontrol edecek, koltukta kim oturacak?" kavgasıysa, bu bir kayıkçı kavgasıdır.
Türkiye’de muhalefet yapmak, belirli bir güvence ve konfor alanı sağlar. Ana muhalefet partisi olarak kalmak; hazine yardımı almak, kazanılan büyükşehir belediyelerinin bütçelerini yönetmek, milletvekili koltuklarını korumak demektir. İktidar olmak ise büyük riskler almayı, devletin içinde kastlaşmış yapıyla karşıya gelmeyi ve devasa sorumluluklar yüklenmeyi gerektirir. Öncelikle iktidar olmayı düşünen bir partinin iktidar olmanın getireceği risklerden kaçınmak yerine , muhalefette kalmanın getirdiği güvenli limana sığınma zihniyetinden kurtulması gerekir.
Arınmaya Nereden Başlamalı?
Gerçek bir arınma ve liderlik; hukuki operasyonlara, haksız davalara, belediyelere atanan kayyımlara veya halkın iradesinin gasp edilmesine karşı sadece kurumsal basın açıklamaları yapmakla kalmadığı gibi milletvekilliği, grup başkanvekilliği, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı ve cumhurbaşkanı adayı olduğu partinin ertelenen duruşmalarından “mutlak butlan” kararı çıkmasını bekleyen kişilerden arınmakla başlar. Gerçek arınma , kişilerin peşinde bir yer tutup gelecekte “ nerede olabilirim beklentisi “ yerine ilkelerine sahip çıkılacak bir parti ile sonuna kadar yürümekle , sokaktaki insanın iradesine sahip çıkarak, bedel ödemeyi göze almak , hukukun üstünlüğünü "ne pahasına olursa olsun" savunmakla olur.
Sorun sadece Kemal Kılıçdaroğlu’nun şahsı, hataları, gidişi veya “arınma” talepleri değildir. Asıl sorun; muhalefeti iktidar alternatifi bir güç merkezi olarak değil, sistemin devamını sağlayan ve toplumsal öfkeyi pasifize eden “gaz alma aracı olmaktan” çıkarmaktır. Eğer CHP ve muhalefet bloğunda gerçek bir arınma yaşanacaksa; bu ancak makam odalarında delege hesabı yapan, risk almaktan korkan, sokağın sesini sadece seçimden seçime hatırlayan ve kaybetmeyi bir yaşam biçimi haline getiren bu "konforlu zihniyetin" tamamen tasfiye edilmesiyle mümkündür. Aksi takdirde, Maltepe Meydanı'nda adalet arayan o milyonların inancı kalıcı olarak zedelenecek ve toplumda derin bir siyasi umutsuzluk dalgası egemen olacaktır

























