Koskoca yaz geçti, tüm mevsim boyunca denizde yapabildiğimiz tek şey, kalan birkaç plajın taşlı topraklı zemininde güneşlenip, bulanık suda yüzmek oldu sadece. İğne atsan yere düşmeyen Kapuz Plajı’na kalabalık nedeniyle girmek mümkün değil çoğu zaman. Orta Kapuz etrafı harabelerle çevrili bir kayalıktan ibaret şimdilerde, çocukluğumun cennet bahçesi Tersane Plajı sırtını yamaca yaslamış dar bir kumsala dönmüş ne yazık ki. Allah’ın belaları, bugünlerde, bir de hafriyat döküyor oralara…
Yapanlar eseriyle övünedursun, iskeledeki düzenlemeler kentin tarihi dokusundan iz bırakmadı geriye. Çevresinde fütursuz uygulamalar yapılan o liman, kentin kurucu yapısı oysa. 1800’lü yılların sonunda liman inşaatı başlarken, 50-60 haneli bir köydü Zonguldak. Limanla beraber hızla büyüdü, Cumhuriyet’in ilk kenti oldu sonrasında da. Tüm düzenlemelerin buna göre yapılması gerekirken, hikâyesi olmayan, kentle bağı kurulmayan, alelade bile sayılmayacak kötü işler yapıldı orada…
KAPUZ PLAJI, KIZILAY GÖRÜNÜMÜ KAZANDI NEREDEYSE
İsimlerini tek tek yazsam gözüm yaşaracak diye korkuyorum, onlarca doğal plaj yok gözlerimizin önünde. Yine yedikleri haltı böbürlene böbürlene anlatsalar da, Kapuz Plajı, yapılan son düzenleme ile Kızılay kampı görünümü kazandı neredeyse. O cennet parçasına, ya çok nitelikli hizmet satın alınarak ya da ülke çapında düzenlenecek bir yarışma ile müdahale edilmeliydi oysa. Eşsiz kumu, muhteşem denizi ve çevresindeki doğal dokusuyla Kapuz böyle bir özeni hak ediyordu çünkü. Ama nerede bu öngörü…
Sizce de tuhaf değil mi, tüm pencereler denize açılıyor kentte, hele ki rüzgârlı havalarda her yan buram buram iyot kokuyor, Zonguldak denizle öyle iç içe yani. Tıpkı su sporları yapılamadığı gibi bir sandalın küreklerine yapışıp yarım saat çekme, bir kayığa uzanıp torbasına balık doldurma mutluluğuna da erişemiyor Zonguldaklı. Misafirleriyle birlikte deniz kenarında bir yere gidip, bir tava balık yiyebileceği adam gibi bir yerden vaz geçtim, doğru düzgün balık satın alacak pazarı bile yok…
NÜFUSUN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU SAHİLDE YAŞIYOR
Dahası, halkının büyük çoğunluğu, yaşamında bir kez olsun bir deniz taşıtına binip iki iskele arasında yolculuğa bile çıkamıyor. Limana en son ne zaman yolcu gemisi demirledi unuttum çoktan. Alaplı’dan Ereğli’ye, Kozlu’dan Zonguldak’a, Kilimli’den Filyos’a nüfusun büyük çoğunluğu sahilde yaşıyor oysa. Buralar arasında ayda, yılda bir de olsa bir tekne turu bile yapılmıyor, kenti yöneten güdük kafaların insanını denizle buluşturmak gibi bir derdi olmadığı gibi böyle bir sorunun farkında bile değil ne yazık ki…
Farkında olmadıkları gibi yapmadıkları kötülük de yok ayrıca. Karadeniz babalarının çöplüğü gibi, canı isteyen dilediği yerden çöpünü, hafriyatını denize boca ediyor. Hiç sakınılmadan, sahiller, birilerine, şantiye, hurda depolama alanı olarak kiralanıyor. Üzerinden yol geçiriliyor, dolgu alanı ilan edilip sanayi tesisi planlanıyor. Canım sahillere tiksinerek bakıyoruz artık. Emin olun torunlarımız böyle bir kenti heder ettiğimiz için yüzüne tükürecek hepimizin. En çok da bu kenti yönetenlerin elbette…


























Bir liman sorumlu müdürü olarak ahhhh ahhh cekerim
Maalesef deniz kenti olan olan Zonguldak bu özelliğini yitirdi yakında limanı da doldururlarsa şaşırmam, eskiden çocukluğumda, iskeleden kalkan motorlar Kapuz plajına yolcu taşırdı, tamam o gün karayolu imkanları kısıtlı idi belki mecburdular öyle gitmeye ama bu günde daha hızlı tekneler var gene yolcu taşınabilir, halkın denizle olan ilişkisi sağlanır bunu örneğin belediye yapabilr.