“Kibir, bir kişinin kendini önce mükemmel görmesini sağlar…
Sonra da, sonunu getirir…”Lev Tolstoy
Efendisiyle birlikte…
Kılıçdaroğlu denen, Klinik vakanın…
Tüm bu yaşattıkları…
Sadece, siyasi bir basiretsizlik ile anlatılamaz…
Kibir, Kin, Siyasi hırs ve Koltuk sevdası …
İnsanı bu noktaya getirir…
Trajik çöküşünü hep beraber izliyoruz…
Siyahi tarihimizde yerini almış…
Toplumsal ibret vesikalarından biridir artık…
Hatta şampiyonudur…
13 yıl süren Başkanlığından sonra…
Elinden gücü alınmış…
Kibri kırılmış…
Kendi yarattığı çelişkilerin altında ezilmiş bir figürün…
Psikolojik hazımsızlık ve intikam krizlerinin sorumlusu…
Kibir, Kin, Siyasi hırs ve Koltuk sevdasıdır…
Ayrıca, bu sıfatları taşıyan…
Yakın çevresindeki…
Kişisel çıkarlarını düşünen…
Seçilmiş ya da seçilmemiş Dalkavuklar…
Ülke genelindeki…
Zamanı geçmiş bazısiyasiler…
Örneklerini Zonguldakta da görüyoruz…
Aslında bunların Ortak adı…
“Profesyonel SiyasetEsnaflarıdır”
Ki bir önceki yazımda…
Henüz Butlan kararı çıkmamışken…
Bu başlığı kullanarak…
Bu klinik vakaları…
Detaylı anlatmıştım…
İsterseniz, okuyabilirsiniz…
Bunlarda onunla birlikte…
“Kılıçdaroğlu Siyasi Mezarlığındaki” yerlerini almışlardır…
Neyse…
Kılıçdaroğlu denen, klinik vakaya tekrar gelirsek…
80 yaşına merdiven dayamış bir insanın…
Geçtiğimiz hafta ekran karşısındaki acizliği neydi öyle…?!
Hâlâ hırsla, kinle ve intikam duygusuyla hareket etmesinin…
Siyasi tarihte…
Çok net ve çok sarsıcı karşılıkları olduğunu çoğumuz biliyoruz…
Tıp ve psikolojiilminde de…
Bu klinik vaka’nınyaşattıkları, nasıl tanımlanıyor diye…
Uzmanların söylediklerini araştırdım…
Bazılarıyla irtibat da kurdum…
Bu durumu anlamak için klinik psikolojinin çerçevesine bakmak yeterliymiş…
Şöyleki…
“Yüksek makamlarda bulunmuş…
Etrafı yıllarca körü körüne biat eden yapay çevrelerle sarılmış figürler…
Güç ve koltuk kaybı sonrasında büyük bir "Narsistik İncinme" yaşarlarmış…
Kişi elinden alınan gücü ve kaybettiği itibarı asla hazmedemezmiş…
Kendisine yöneltilen her rasyonel eleştiriyi…
"ihanet" veya "komplo" olarak görürmüş...
Bu incinmenin doğurduğu kontrolsüz hırs ise…
"Narsistik Öfke"ye dönüşürmüş…
Artık bu evreye giren biri…
"Ben yoksam arkamda tufan kopsun" mantığıyla hareket edermiş…
Yıllarca içinde bulunduğu kurumlara…
Kendisini destekleyen halka…
Zarar vermekten zerre kadar çekinmezmiş…
Bu güç zehirlenmesi…
Zamanla kişinin gerçeklikle bağını tamamen koparır...
Kendini yanılmaz, vazgeçilmez…
Adeta kutsal bir kurtarıcı olarak görürmüş…”
Ortada, 13 yıllık somut ve devasa bir başarısızlık olmasına rağmen…
Bunu asla kabul etmiyor…
Altılı Masa'da sergilenen basiretsizlikleri…
Gizli kapılar ardında imzalanan şaibeli protokolleri…
CHP listelerinden hoyratça dağıtılan 39 milletvekilini…
Halkın umutlarının gasp edilmesini…
Kendi vicdanında meşrulaştıramadığı için…
Tam bir "İnkâr Mekanizması" devreye giriyor…
Canlı yayındaki o utanç verici…
"Okumadım, duymadım, haberim yok, hukukçu değilim" ifadelerine sığınabiliyor…
Yine…
Tıp ve Psikoloji Uzmanları’nındediğine göre…
“Yaşlılık Dönemi Katılaşmasının…”
Suçluluk duygusunu kaldıramayan bir zihnin ürettiği…
Aciz bir savunma refleksiymiş…
Ağır suçluluk duygusunu taşımak yerine etrafa saldırmayı…
İntikam odaklı lüks ofisler kurmayı…
Partiyi bölme pahasına gündemi kilitlemeyi bir varoluş mücadelesi sanıyormuş...
Dünya siyasi tarihi, koltuğunu kaybettikten sonra deliren…
Hırsı aklının önüne geçen…
İntikam uğruna kendi davasını hançerleyen böyle figürlerle dolu…
Bunun en yakın ve en net örneği Fransa’da yaşandı…
Fransız aşırı sağının kurucusu…
Ulusal Cephe’nin (FN) yıllarca liderliğini yapan Le Pen…
Katı ve radikal hatalarında ısrar ettiği için partisine zarar vermeye başlamıştı...
Tıpkı bugün partisine ayak bağı olanlar gibi…
O dönemin şartlarında partinin geleceğini düşünen kadrolar harekete geçti…
Parti disiplin kurulu tarafından görevden alındı ve ihraç edildi…
Yaşlı Le Pen, bu tasfiyeyi ve güç kaybını asla hazmedemedi...
Yaşadığı muazzam narsistik incinme…
Onu tam bir intikam makinesine dönüştürdü…
"Ben Yoksam Parti de Yok" hastalıklı anlayışıyla…
Partiyi batırmak için ekran ekran gezdi…
Ağır hakaretler etti…
Bölmek için her yola başvurdu...
Tıpkı Ankara'nın göbeğinde ofis açıp partisini içeriden çökertmeye çalışan…
“Klinik vaka” gibi…
Ancak tarihin değişmez bir kuralı vardır…
Demem o ki…
Toplumlar ve siyasi hareketler…
Kendi hırslarının kölesi olmuş…
Zamanı geçmiş figürlerin intikam heveslerine teslim olmazlar...
Halk…
Onu, kendi hırsının ve öfkesinin karanlığında…
Şimdiden yalnızlığa mahkum etti zaten…
Sonuç Olarak…;
Efendisinin sözünden çıkmayan…
Kendi koltuk ikbali için koca bir ittifakı batıran…
Ülkenin geleceğini tehlikeye atan...
İntikam peşinde koşan…
Siyasi ve hukuki sorumluluktan kaçmak için…
"Bilmiyorum, görmedim" diyen bu klinik vakanın…
Ve onu destekleyen…
Diğer klinik vakalar’ınsonu…
“KılıçdaroğluSiyasi Mezarlığıdır…”
Kendi çelişkilerinin, gizli hesaplarının…
Dinmeyen kinlerinin esiri olan…
Demokrasiye ihanet eden…
Kılıçdaroğlu’nu ve…
Yanında yer alarak…
Siyasi hırslarına yenik düşen…
Toplumsal çıkarlar yerine…
Kendi çıkarlarını düşünen…
Kibirli,Koltuk sevdalılarını…
Halk, asla affetmeyecektir…!!

























