CHP Genel Merkezi, mutlak butlan kararından sonra Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve destekçileri tarafından güvenlik güçlerinin eşliğinde fiilen kontrol altına alındı. Her ne kadar bu durum yasal bir kararın uygulanması olarak değerlendirilse de CHP'lilerin büyük çoğunluğu tarafından bir işgal olarak görülmektedir.
Bu süreci yönetenler her türlü uygulamayı hayata geçirirken, nedense Olağanüstü Kurultay'a gitmeyi tercih etmiyorlar. Bunun yerine mevcut örgüt yöneticilerini görevden alıp yerlerine atamalar yapıyorlar.
Bartın İl Yönetimi de bu gelişmeler üzerine sosyal medyada aşağıdaki açıklamayı yaparak, bana göre daha en baştan yenilgiyi kabullenmiş oldu. Siz ne kadar direnirseniz direnin, karşınızda güvenlik güçlerini bulacaksınız. İşte bu nedenle böylesine sonuçsuz çıkışlar yerine farklı bir mücadele yöntemi tercih edilmelidir.
İşte o açıklama:
"CHP Bartın İl Başkanlığı, açıklamasında 'Sakın gelmeyin ve sakın örnek almayın' ifadeleriyle uyarıda bulunduklarını açıkladı. Açıklamanın devamında parti örgütüne ve kamuoyuna verilen mesajda, CHP'nin 'baba ocağı' olduğu ve bu yapının kimseye teslim edilmeyeceği belirtildi."
Oysa yapılması gereken binayı korumak değil, halkı korumaktır.
Bartın'da belki de ilk kez tüm CHP'liler ortak bir paydada buluştu. Butlan kararını reddederek Sayın Özgür Özel'in yanında yer aldılar. Başta milletvekilimiz, belediye başkanlarımız, il genel meclisi üyelerimiz, belediye meclisi üyelerimiz, ilçe ve belde başkanlarımız olmak üzere tüm CHP yöneticileri bu birlikteliğin içinde olduklarını kamuoyuna açıkladılar. Hatta geçmiş dönemlerde görev yapan CHP'li yöneticiler de yayımladıkları basın açıklamalarıyla bu birlikteliğe destek verdiler.
Ancak son günlerde Bartın CHP örgütü içerisinde, önceki dönemde Sayın Özgür Özel'in genel başkanlığını desteklediğini açıklayan bazı CHP'liler hakkında "yönetici olarak atanacaklar" yönünde söylentiler çıkarılmaktadır. Hakkında bu iddialar ortaya atılan kişiler ise kendi sosyal medya hesaplarından bunları açık ve net bir şekilde yalanlamışlardır.
Peki, bu söylentiler neden ortaya atılıyor?
Bartın CHP örgütünde yer alan bazı siyasi aktörlerin ve hatta toplumun bir kesiminin, mevcut sisteme, güç odaklarına ve hâkim ideolojiye karşı çıkmak yerine uyum sağlamayı tercih ettiği; çatışmadan, risk almaktan ve sorgulamaktan kaçındığı pasif bir siyasi anlayışın etkisi altında olduğu görülmektedir. Hâkim görüşler ve otoritenin kararları derinlemesine analiz edilmeden benimsenmekte; düzeni sarsacak çıkışlar yerine çoğunluğun görüşüne uyum sağlanmaktadır. Bunun temel nedeni ise statükoya entegre olma ve bireysel çıkarları riske atmama düşüncesidir.
Aslında yaşadığımız sorun, tek tek insanların ahlaki zaaflarından çok daha büyüktür. Bu durum, siyasetin giderek işlevsizleşmesinin ve kişiselleşmesinin bir sonucudur. Partiler programlarla değil kişilerle; ideolojiler fikirlerle değil kariyer hesaplarıyla, temsil ise halkın talepleriyle değil makamların sunduğu imkânlarla şekillenmeye başlamıştır.
Bu anlayış, insanları bir davanın, bir fikrin ya da toplumsal mücadelenin temsilcisi olmaktan çıkarıp siyasi kariyerin aktörleri hâline getiriyor. Böyle bir düzende sadakat ilkelere değil fırsatlara, bağlılık halka değil makamlara gösteriliyor. Siyaset, mücadele alanı olmaktan çıkıp yükselme ve konumunu koruma mekanizmasına dönüşüyor.
Bu zeminde belediye başkanı da milletvekili de yönetici de kendisini temsil ettiği topluluğun bir parçası olarak değil; siyasi piyasada değer kazanmaya çalışan bir aktör olarak görmeye başlıyor. Çoğu zaman temsil ettiği insanların değil, kendi kariyerinin temsilcisi hâline geliyor. Bu nedenle parti değiştirebiliyor, söylemini değiştirebiliyor, ittifak değiştirebiliyor; hatta gerektiğinde dün savunduğunun tam tersini savunabiliyor. Çünkü onun açısından önemli olan fikrin sürekliliği değil, bulunduğu konumun sürekliliğidir.
Karşımızdaki tablo, aslında iki farklı siyaset anlayışının çatışmasıdır. Bir tarafta siyaseti kişisel yükselişin aracı olarak görenler vardır; diğer tarafta ise siyaseti yaşamın ve mücadelenin ayrılmaz bir parçası olarak görenler. Bir tarafta makam uğruna fikir değiştirenler, diğer tarafta fikirleri uğruna makamı reddedenler... Bir tarafta koltuğunu korumaya çalışanlar, diğer tarafta bedel ödemeyi göze alanlar...
Asıl mesele, seçmenin iradesini sırtında taşıyarak başka bir siyasi limana bırakabilen siyasetçi tipinin nasıl üretildiğidir. İlkenin yerini kariyerin, temsilin yerini fırsatçılığın, mücadelenin yerini siyasi tüccarlığın aldığı bir düzende bu tür siyasi transferler şaşırtıcı değildir. Şaşırtıcı olan, hâlâ bu düzenin sadakat sahibi, ilke sahibi ve dava insanları yetiştirebileceğine inanılmasıdır.
İşte bu anlayış arka planda varlığını sürdürdüğü sürece yapılması gerekenler sürekli ertelenmektedir.
Bugün yapılması gereken şudur:
Önce CHP İstanbul İl Başkanlığı, ardından Genel Merkez ve daha sonra İzmir'de yaşanan süreçler gösterdi ki, binaları korumak istiyorsanız önce vatandaşın içinde olmalısınız. Yaşanan süreci halka anlatmalı, CHP üyelerini bina nöbetine değil, geleceği inşa edecek mücadeleye çağırmalısınız.
Bunların hiçbirini yapmayıp sadece Sayın Özgür Özel'in yanında fotoğraf vererek bu sürecin yürütülebileceğini düşünmeyin. Köy köy, mahalle mahalle dolaşmalı; her seçmenle yüz yüze görüşmelisiniz. Sosyal medyada birkaç paylaşım yapıp sonra kenara çekilmekle siyaset yapılmaz. Bu yol doğru bir yol değildir. Asıl olan mücadeledir.
Eğer Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bugün hâlâ birilerinin yatırım yapmaya değer gördüğü bir siyasi figür olarak varlığını sürdürebiliyorsa, bunda en büyük pay sahiplerinden biri de yıllarca onun hakkında bildiklerini kamuoyuyla paylaşmayanlardır. İşte bu nedenle ben de Bartın CHP hakkında bildiklerimi anlatmak zorunda hissediyorum.
Artık yapılması gereken, Bartın halkının tamamına Özgür Özel liderliğinde neler yapacağımızı anlatmaktır. Hiçbir "ama", "fakat" ya da "lakin" üretmeden hep birlikte yürümek zorundayız. Milletvekili olabiliriz, belediye başkanı olabiliriz, meclis üyesi ya da parti yöneticisi olabiliriz; ancak bütün bu unvanları bir kenara bırakarak iktidara yürümek zorundayız. Bu kez geleceğimizi elimizden aldırmamalıyız.
Binayı savunmayı bir kenara bırakıp, kendi arkadaşlarımızı asılsız söylentilerle dışlamak yerine hep birlikte iktidara yürümeliyiz. Bunu başarabilecek yeniden yapılanmayı en sağlıklı şekilde oluşturmak zorundayız.

























