Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ve siyasi partilerin kurumsal mevzuatları, parlamento gruplarının nasıl yönetileceğini açık ve net hükümlerle ortaya koyar. Bu sistemin en temel belirleyici dinamiği ise parti genel başkanının aynı zamanda bir milletvekili olup olmamasıdır. Eğer genel başkan parlamento üyesiyse, Meclis Grup Başkanlığı görevini de doğal olarak bizzat yürütür ve ayrıca bir seçime gerek duyulmaz. Ancak genel başkan milletvekili değilse, Meclis grubu kendi içinde toplanarak bir başkan seçmek zorundadır.
Yakın siyasi tarihimiz, bu hukuki kuralın kurumsal bir krizi aşmak için nasıl devreye girdiğine çok taze bir örnekle şahitlik etti. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 38. Olağan Kurultayı’nı "mutlak butlan" gerekçesiyle iptal etmesi ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu yeniden genel başkanlık makamına iade etmesinin ardından Meclis’te benzersiz bir tablo ortaya çıktı. Kılıçdaroğlu milletvekili olmadığı için parlamentodaki grubu yönetmesi hukuken imkansızdı. Bu kördüğümü çözmek adına, 23 Mayıs 2026 tarihinde Ankara’daki CHP Genel Merkezi binasında basına kapalı bir TBMM Grup Toplantısı gerçekleştirildi. Özgür Özel’in çağrısıyla toplanan ve 138 milletvekilinden 96’sının katıldığı bu tarihi oturumda, gizli oylama neticesinde 95 oy alan Özgür Özel yeniden ve ezici bir meşruiyetle CHP TBMM Grup Başkanı seçildi. Bu seçim tutanağı, TBMM Başkanlığı tarafından da resmen kabul edilerek hukuki güvence altına alındı.
Buraya kadar anlatılanlar, hukukun, teamüllerin ve yakın geçmişte bizzat yaşadıklarımızın yalın birer özeti. Ancak asıl hikaye, kuralların bittiği ve siyasi gerçekliğin başladığı o "yarınki" grup toplantısı salonunda yazılacak.
Mutlak butlan kararıyla CHP Genel Başkanlığı görevine dönen Kemal Kılıçdaroğlu'nun partinin yarınki grup toplantısına başkanlık edeceği duyuruldu ancak Kılıçdaroğlu’nun milletvekili olmamasından dolayı gruba başkanlık etmesi mümkün değildir. Mahkeme kararıyla atanan yönetimin parti sözcülüğüne getirdiği Müslim Sarı, Özgür Özel'in seçildiği grup başkanlığı seçiminin "usulsüz" olduğunu bu yüzden TBMM Başkanlığı tarafından iptal edileceğini söyleyerek yarınki ilk gerilimin işaret fişeğini atmış görünüyor.
Grup toplantı salonunun bir yanında sandıktan çıkan iradeyi, yani "seçilmişleri" destekleyen parti tabanı yer alırken; diğer yanda mahkeme kararlarına sırtını dayayan "butlancıları" ve muhtemelen ajite edilmiş, tabiri caizse "yevmiyeli taraftarları" göreceğiz. Eğer bu çevreler, aldıkları misyonun gereği olarak toplantı öncesinde bir provokasyona girişmezlerse, siyasi nezaket gereği süreç şöyle işleyecek: Grup Başkanı Özgür Özel, kürsüden yapacağı uzun ve kapsayıcı bir açılış konuşmasının ardından, Meclis dışındaki "genel başkanını" konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet edecek. Kılıçdaroğlu kürsüden kendi siyasi argümanlarını sunarken, salondaki organize sloganlarla desteklenecek ve konuşması bitince salondan ayrılacak.
"Eee, ne var bunda?" denebilir. Eğer buraya kadar salonda fiziki ya da sözlü bir kargaşa yaşanmamışsa, bu durum hiçbir sorun olmadığı anlamına gelmez. Aksine, olası bir sessizlik ancak ve ancak "seçilmişlerin destekçilerinin" tahriklere kapılmaması ve sağduyulu duruşu sayesinde mümkün olacaktır.
Çünkü madalyonun diğer yüzünde net bir gerçek duruyor: Siyasi muhatapları, her durumda bir kaos iklimi yaratmak isteyecektir. Meclis grubunda yaşanacak en ufak bir gerginlik ya da kavga görüntüsü, doğrudan grubu yönetmekle sorumlu olan Özgür Özel’in hanesine "yönetim zafiyeti" olarak yazılmak istenmektedir. Karşı tarafın asıl muradı ve hesabı da buradadır. Kendi genel merkezine polisin gaz bombalarıyla girmesine göz yuman ve bir zamanlar CHP çatısı altında siyaset yapan bazı isimlerin, son on gündür iktidar yanlısı medyada dolaşıma soktuğu asılsız iddialar ve yalanlar bu kirli stratejinin en net kanıtıdır.
Tarih ve siyaset vizyonu, günü geldiğinde adamın yüzüne bir tokat misali ; “Kurultay salonunda kaybetmişsin, sonuca zamanında itiraz etmemişsin, Yüksek Seçim Kurulu kimin kazandığını resmen tescillemiş... Şimdi ise tabandan gelen çığ gibi bir değişimin önünü kesmek adına kurulan siyasi tezgahların aparatı oluyorsun. Ayıptır.” Diye vurur.
Bu aşamada yapılması gereken tek bir şey vardır: Yarın hiçbir tahriğe, hiçbir provokasyona kapılmadan o grup toplantısını gerçekleştirmek ve sağlıklı bir şekilde sonuca erdirmek. Çünkü hamasi sloganların ve suni mahkeme kararlarının ötesinde, partinin gerçek iradesi ortadadır. Meclis grubu ve göreve çağrılan eski Parti Meclisi, Özgür Özel ile birlikte hareket etmektedir. Dahası, hakkında tedbir kararı bulunan İstanbul delegasyonu hariç tutulduğunda, bin civarında kurultay delegesi net bir şekilde yeniden sandık talep etmekte ve Özel’in arkasında durmaktadır.
Açıkça görülüyor ki, bu yargı eliyle yürütülen operasyonun arkasındakilerin partiyi yönetmek ya da iktidara taşımak gibi bir dertleri yoktur; onlar yalnızca kendilerini yönlendiren "sahiplerinin sesi" olmaya çalışmaktadırlar. Varsın, kendilerini muzaffer sansınlar. Anadolu’nun kadim bir irfanı vardır, derler ki: "İtle dalaşacağına, bükten (çalıdan) dolaş."
Bugün belki amaçladıkları hedefe giden yol biraz uzamış, süreç biraz karmaşıklaşmış olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki asıl sıkıntı "sesi çıkanlardan" değil, o sesin arkasındaki asıl odaklardandır.
Sabırla, akılla ve vakarla yürümeye devam edenler için elbet o gün gelecektir. Gün ola, harman gele…

























