Hayat zor. Neresinden bakarsanız bakın, her anı başka bir meşakkat. Hele ki bizim ülkede. Vaz geçtim toplumsal hayatı, sokakları, evinizde otururken bile her türlü sürprize açık olmalısınız en başta. Her an başınıza bir şey gelebileceği gibi, alınan bir kararla yaşamınız bir dakika içinde altüst olabilir pekâlâ. İnsanınız sonuçta, hiç belirtisi olmadan sağlık sorunu yaşayabilir, gözünüzü hasta yatağında açabilirsiniz. Yaşadığınıza şükrederken başınıza gelebilecek kaza, bela da ayrı tabii ki…
Dar gelirliyseniz zaten yandınız. Yaşam, metrelerce yükseklikteki düz duvara tırmanmak gibi bir şeydir sizin için. Ne kadar hamle yapsanız bir adım yükselemezsiniz. Her yüklenişinizde kolunuz kanadınız kırılır üstelik önceki arazlar daha da büyür. Yine de yılmaz hamle üstüne hamle yaparsınız bir ümitle. Ama naifle, takatiniz biter, tıknefes kalırsınız. Zaman içinde hayalleriniz gibi ömrünüz de yığılıp kaldığınız o yerde biter. Çocuklarınızın da aynı kaderi paylaşması kuvvetle muhtemeldir ne kötü ki…
BİR DE ZATEN ZOR OLAN BU HAYATIN AĞIR İŞÇİLERİNDENSENİZ VAY HALİNİZE
Dedim ya, hayat zor gerçekten. Hastalığı var bunun, sevdiklerinizin bin bir hali var. Kıyafetinden beslenmesine, eğitiminden sağlığına her şeyiyle ilgilenmek zorunda olduğunuz varlıkların beklentileri var. Akıl - beden sağlığınız, maddi gücünüz yerinde olur ama bazı şeylere gücünüz yetmez mesela, başı kesik tavuk gibi çırpınırsınız o vakitlerde. Değer verdiğiniz, çok sevdiğiniz, bin bir çabayla sahip olduğunuz şey, elinizden kayıp gider. En çok da o yaralar sizi. Kahrolası aczinize küfreder, ilenirsiniz…
Bir de zaten zor olan bu hayatın ağır işçilerindenseniz vay halinize. Dünyanın bütün dertleri yüktür size. Ayağına basılan bir kedinin acılı sesi, sokaktaki köpeğin mahzun bakışı üzerinize yıkılan dağın uğultusu olup dolar içinize mesela. Ezilirsiniz o yükün altında. Hamas’ın sorumsuzca savurduğu, bunu fırsat bilen İsrail’in savunmasız insanların üstüne attığı acımasız füzeler gelir evinizin en ortalık yerinde patlar. Yüreğiniz paramparça olur da derdinizi kimseye anlatamazsınız…
BİLMEK, FARKINDA OLMAK EN AĞIR YÜK
Dedim ya hayat zor. Vasatın her şey, kötülüğün sıradan olduğu şu Allah’ın belası günlerde hele erdemliyseniz, hele hissediyorsanız, bir de merhamet sahibi olarak vicdanı her şeyin üstünde tutuyorsanız, hayat, çekilebilir zahmet bile değil kesinlikle. Dünya hırsından deliye dönüp doğaya, insana, yaşama, kentlerine düşman kesilmiş muhterislerin yaptıklarına şaşkınlıkla bakarsınız. İçinize dolan öfke isyan çığlığı olarak çıkar ağzınızdan da, kimsenin duymaması kahreder sizi…
Bir de bilmek, farkında olmak var ki, o hepsinden beter. Entelektüel derinlik kazanıp şuurlu bir insan olarak hayatı derinlemesine kavramayı yaşam düsturu sayarsınız kendinize. İçinize birikir, tarihini savunursunuz yaşadığınız toprakların, kültürüne sahip çıkar, gözünüz gibi korumaya çalışırsınız. Yalan ağızlı Vandallar dozerlerle geçer korumaya çalıştığınız ne varsa üstünden. Hangisine öfkeleneceğinizi şaşırışınız. Öfke, olağan ruh olur. Farkında olmanın dayanılmaz çaresizliğini yaşayanların başka şansı yoktur çünkü…

























