“İmar açısından kurtarılmış bölge” ifadesi, siyasal anlamdaki “kurtarılmış bölge”yle karıştırılmamalı. Bu, imar hukuku ve belediyecilikte kullanılan teknik bir terimdir.
Genellikle üç bağlamda karşımıza çıkar:
1. Af ya da İmar Barışı sonrası meşrulaşan bölgeler,
2. Planlama sorumluluğu devralınan alanlar,
3. Afet veya kentsel dönüşüm sonrası yeniden düzenlenen bölgeler.
Ancak benim sözünü edeceğim yer, bu kategorilerin hiçbirine girmiyor. Çünkü burası, hiçbir mevzuatın işlemediği bir alan.
Evet, başlayalım…
Google Earth’ten alınmış iki görüntü var elimde: biri 2013’e, diğeri 2025’e ait. 2025 tarihli o görselde, bir anda ortaya çıkmış çok sayıda tesis görüyorsunuz. Burası, Tarım ve Orman Bakanlığı’na ait bir mesire ve piknik alanı. Uzun yıllar önce, şu anda Bartın İl Özel İdaresi Meclis Başkanı olan Sayın Turhan Kalaycı’ya müstecir olarak devredilmiş. Yapılaşma da işte o devirden sonra başlamış.
Önce geniş bir alandaki ağaçlar kesilmiş, şimdi “Dirhem Cafe” olarak bildiğimiz işletmenin kapalı alanı oluşturulmuş. Hemen yanına yarı açık bir bölüm eklenmiş. Ardından at çiftliği ve biniş alanı…
Derken bir STK “Macera Parkı” adlı bir projeyle BAKKA’dan destek alıyor. Tesadüf bu ya, park Dirhem Cafe’nin yanına kuruluyor.
Bir başka STK da Orta Asya’daki Türklerin otağlarından esinlenerek on bir küçük, bir büyük kıl çadır projesiyle yine BAKKA’dan destek alıyor. Ve tabii, bu çadırlar da aynı yere konumlandırılıyor.
Ama dikkat: Bu iki BAKKA destekli tesisin de belediyeden alınmış tek bir belgesi yok.
Oysa böyle bir proje uygulanırken şu sorular mutlaka sorulmalıydı:
Park alanının tapu ve mülkiyet durumu nedir?
Belediye ile herhangi bir ön başvuru ya da ruhsat süreci yürütülmüş mü?
Alan orman ya da milli park statüsünde mi?
Kullanılan ekipmanların sertifikaları ve bakım planları var mı?
İşletme sorumlusu, İSG belgeleri ve sigorta poliçeleri mevcut mu?
BAKKA sözleşmesi, destek şartlarına uygun mu?
Ne yazık ki Bartın Belediyesi bu soruların hiçbirini sormamış.
Aynı Bartın İl Özel İdaresi, Ulus Aşağıçerçi Köyü’ndeki Küre Dağ Evi Otel için mevzuatı işleterek tesisi hizmetten men etmişti. Çünkü yasa ne diyorsa onu uygulamıştı. Doğrusu da buydu.
Ama aynı yasalar Dirhem Cafe ve yanındaki projelere neden uygulanmadı? İşte asıl anlaşılmaz olan bu.
Bartın Belediyesi ya bu tesislerin işletilmesine izin verir, ya da vermez.
Ama görmezden gelemez.
BAKKA destekli tesislerin inşası sürerken, müstecir de işletmesini genişletmeye devam etmiş. Sünnet, nişan, düğün gibi organizasyonların yapılacağı yeni kapalı alanlar eklemiş.
Belediye ne yapmış? Mühürlemiş.
Ama mühürlemek yeterli olmuyor. Mührü söküp atmak zaten zor değil. Nitekim mühürlü alanlar hâlâ organizasyonlara ev sahipliği yapıyor. Çünkü herkes biliyor ki, yıkılmayacak.
Bunu görenler de “kurtarılmış bölgede” tesis kurma yarışına girmiş durumda. Bartınlı bir girişimci “Renkli Dev Kaydırak” kurmak için müstecirle anlaşmış. Tesis yapılırken belediye yine sessiz. Ama iş bitince mühür geliyor. Yönetim belli: Önce gözünü kapa, sonra mühürle.
Peki ya sonra?
Bir gün kıl çadırın içinde konuklar varken çadır çökerse?
Ya kaydıraktan kayan bir çocuk yaralanırsa?
Ya da Macera Parkı’ndaki bir ekipman arızalanırsa?
İşte o zaman kimse “ben görmedim” diyemeyecek.
Hesabı da o gün, o mühürleri “göstermelik” vuranlardan sorulacak.
Tüm bu tesisler faaliyetteyken, mühürlü yerler bile çalışıyorken, göz göre göre yapılan yeni tesislerin durdurulması gerçekten haksızlık.
Ama zaten burası “kurtarılmış bölge” değil mi?
Onu da görmezden gelin bari.

























