Uzun bir süredir görsel ve yazılı basında Çevre Düzeni Planı (ÇDP) kapsamında yapılan toplantılar yer alıyor. Zonguldak, Bartın ve Karabük’ü kapsayan bu planlama süreci, bölgenin geleceğini doğrudan etkileyecek nitelikte. Ancak tüm bu sürece rağmen Bartın Ticaret ve Sanayi Odası’ndan (TSO) tek bir açıklama, tek bir girişim, tek bir irade emaresi dahi görmek mümkün değil.
Oysa Çevre Düzeni Planı dediğimiz şey, sıradan bir teknik doküman değildir. Yatırım alanlarını belirler, sanayi ve ticaretin yönünü çizer, imar ve ruhsat süreçlerine rehberlik eder, lojistik ve altyapı kararlarını şekillendirir. Aynı zamanda çevresel ve hukuki riskleri azaltan, bölgesel kalkınmanın temel strateji belgesi niteliğindedir.
Bartın TSO açısından bakıldığında ise ÇDP’nin önemi daha da nettir:
OSB ve sanayi alanlarının nerede kurulacağı bu planla belirlenir.
Yatırım planlamasındaki belirsizlikler bu planla azalır.
Tarım, turizm ve hizmet sektörleri arasındaki denge bu planla kurulur.
Kısacası ilin kalkınma stratejisi bu planla somutlaşır.
Hal böyleyken, Bartın’ın en büyük STK’larından biri olan Bartın TSO’nun bu sürece seyirci kalması kabul edilebilir değildir.
Bu nedenle vatandaşlık hakkımı kullanarak, 24 Kasım 2025 tarihinde Bartın TSO’nun resmî e-posta adresine bir başvuru gönderdim. Ne yazık ki aradan geçen zamana rağmen tek satır dahi yanıt alamadım.
Bu sessizliğin iki olası açıklaması var.
Birincisi; Bartın TSO’da gelen başvuruların ilgili birimlere iletilmesi Genel Sekreterin görev alanındadır. Gönderdiğim e-posta yok sayılmış olabilir. Hani devekuşu kafasını kuma gömdüğünde kendisinin görülmediğini zanneder ya; belki de e-posta görülmeyince yok olacağını zannetmiştir.
İkinci ihtimal ise daha vahimdir. E-posta Yönetim Kuruluna sunulmuş, ancak yanıt verilmesine gerek duyulmamış olabilir. Oysa bu aşamada Genel Sekreterin, yürürlükteki mevzuatı hatırlatarak başvurunun yanıtlanmasının zorunlu olduğunu söylemesi gerekirdi. Çünkü Genel Sekreter tam da bunun için vardır: mevzuata hâkim olmak ve kurumsal işleyişi işletmek için.
Gönderdiğim yazının içeriği de son derece açıktı.
1 No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102. maddesi kapsamında yürütülen ve plan dönemi dolmuş olan Zonguldak-Bartın-Karabük Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planının revizyon sürecinin başladığını hatırlattım.
Sözleşmenin 18 Temmuz 2025’te imzalandığını, planın dört etapta hazırlanacağını ve bir yıl içinde tamamlanmasının hedeflendiğini belirttim.
En önemlisi şunu vurguladım:
1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı bir ilin anayasasıdır.
Bu plan hazırlanırken Bartın TSO’dan bilgi ve görüş talep edilmesi gerekir. Eğer talep edilmediyse, Bartın TSO’nun resen başvurması zorunludur. Bartın’ın en büyük STK’sı bu sürecin dışında bırakılamaz.
Zonguldak ve Karabük’teki TSO’lar ve STK’lar bu çalışmalara aktif biçimde katılırken, Bartın TSO’nun bu sessizliği düşündürücüdür. Genel Sekreter, diğer illerdeki TSO’larla temas kurup konuyu Yönetim Kurulunun gündemine taşıyabilirdi. Ama ne yazık ki kendilerine gelen bir e-postayı yanıtlamaya dahi tenezzül edilmemektedir.
Ben konuyu elimden geldiğince sade, açık ve anlaşılır biçimde anlattım. Dünya düz teorisini savunanların bile anlayabileceği açıklıkta yazdım. Çünkü mesele teknik olduğu kadar, Bartın’ın geleceğiyle de ilgilidir.
Bartın’daki tüm STK’ların bu sürece katılması gerekir. Ancak en büyük sorumluluk Bartın TSO’nundur. Bu sorumluluk yerine getirilmediği sürece eleştiri kaçınılmazdır.
Açık söylemek gerekirse, Bartın TSO Başkanı Sayın Halil Balık’ın mevcut kadro yapısıyla başarılı olma şansı ne yazık ki zayıf görünmektedir.
Bu arada, aynı başvuruyu bu kez CİMER üzerinden de Bartın TSO’ya iletilmesi talebiyle gönderdim. CİMER üzerinden gelen bir başvurunun görmezden gelinmesi mümkün değildir. Er ya da geç yanıt verilecektir. O yanıtı da kamuoyuyla paylaşacağım.
Bartın TSO devekuşu gibi kafasını kuma gömmeye devam ettikçe, ben de yazmaya devam edeceğim.
Bazen tarihten, bazen bugünden örnekler vereceğim.
Ama her seferinde, dünya düzdür diyenlerin bile anlayacağı bir dille yazacağım.























