Yirmi üç yıldır ülkenin başına çöreklenen ve alametifarikası yol yapmak olan iktidarın yerel temsilcilerinin, son dönemde, Zonguldaklılara verdiği -sözde- en büyük müjde, Zonguldak-Filyos yolu. Hızını çok bilmiyorum ama ortaya çıkan hafriyat dağlarından, oluşan toz bulutundan anlıyorum ki, bir çalışma var o güzergâhta. “Yol yapıyorum gayretkeşleri” sahilleri yok ediyor bu uğurda, orman arazilerinin üstünden buldozerlerle geçiyor, tarihi alanları hiç çekinmeden tarihten siliyor…
İktidar sözcüleri çok havalı oralarda, zaman zaman tünellere gidip kasıla kasıla nutuklar çekiyor. Nutuk olur da yalan olmaz mı? Evvel emirde, Bakan Adil Karaismailoğlu, “Kurucaşile-Cide yol projesinin önemli bir parçası” dediği Filyos-Çatalağzı yolunun 2024’de hizmete gireceğini söyledi mesela. 2025 bitiyor, çalışma hangi aşamada tam bilmiyorum ama denen yerde olmadığı bir gerçek. Yalan siyasetin geçer akçesi olunca, söyleyen utanmıyor, dinleyen de hatırlatma gereği bile duymuyor bizim ülkede...
YOK ETTİĞİNİZ SAHİLLERİN, GERİ DÖNDÜRÜLEMEZ ŞEKİLDE TAHRİP ETTİĞİNİZ TARIM ALANLARININ BEDELİ NE KADAR PEKİ?
Aslında başka bir şeye değineceğim ama sırası gelmişken şunu da söyleyeyim bari. İnağzı’nda, Kilimli’de olduğu gibi sahilleri, Filyos’taki gibi tarım arazilerini, ormanları, tarihi alanları yok eden o projeyle Zonguldak’tan 16 dakikada Filyos’a varılacakmış, ciddi ekonomik fayda sağlanacakmış böylece. Gerine gerine söyleyen zevata sormak isterim: “Geri döndürülemez şekilde tahrip ettiğiniz tarım alanlarının, yok ettiğiniz sahillerin bedeli ne kadar peki?” Hiç hesap ettiniz mi bu maliyeti?
Sorun şu ki, 16 dakikada gideceğimiz yere 26, hatta 36 dakikada gitsek kıyamet kopmaz ülkede. Ama gözü dönmüş siyasetçilerin doğa düşmanı politikaları yüzünden her gün bir başka kıyamet kopuyor. Tanrım, nasıl bir paradoks bu: Sözde yaşamı kolaylaştıracak uygulamalar, bizi cehennem hayatına mahkûm ediyor. Lügatlerden çoktan çıkıp “eskimiş sözcük” sayılması gereken “açlık, kıtlık, kuraklık, susuzluk” gibi kavramlar, tam da bu yüzden, hayatın değişmez gerçeği olarak varlığını sürdürüyor…
FİLYOS’TA “GAVUR AMBARI” OLARAK BİLİNEN TARİHİ ALANIN, DAHA GEÇEN YILA KADAR EKİLİ TARIM ARAZİLERİNİN YERİNDE YERLER ESİYOR
Gelelim sadede: Fotoğraflar Kilimli, Çatalağzı ve Filyos’tan. Gidip kendi gözlerinizle görseniz çok daha iyi olur, kameranın görüş açısı fecaatin boyutunu sergileyecek gibi değil gerçekten. Kilimli sahilinde hafriyattan bir sur örüldü kentle denizin önüne. Çatalağzı’ndaysa yaşam alanlarının en ortalık yerinde kocaman bir hafriyat dağı var. Göbü’de tozdan durulmuyor. Filyos’ta “Gâvur Ambarı” olarak bilinen tarihi alanın, daha geçen yıla kadar ekili tarım arazilerinin yerinde yerler esiyor. Bu mu hizmet?
Geçenlerde Kilimli Halkevi bir basın açıklaması yaptı tünellerin önünde. Başkan Halit Bayraktar, “Neden toz ve gürültüyü önleyecek tedbirler alınmıyor” dedi. “Hafriyat Yönetmeliği açıkça tedbir alma yükümlülüğü getirirken, ÖDF firması neden önlem almadan çalışıyor? Belediye ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı neden denetim yapmıyor?” diye de sordu. Gazetelerin yazdığına göre, açıklamanın ardından sözde denetim yapılıp, yüklenici firma uyarıldı. Ama gelin görün ki, aynı tas, aynı hamam…
Sayın Vali, nutuk çeken Sayın AK Partili milletvekilleri, yönettikleri kent hafriyat çukuruna çevrilen Sayın Kilimli Kaymakamı ve Belediye Başkanı, Sayın Karayolları Bölge Müdürü, başta Çevre olmak üzere Sayın İl Müdürleri, yapılan tümüyle terk edilmesi gereken bir zihniyetin ürünü ama madem bir hizmet verilecek, illa bin türlü eziyet mi çektirilecek Zonguldaklılara? Bize hep, her şeyin en kötüsü mü layık görülecek? “Yapıyorum, derken yıkma” ilkelliğinden kurtulamayacak mıyız bir türlü? Kanuna, kurala uymamak, vatandaşı adamdan saymayıp doğayı talan etmek, değişmez yazgı olarak varlığını hep sürdürecek mi? Nedir bu rezalet Allah aşkına…





























