Marquez’in “Kırmız Pazartesi” romanını okumuşsunuzdur mutlaka. Usta yazar, Kolombiya’nın sakin bir şehrinde işleneceğini herkesin bildiği ancak engellemek için bir şey yapmadığı cinayetin öyküsünü anlatır. Yalnızca bir öldürme fiilinin arka planını değil, halkın ortak davranış kültürünü de irdeleyen roman, bir toplumsal ruh çözümü metnidir de. Kasabasındaki bir olaydan yola çıkıp, tüm kötülüklerin suç ortağı toplumsal duyarsızlığa dikkat çeken Marquez, kitabıyla, ayna tutar insanlığın yüzüne…
Sıradan olaylar karşısında aldığımız tutum, üç aşağı, beş yukarı insanlığın ortak davranışını yansıtır. Güney Amerika’da da yaşasak Küçük Asya’da da, Kolombiyalı da olsak Türkiyeli de, sonuçta, insan olmakla malulüz hepimiz. Aramızda on binlerce kilometre yol, bambaşka kültürler, zıt iklimler olsa da, kültürel bazı farklar dışında, aynı tepkileri veririz. Gerçeklik duygusundan hiç kopmayan büyülü bir dille hep köyünü anlatan Marquez’in evrenselliği bunu iyi kavramasından gelmektedir zaten…
TEPKİLERİNİ ANLIK DUYGULARA TESLİM ETMİŞ BİR TOPLUM OLDUK
Türkiye’de de Kırmızı Pazartesi’nin atmosferini solumamız bu evrensel gerçeğin kanıtıdır ayrıca. 28 Mayıs sonrası Türkiye’nin ekonomide de; kültürel, insani, hukuki alanlarda da krize gireceğini hepimiz biliyor, bedelinin ağır olduğunu düşünüyorduk ama toplum olarak Erdoğan’a oy verdik yine de. Her birimiz çocuklarımız için büyük endişe içindeyiz, hiçbirimizin yarınların daha iyi olacağına dair en küçük umudu yok, ama bizi bu umutsuzluğa itenlerden vaz geçmiyoruz bir türlü…
Sonucuysa şuursuz, tepkilerini anlık duygulara teslim etmiş bir toplum olarak çıkıyor karşımıza. Gazetelerin yazdığına göre, bir Afgan göçmen Kırat’taki kaçak ocakların birinde çalışırken kaza geçirmiş. Her türlü denetimden uzak ruhsatsız ocakta, kaçak göçmen işçi çalıştırdığının açığa çıkmasını istemeyen maden sahibi henüz canı bile çıkmamış gariban Afganlıyı, Mercedes’inin bagajına koyup götürdüğü ormanlık alanda darp ederek öldürmüş. Yetinmemiş benzin döküp yakmış bir de…
HEPİMİZİN ÖNÜNÜ İLİKLEDİĞİ KERLİ FERLİ İNSANLAR SUÇA ORTAK
Şu anda bile beynim karıncalanıyor dehşetten. Kimseden ses çıkmadığına göre kentte umursayan da yok. Elimden yazıdan başka bir şey gelmiyor. Gerçek şu ki, devlet malı çalan Mercedes’li eşkıyalar üstüne bir de insan kanı içerken, hepimizin önünü iliklediği kerli ferli insanlar suç ortaklığı yapıyor. Olanları “Kentin sosyal sorunu” diyerek hafifletmeye çalışıyor sonra da. Düşünün ne olur, göz yumulmasa onca kömür nasıl sürülecek piyasaya, kamyonlarca malzeme dağlarda nasıl dolaşacak?
Bu filmi daha önce izledik. Yetkililer, “Küçücük Zonguldak’ta şu kadar alanı kontrol etmekten aciz miyiz” deyip harekete geçmediğine göre izlemeye devam edeceğiz ileride de. Katliam var, herkes suspus, siyaset konuşmuyor, sendikalar tepkisiz, sivil toplumun ağzını bıçak açmıyor. Hepimiz kaçak ocak adı altında devlet malının fütursuzca çalınacağını, yeni cinayetler işleneceğini biliyoruz. Yüreklerimizin kulakları sağır. Vicdanlarımız ayağa kalkmıyor bir türlü. Haykırıyorum buradan: Katiliz hepimiz…

























