3 Kasım 2002 seçimlerine gidilen süreçte DSP Bartın İl Sekreterliği görevini yürütüyordum. Seçim öncesinde ve sonrasında yaşanan gelişmelere bizzat tanıklık ettim. Bartın'da bu sürecin nasıl ilerlediğini yaşayarak öğrendim.
18 Nisan 1999 genel seçimlerinde DSP, oyların %22'sini alarak birinci parti oldu. Ardından DSP, MHP ve ANAP ile birlikte uzun ömürlü bir koalisyon hükümeti kurdu.
Diğer tarafta ise, 1998 yılında Refah Partisinin kapatılmasının ardından kurulan Fazilet Partisi içinde farklı gelişmeler yaşanıyordu. Parti, "Gelenekçiler" ve "Yenilikçiler" olmak üzere iki gruba ayrılmıştı. Anayasa Mahkemesinin 22 Haziran 2001 tarihinde Fazilet Partisini laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu gerekçesiyle kapatmasının ardından Gelenekçiler, 20 Temmuz 2001'de Saadet Partisini; Yenilikçiler ise 14 Ağustos 2001'de Adalet ve Kalkınma Partisini kurdu.
Adalet ve Kalkınma Partisinin kurucular kurulu 74 kişiden oluşuyordu. Kurucuların tamamı Fazilet Partisi kökenli değildi; merkez sağdan, ANAP'tan, DYP'den ve bürokrasiden gelen isimler de yer alıyordu. Kendilerini Millî Görüş partisi olarak değil, "muhafazakâr demokrat" bir siyasi hareket olarak tanımladılar. Parti programında Avrupa Birliği üyelik sürecine destek, serbest piyasa ekonomisi, demokratik reformlar, insan hakları, hukuk devleti ve dini referanslardan ziyade çoğulcu demokrasi anlayışı öne çıkarıldı. Bu yaklaşım, Millî Görüş hareketinin klasik söyleminden belirgin biçimde farklı bir siyasi konumlanma olarak değerlendirildi. Üstelik bu başlıklar, 2001 yılına gelindiğinde toplumun en çok ihtiyaç duyduğu ve talep ettiği konular hâline gelmişti.
DSP öncülüğünde kurulan 57. Hükümet döneminde (1999-2002), DSP-MHP-ANAP koalisyonunun uygulamaları yoğun şekilde tartışıldı. "Hayata Dönüş" Operasyonu, F Tipi cezaevleri ve tecrit uygulamaları, RTÜK Yasası'ndaki değişiklikler, miting ve protestolara sert müdahaleler, öğrenci eylemlerine yönelik baskılar, "Memur KHK'sı" tartışmaları, OHAL ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin varlığı ile başörtüsü yasağı ve kamusal alan uygulamaları bu dönemin öne çıkan başlıklarıydı. Bu dönem, ekonomi ve güvenlik politikalarında devlet refleksinin ve askerî bürokrasinin sivil siyasete önemli ölçüde yön verdiği; bireysel hak ve özgürlüklerin ise güvenlik gerekçesiyle ikinci plana itildiği bir dönem olarak tarihe geçti.
Aynı dönemde enflasyonu düşürmek amacıyla IMF destekli "Döviz Çıpasına Dayalı Enflasyonu Düşürme Programı" uygulandı. Döviz kurunun artış hızı önceden belirlenerek enflasyonun kontrol altına alınması hedeflendi. Ancak cari açığın büyümesi ve yapısal reformların gecikmesi sisteme olan güveni sarstı. Zaten kırılgan olan ekonomi daha da hassas hâle geldi. Geniş halk kesimleri bu krizi en derinden hissetti. Ekonomik sıkıntılar arttıkça iktidara duyulan güven hızla azaldı ve insanlar yeni bir umut arayışına yöneldi. O dönemde bu umut, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden ayrılmak zorunda kalan ve hapis cezası alan Recep Tayyip Erdoğan ile arkadaşlarının kurduğu AK Parti oldu.
18 Nisan 1999 genel seçimleri ile 3 Kasım 2002 genel seçimleri arasındaki süreçte Yenilikçiler, ülke genelinde önemli bir destek gördü. Toplumun yaşadığı rahatsızlıklara tercüman oldular ve değişim talebini güçlü biçimde dile getirdiler.
18 Nisan 1999 genel seçimlerinde Bartın'da kullanılan 110.277 oyun 40.346'sını alan Cafer Tufan Yazıcıoğlu (DSP) ile 21.827 oy alan Zeki Çakan (ANAP) milletvekili seçildi. Aynı gün yapılan yerel seçimlerde ise Bartın Belediye Başkanlığına 6.744 oyla M. Rıza Yalçınkaya (DSP) seçildi.
Bu seçimlerin ardından yukarıda sıraladığım uygulamalar devam ettikçe dip dalgayı hissetmeye başlamıştım. Ancak DSP'de parti yöneticileri seçimle değil, atamayla göreve geldiği için arkanızda sizi seçen bir tabanın desteğini hissedemiyordunuz. Dolayısıyla partinizin üst yönetimine sesinizi duyurmanız da kolay olmuyordu.
1999-2001 yılları arasında TTK Amasra Müessesesinde yer altında çalışıyordum. İş yerimde Bartın'ın hemen her köyünden gelen işçi arkadaşlarım vardı. Onların günlük yaşamlarını ve siyasal tercihlerindeki değişimi yakından gözlemledim. Ancak bu değişim dışarıya yansımıyordu. Aralarında ANAP'lı, DYP'li, MHP'li, CHP'li ve Fazilet Partili arkadaşlar vardı. Daha düne kadar savundukları siyasi görüşlerden hızla uzaklaştıklarını hissetmemek mümkün değildi. En dikkat çekici olan ise Bartın'da 40.346 oy alarak birinci parti olan DSP'nin kendi üyelerinin bile tepkilerini içlerinde biriktirmeleriydi. Parti toplantılarında görünseler, partileri lehine tezahürat yapsalar bile içlerinde büyük bir kırgınlık vardı. Cafer Tufan Yazıcıoğlu'nun etrafında pervane olan parti büyüklerini ve muhtarları gördükçe zaman zaman "Acaba yanılıyor muyum?" diye kendimden şüphe ediyordum.
19 Şubat 2001'de Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Bülent Ecevit arasında yaşanan ve "Anayasa kitapçığı krizi" olarak anılan olayın ardından zaten kırılgan olan ekonomi büyük bir sarsıntı yaşadı. Güven kaybıyla birlikte Türk lirası hızla değer kaybetti. Çok sayıda banka Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredildi. Faiz oranları olağanüstü yükseldi, işsizlik ve enflasyon arttı, binlerce işletme kapandı.
Ekonomiyi toparlamak amacıyla Dünya Bankası Başkan Yardımcısı Kemal Derviş hükümete davet edildi. Hazırladığı "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" kapsamında bankacılık sistemi yeniden yapılandırıldı, IMF destekli reformlar başlatıldı ve kamu maliyesinde disiplin sağlanmaya çalışıldı. Bu program sonraki yıllarda ekonominin toparlanmasına önemli katkılar sağladı. Ancak kısa vadede uygulanan kemer sıkma politikaları nedeniyle hükümet üzerindeki siyasi baskıyı azaltmadı. Halk bu programın yükünü ağır biçimde hissetti ve bunun siyasi faturası DSP, ANAP ve MHP koalisyonuna kesildi.
2002 yılının ilk aylarında Bülent Ecevit'in sağlık sorunları yoğun biçimde gündeme geldi. Uzun süre hastanede kalması ve görevini etkin şekilde sürdüremediğine yönelik tartışmalar hem kamuoyunda hem de koalisyon ortakları arasında belirsizlik yarattı.
Temmuz 2002'de DSP'den büyük bir kopuş yaşandı ve İsmail Cem'in öncülüğünde Yeni Türkiye Partisi kuruldu. Ancak bu parti, Fazilet Partisinden ayrılan Yenilikçiler kadar toplumda umut oluşturamadı. Aksine seçmende hem kızgınlık hem de umutsuzluk yarattı.
Bu tepkinin büyüklüğünü fark edemeyen CHP Bartın milletvekili adayı Hasan Akyol bile DSP'nin Bartın'daki 40 bin oyunun en kötü ihtimalle 15 bin civarında kalacağını öngörüyordu. Oysa bu yanlış değerlendirme, seçimleri yaklaşık 600 oy farkla kaybetmesine neden oldu. Yılların siyasetçisi bile yaklaşan dip dalgayı görememişti. Seçmenden uzaklaştıkça siyasetçinin toplumsal değişimi görmesi zorlaşıyor. Daha da önemlisi, seçmen kendisini temsil etmek üzere seçtiği partiden ayrılan siyasetçileri çoğu zaman cezalandırıyor.
Nitekim 2002 seçimlerinde Cafer Tufan Yazıcıoğlu, Yeni Türkiye Partisi adayı olarak yalnızca 1.308 oy alabildi. Oysa bir önceki seçimde aldığı oy 40.346 idi. Hasan Akyol ise 1991 yılında DSP'den milletvekili seçilmiş, 1992 yılında partisinden ayrılarak CHP'ye geçmişti.
Seçmen, özellikle ekonomik krizlerin ardından yeni umutlara ve yeni söylemlere yöneliyor. Daha önce denediğini yeniden denemek istemiyor.
Geçmişte yaşadığımız bu süreci hatırlatarak, bugün içinde bulunduğumuz dönemle benzerlikler kurulmasını istedim. Bundan sonraki yazımı da bu benzerlikler üzerinden okursanız, bugün yükselen dip dalganın 2002'dekinden neden çok farklı olduğunu daha net göreceğinizi düşünüyorum.
Bir sonraki yazıda buluşmak üzere.

























