Ülke genelinde yaygın medya ve gazetelerin nasıl baskı altına alındığını yaşayarak öğreniyoruz. Alışıldık anlamda doğrudan sansür uygulanmasa da, çok daha etkili ve sonuç alıcı yöntemlerin devrede olduğu aşikâr.
Peki, yerel basında durum nasıl? Yerel medya da bu tabloya yabancı değil. Üstelik işin kolayı da bulunmuş: Basın İlan Kurumu aracılığıyla hizaya getirme yöntemi.
Bartın özelinde bu durumu birkaç somut örnekle değerlendirelim.
Bartın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Üniversitemiz Ağdacı Yerleşkesine, ülkemizde hukuk ve kamu yönetimi alanlarında önemli katkılarda bulunan Adalet Bakanımız Sayın Yılmaz Tunç’un isminin verilmesinden büyük onur duyuyoruz…” diyerek, Bakan Tunç’a teşekkürlerini sundu. Bu açıklamayla birlikte yerel medya, Sayın Bakan’ın adının kampüse verilmesini büyük bir coşkuyla haberleştirdi. Ta ki, Bakan Tunç’un “adının verilmesini istemediği” yönündeki açıklamasına kadar…
Bu açıklamanın ardından, bir anda ağız birliğiyle Prof. Dr. Akkaya’ya yönelik eleştiri okları fırlatıldı. Oysa daha dün “Rektör yeni geldi, peşin hükümlü olmayalım” diyen aynı kalemler, bugün en sert ifadelerle eleştiri yazıları kaleme alıyor.
İlginçtir, yerel medya aynı tavrı bir önceki rektör Sayın Orhan Uzun için hiç sergilemedi. Oysa Karabük ve Zonguldak basınında çıkan haberler oldukça çarpıcıydı:
Lüks makam aracı kiralanması,
Eşinin Karabük Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olması,
Mobbing iddiasıyla intihar eden akademisyen,
Engelsiz Yaşam Merkezi’ne VIP hizmet sağlanması,
15 Temmuz sonrası görevden uzaklaştırılanların sayısı...
Tüm bu gelişmeleri Bartın yerel basınından değil; komşu illerin basınından ya da ulusal medyadan öğrendik. Yerel medya bu haberleri görmezden geldi. İşte sansüre gerek kalmadan, basının nasıl kontrol altına alınabildiğinin somut bir örneği: Bartın yerel basını.
Bugün ise işaret fişeği verilmiş gibi, Prof. Dr. Ahmet Akkaya’ya karşı adeta linç kampanyası başlatılmış durumda. Oysa göreve gelir gelmez üniversite-sanayi iş birliğine önem veren, Bartın’la üniversiteyi buluşturacak adımlar atan bir yönetim anlayışı dikkat çekiyor. Bu kapsamda, Ağdacı Yerleşkesinde belirlenen teknopark alanı, Resmî Gazete’de yayımlanan kararla “Teknoloji Geliştirme Bölgesi” olarak ilan edildi.
Sayın Akkaya’nın, selefi Sayın Uzun’dan farklı bir yaklaşım benimseyeceği izlenimini bu kararlarıyla da görebiliyoruz. En azından yerel medya üzerinde kurumsal bir baskı oluşturma çabasına girmediği ortada.
Tam da bu noktada basın özgürlüğü tarihimizde önemli bir yer tutan 24 Temmuz’a değinmek gerekir. 24 Temmuz 1908’de, İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte Osmanlı basınında sansür kaldırılmış; gazeteler ilk kez sansür memurlarına gitmeden yayımlanmıştır. Bu nedenle 24 Temmuz, uzun yıllar “Basın Bayramı” olarak kutlanmıştır.
Ancak böylesine anlamlı bir gün, Bartın’da kurabiyeli-pastalı kutlamalarla geçiştirildi. Resmî kurumlar, bu güne özel programlar düzenleyerek yerel basının temsilcilerini davet etti. Kutlamalarda basına övgüler düzülürken, satır aralarında adeta talimat niteliğinde mesajlar da verilmeden geçilmedi:
Haberi vereceksin ama önce bize danışacaksın,
Haberi vereceksin ama arkasındaki gerçeği yazmayacaksın,
Haberi vereceksin ama habere konu olan firmanın adını vermeyeceksin,
Haberi vereceksin ama içeriği çarpıtarak servis edeceksin,
Gerekli işareti aldıysan, habere konu olan kişi veya kurumu hedef alacaksın...
Evet, Bartın’da yerel medya ve basının manzarası bu şekilde. Oto sansüre bundan daha çarpıcı bir örnek düşünülemez.
Bu yazı vesilesiyle Bartın’da görev yapan tüm basın mensuplarına küçük bir önerim var: Lütfen Bartın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya’yı anlamaya çalışın. Göreve gelir gelmez, kendisine tahsis edilen makam aracına binerek (önceki rektör, kiraladığı lüks araçla oluşan kamuoyu baskısı nedeniyle bu aracı kullanamamıştı) farklı bir duruş sergileyeceğini gösterdi. En azından bu konuda tarafsız ve bağımsız bir haber yapın.

























