Doğa yasaları döngüseldir. Yaşam sonsuz bir döngü içinde değişip dönüşerek başlangıç noktasına gelir. Bir ilkokul bilgisi: Güneşin ısısıyla su buharlaşır, başka bir forma dönüşüp su buharı olarak çıkar gökyüzüne. Ayrıntıya gerek yok, sonra da yağmur, kar ya da dolu olarak yeryüzüne iner; deniz, dere, göl ve yeraltı kaynağı olarak yolculuğuna devam eder sonra da. Canlılar için yaşamsal önemi olan su güçlü bir çözücüdür ayrıca. Çözünen madde hücre içinde girerek hayatın devamını sağlar...
Bir de ortaokul bilgisi: Karbon, azot, fosfor, kükürt, hidrojen, oksijen gibi temel elementler yapıtaşı olarak tüm canlıların bünyesinde bulunur. Ekosistemde, sürekli olarak bir formdan başka bir forma dönüşen bu elementler, canlılar tarafından tekrar tekrar kullanılır. Hayvanı, bitkisi, mantarıyla tüm varlıklar bu biyokimyasal döngünün parçasıdır. En önemlisi de şu: Atıkları dahil hepsi diğerinin gıdasını oluşturarak besin zinciriyle bağlıdır birbirine. Tam da bu nedenle, doğada çöp diye bir şey yoktur.
TÜM MÜCADELEMİZ AÇGÖZLÜLÜLERLE
Doğa döngüsel, “Sürekli büyüme” ve “Al, yap, sat, tükettir” felsefesi üzerine kurulu insan faaliyetleri ise çizgiseldir. Dünyanın geleceğini tehdit eden habitat kaybı, çevre kirliliği, iklim değişikliği, istilacı türlerin yayılması gibi sorunlar, kaynakların aşırı tüketimi üzerine kurulu bu lineer açgözlülüğün sonucudur. Artık çok iyi biliyoruz ki, doğa yasalarına aykırı insan faaliyetleri devasa çöp dağlarının, atmosferi ısıtan sera gazlarının da tek sorumlusudur. Ekolojistlerin tüm mücadelesi bu açgözlülükledir zaten…
İki haftadır bizi bir dehşetten ötekine sürükleyen meteorolojik olayların arkasında da insan faaliyeti var kesinlikle. Bilim insanları ve ekolojistler, kirli yatırımların aynı hızla sürmesi durumunda uzun süren kuraklığın ardından gelen ani yağış ve fırtınanın büyük zararlara yol açacağını söylüyor on yıllardır. Küresel ısınmayla toprak nemini kaybederek kuruyor. Oluşan yoğun buharlaşma da aşırı hava olayları meydana getiriyor. Seller, fırtınalar şiddetleniyor, sönmeyen orman yangını sayısı çoğalıyor…
BU YÜZSÜZLÜĞÜ DE TARİH BİR KENARA NOT EDİYOR
Tüm bunların özeti şu: Doğanın döngüsüne aykırı yapılan her iş inanılmaz maliyet çıkarıyor karşımıza. Buna bir de Zonguldak kıyı şeridi düzenlemesinde olduğu gibi doğanın bilgisine aykırı uygulamalar eklenince, kamu zararı anlamına da gelen bir garabet oluşuyor. Yanlışa “yanlış” deyip bu akıl dışılığı eleştirenler, doğa cellatları ve kalemşorlarınca “afet fırsatçılığı” yapmakla suçlanıp itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Bu yüzsüzlüğü de tarih bir kenara not ediyor elbette…
Alın fırsatçılık öyküsü: Yine böyle bir fırtınada surların bir bölümü yıkıldı, Ereğli Belediyesi, Karabük’teki Kurul’a başvurup, “Onarılamaz” diyerek tescilini kaldırttı,“Kent Balkonu” diye bir beton yığını yaptı yerine. İtiraz eden yazılar kaleme aldım, yetinmedim ilgili kurumlara şikâyet ettim. Sonuç alamadığım gibi benzer şeylerle suçlayan bir sürü de düşman kazandım. Ne gam? İsa’ya da, Musa’ya da yaranamasam da, doğanın ve kentin hakkını savunmaya devam edeceğim. Hayatı savunmak görevim çünkü…

























